9 Ocak 2012 Pazartesi

Bir yıl içinde hayat benim için nasıl değişti?

11 Aralık 2010, 
Galatasaray, Gençlerbirliği ile Ali Sami Yen'de son lig maçında

Dondurucu bir soğuk... Sibirya'nın soğuk rüzgarları mıydı bu? İçimizi bu kadar üşüten neydi? İstanbul ilk kez bu kadar soğuk olmuyordu ya! Farklı birşeydi bu. Her geçen dakika mustarip halimiz biraz daha katılaşıyordu. Sanki her geçen dakika hayata karşı çalım yiyorduk. Sahadakilerin bundan haberi yoktu. Futbolun fena halde hayata benzediğini söyleyenlerin bir nedeni, bir yaşantısı olmalıydı. Üzerimiz açıktı. Ne kadar kötü olduğunu bilsek de, hep üzerimiz açık uyuyorduk. Elde avuçta kalan tek şey, anılardı. Bir yağmur gününde ıslak toprağa sevdiğinizi gömseniz, geriye kalan hep anılar olmuyor muydu zaten?..

Hatırlıyorum; çocukluğundan beri futbol topunun peşinde koşmayı vazife görmüş, onu gördüğünde içindeki çocuksu ruhu canlandırmış taraftarın hep birlikte o topa nasıl sırt çevirdiği hatırlıyorum. Ali Sami Yen'in son lig maçında uyuyan güruhla birlikte biz de uyurken, köşeden bir ağabeyin ayağa fırlayarak feryat edişini hatırlıyorum. Neye haykırıyordu bu adam? Bizim uyanmamıza mı, sahadakilerin uyanmasına mı? Hala yanıtını bilmiyorum.

Devre arası,

İnsanlar biraz olsun ısınmak istiyor ve yerlerine oturuyor. Birden sanki kemik sesleri duymaya başlıyorsunuz. Hayır, değil. Umudunu yitirenler ayaklarıyla koltuklara vurup, yerinden sökmeye çalışıyorlar. Herşeyi bırakmış, pes etmiş; artık sadece anılarını eve götürmek istiyorlar. Haklılar. Bir taraftar ruh halinin verdiği sancıyla bundan daha iyi ne yapabilir ki?

Maç sonrası,

Soğuğun havliyle etkisiz hale gelmiş burnunuz, maç sonraları o müthiş köfte kokusunu alamıyor artık. Huzur kelimesini başka şeylerde arıyorsunuz. Hayata hücum etmek için gerekli olan şey organizasyonken, siz pres bile yapamıyorsunuz. Olur bunlar elbette, kazananı da olur, kaybedeni de. Ama şerefli kaybedeni. İçim en çok bunun için sızlıyordu. Şerefli kaybeden!

***
Yıl 1953, Talat Terim oğlunun futbolcu olması için dualar eder. Terim ailesine Fatih Terim'den sonra iki kız daha katılır. Adana'nın göbeğinde topraksız bir emekçi çocuğuydum dediği günler... Altı yaşından itibaren, bir ayağı aksak olduğu için "Topal Talat" diye çağrılan babasıyla bir çok ağır işte çalışır Fatih Terim. Ayakta kalmanın yollarını küçük yaşlarda öğrenmeye başlar. Böylece ilerde meydan okumaktan usanmayan, kaybetme korkusu olmayan, gücünü sabırdan ve çalışma hırsından alan Fatih Terim karakterinin temelleri atılır.

Yıl 1974, Galatasaray için şerefli bir yıl. Adana Demirspor'un Galatasaray'la oynadığı karşılaşmayı Fatih'in mükemmel oyunuyla kazanan Adana Demirspor, bunun belki farklı sonuçlar doğuracağını tahmin edemeyecektir. Sonrasını gelin Fatih Terim'in kendi ağzından dinleyelim: "Romanya milli maçından sonra İstanbul'a dönmüştük. Galatasaraylılar beni havaalanından alıp kulübe götürdüler. Bu arada Adanademirsporlular araya girmek istediler ama ben kararımı vermiştim. Galatasaray'a gönülden 'evet' demiştim." Ve Fatih Galatasaray Kulübü'ne 1 milyon 650 bin liraya transfer olmuştur. O artık Galatasaraylı Fatih'tir.

Yıl 2010, Galatasaray tekrarı sever. Frank Rijkaard ile iplerin koptuğunu düşünen Polat ve yönetimi Fatih Terim'in kapısını çalıyor. Terim onları reddediyor. Çünkü Galatasaray'a gelmesi için iyi bir zamanlama gerektiğini artık kendisi de biliyor. Bu, aynı zamanda öğreten değil, öğrenen bir adamın yılların üzerinde ne kadar farklı bir öğreti bıraktığını gösteriyor.

Ve Terim birkaç taş değişikliğinin ardından, artık vaktinin geldiğini biliyor, sezon sonunda bir kez daha Galatasaray'ın başına geçiyor.

Birçok yanlış var. Sırayı iyi bilmek lazım. Öncelikle, televizyonda Galatasaray'a olan kırgınlıklarını dilleriyle bastırmaya çalışanlardan işe yarayanları yanına almak gerekir. Evet, Fatih Terim onları toplayıp Galatasaray'a hizmet eden insanlar haline getiriyor. Sonra sahayı temizlemek var. Görülen en mükemmel seçimleri yaparak, takıma yakışmayanları, Galatasaray'ın ne anlama geldiğini bilmeyenlerin eline bavulu veriştirerek, Florya'nın bilinen kapısının yolunu gösteriyor. Kalanlarınsa onun disiplini altında değişeceklerinden emin. Transferde %50 başarının, oldukça iyi bir rakam olduğunu söylüyor ki, bence bu mükemmel bir söz, dünyanın neresine giderseniz gidin bunu tasdiklersiniz. Elmander cebinde. Uruguay'ın Copa America yıldızı Muslera kupadan önce Galatasaray'a imzayı attı. İtalya'nın bidonu Melo Galatasaray'a kiralık olarak geldi, Terim 10 numaralı formayı eline verip 'Bunu giyeceksin' diyor. Öncelerden tanıdığı Ujfalusi savunmanın göbeğinde bir lider. Fakat yine birşeyler eksik. Ona birde Galatasaray'dan birileri lazım. Yine zamanında gözüne kestirdiği Semih Kaya'nın, ileride onun elinde nereye geleceğini tahmin ederek kadrosunda tutuyor. Kimsenin sene başlarken ondan haberi yok. Arsenal'in Fildişili oyuncusu Eboue, Terim'in isteğiyle fiyatının 3/1'ini düşürerek Galatasaray'ın yolunu tutuyor. Şuanda tek hata gibi görünen Riera'yı doğru pozisyona alarak, artık ondan da nasıl yararlanacağını anlıyor hale geliyor. Ve ikinci bir Galatasaraylı, Emre Çolak artık takımın düzenli oyuncularından biri.

Tüm bunlar gerçekleşirken, biz aslında işin kazanan Galatasaray'da bitmediğini biliyorduk. Bu yüzden karakter kelimesini Galatasaray farklı algılar. Tarihin sayfalarına indiğimizde, kulüpte bunun üzerine söylenmiş benzer cümlelere rastlamak mümkündür. Mükemmel bir takımı izlemekten ötürü keyif duyabilirsiniz ama yanında karakterli bir takım izlemenin hastası olursunuz. Çünkü onlar tıpkı sizin çocukluğunuzda arkadaşlarınıza duyduğunuz sevginin, beraber oynamanın verdiği hazzın kopyasıdır. Bazen güzel futboldan bahsederken aslında mükemmel arkadaşlığa sahip bir takımdan bahsettiğimi anlamıyorlar. Güzel futbol, karakterli insanlarla oynanır. Ve Fatih Terim, kılı kırk yararak tam da buna isabet etmeye çalışıyor. Artık kötü bir şans anında kazanma isteğinden ötürü çimleri dimdikleyen bir futbolcusu var Galatasaray'ın. Arkadaşı yerde yatarken sinirlenip, geride olmanın verdiği sinir var. Artık gollerin ardından objektiflere yansıyan en mükemmel gol sevinçleri var Galatasaray'ın. Artık gollerin ardından el ele tutuşup tribüne koşan bir takımı var Galatasaray'ın. Artık üzerini açan çocuğun, üşüdüğünde, onun üzerini örten bir hocası var Galatasaray'ın.

Fatih Terim eğer hülyalarının dünyaları sığmadığını söylüyorsa, artık en mükemmel anların bekçisi olmaya başlayabiliriz demektir. Çünkü bu, tek ihtimali olan insanların hikayesi.

Hayat bizim için artık daha önemli bir maç. Bu pres bizi de etkiliyor, bu hücum bizi de sevindiriyor. Teşekkürler Büyük Terim!

1 yorum:

Yakup Sabri İNANKUR dedi ki...

Eski Fatih Terim var. İsteyen, futboldan başka bir şeye müdahil olmayan ve alabildiğine hırslı. Ama bir yandan da yeni Fatih Terim bu. Sivriliklerini törpülemiş, egolarını bırakmış. Signor Terim değil, bildiğimiz Adanalı Fatih Terim. Galatasaraylı için, rakipler için, futbol için en önemlisi kendi için en güzeli de bu.