22 Eylül 2013 Pazar

Azı karar çoğu zarar

Federasyon birkaç hafta önce Milli Takım baş antrenörlüğü için Fatih Terim'e iltica etti. Başbakan'ın da arzusuyla, Terim "teklifi geri çevirmek olmaz" deyip işe koyuldu. Ayağının tozuyla iki önemli galibiyete imza attı hoca. Sahnenin perdeleri kapandı, gösteri bitti. Ama yeni bir şov için hazırlık süreci oldukça kısıtlıydı.

"Kimse benim Milli Takım'daki ve Galatasaray'daki görevimi yargılamasın" diyor Fatih Terim. Şuanki mevcut durum, oldukça hassas bir konu onun için. Bir yanı aşırı milliyetçi basıyor; diğer yanı ise aşırı Galatasaraylı. Dolayısıyla bu konularda hocanın tevazu göstermesi beklenemez.

Abdurrahim Albayrak'ın aktardığına göre Fatih Terim, Galatasaray için ofislerde sabahlıyor, eve sürekli geç gidiyor ve ailesi onun bu durumundan hoşnut kalmıyordu. İki senenin ardından, Emirates Cup dahilinde Fatih Terim beş kupa kazandırdı Galatasaray müzesine. Onun imza atarken kafasındaki takımın idealleri ile şuanki takımın idealleri arasında uçurum söz konusu. Bu idealler elbette taraftarda da etkisini kesin bir biçimde gösterir. Hele ki Galatasaray kültüründe bu daha da keskinleşir.

Galatasaray, teknik ekibin iki senelik planlamasıyla Avrupa'nın bir numaralı organizasyonunda çeyrek finale kadar yürüdü. United, Madrid, Schalke gibi takımları devirmeyi başardı. Bunu yaparken çeyrek finaldeki diğer takımlardan daha az bir bütçeye sahipti. Örneğin Malaga ve Juventus Şampiyonlar Ligi'nin sürpriz çeyrek finalistleriydi ama bütçeleri Galatasaray'a oranla kat ve kat ilerideydi. Uefa da Şampiyonlar Ligi'nin sürpriz çeyrek finalistini oylarken Galatasaray'ı seçmekte tereddüt etmedi. Bunu başaran şey teknik ekibin işine olan özverisi, saygısı ve odağıdır. Ardında derin tahliller aramaya gerek yoktur.

Bu yazıda sınırlı maç analizlerine değinmekten uzak duracağım. Galatasaray'ı çözümlerken biraz temel konulara eğilmenin mantıklı olabileceğini düşünüyorum. Birkaç sıralama yapabiliriz: Kırılganlık, tempo düşüklüğü, ciddiyetsizlik, gelişimsizlik, geriye düştüğünde moral bozukluğu vb...

Son iki sezondan bu yana, Galatasaraylı oyuncular takıma katkısını artırmıyor, bilakis azaltıyor. Eboue, Selçuk, Melo birkaç örnek. Kaldı ki bu oyuncular takımın gövdesini oluşturuyor. Muslera ve Umut kaliteli çizgisini her zaman koruyor. Riera ise inişli çıkışı bir grafik çiziyor. Sneijder bu sene daha olumlu işler yapmaya başlarken Drogba yaşlılık belirtilerini göstermeye başladı bile! Burak'ın geçen sezona oranla daha fazla koştuğunu söyleyebiliriz. Bunların dışındaki oyuncular sürekli değiştirildiği için belli bir tanımlama yapmaktan çekiniyorum. Zaten bu değişim, bir arayışın göstergesi. Sol ve sağ açıkta Amrabat, Engin, Hamit ve Çolak maç içinde teknik ekip tarafından sürekli yaptırıma uğruyor. Taraftarın bu oyuncular ıslıklaması gayet normal karşılanmalı. Arada bir ne olduğunu ve nerede oynadığını unutan oyunculara bir uyarı mesajıdır bu ıslıklar.

Fatih Terim'in ilk sezonunda, ben, o takımın oyuncularının maç seçtiğine tanıklık etmedim. Bunun şöyle açıklayabiliriz: Galatasaray, hocanın ilk sezonunda bir toparlanma süreci içerisindeydi ve mevcut oyuncular elinden gelenin en iyisini yapmak zorundaydı. Bu hal, takımdaki 20'yi aşkın futbolcuya gol nasip etti. Takımın iki orta sahası yirmiden fazla gol kaydetti. Pek çok geri dönüşe imza atıldı. Ve taraftar, mağlubiyetleri kolay hazmetti.

Bir sonraki sene ciddiyetsizlik kendisini göstermeye başladı. Bunun nedeni Avrupa'ya dönüş hikayesinin altında yatmaktadır. Takımların ligde pek çok puan kaybı yaşaması Galatasaray'a bir rahatlık verdi. Galatasaray Avrupa'da ilk iki maçtaki iki mağlubiyetin ardından deplasmandaki Cluj galibiyetiyle gruptan çıkacağına kendisini inandırmaya başlamıştı. Ve başardı da. Sneijder ve Drogba kabul etmek gerekir ki iyi birer takviyeydi. Rakiplerin puan kayıpları Galatasaray'ın şampiyonluğunu erkenden ilan etmesine vesile oldu. Şampiyonlar Ligi'nde ilk sekize de girerek, Galatasaray, başarılı bir sezonu geride bırakmış oldu.

Bu sezona girişte dört haftada dört gol kaydetti Galatasaray. Kayıp puan altı. Derbiler henüz oynanmadı. Beşiktaş bu sene ciddi bir rakip. Fenerbahçe daha da oturmuş görünecek. Anadolu takımları dişli. Bunlar birkaç öngörü sadece. Ama Galatasaray adına pek hoş görünmeyen bilgiler.

Gelelim Terim'in Milli Takım'daki hocalığına. Kabul ediyorum, Milli Takım'ı çalıştırmak özel bir görev. Farklı renklere gönül vermiş, farklı hüzünleri ve farklı sevinçleri yaşamış bir kitleyi bir arada tutabilme gücüdür Milli Takım. İki ay içinde bir kadro çıkarır, bir hafta beraber idman yapar ve iki müsabakayı ifa edersiniz. Elde ettiğiniz sonuca göre yazın turnuvalara katılırsınız. Aslında o kadar da zor bir iş görünmüyor. Jose Mourinho'nun neden Real Madrid'i çalıştırırken aynı anda Portekiz Milli Takımı'nı da çalıştırmamış olmasını anlamıyorum. Açıklaması ona göre basit: "Ben, çalıştığım oyuncularla her gün idman yapmak istiyorum." 


Fatih Terim ve Yıldırım Demirören Milli Takım'ın baş antrenörlüğünü resmen açıklamak için basın toplantısında

Sorun şu ki, Milli Takım, Terim dönemine kadar iyi yönetilmedi. Hoca ciddi bir yükümlülüğün altına girdi. Şimdiye kadar gayet iyi gidiyor. Ama bu iş biraz kafa karıştırıcı. Galatasaray'ı Avrupa'nın bir numaralı turnuvasında daha ileri götürme planları kuruyorken, Milli Takım da nereden çıktı? Federasyon'da sizi göreve çağıran başkan futbolun yüz karası bir sima. Saçma sapan işlere girişmiş, her el attığı işi de yüzüne gözüne bulaştırmış bir başkandan söz ediyoruz. Bundan birkaç hafta önce de yabancı sınırlandırması konusunda kulüplerin isteklerini yerine getirmeyerek önüne taş koymuş, yapılan planları alt üst etmiş saçma sapan bir adam. "Ama mesele Milli Takım..."

Milli Takım aralarında Fatih Terim şu iki seneye kadar hep oyuncu gönderdi, şimdi kendi de gider oldu. Oyuncuları bedensel bir yorgunluğa bürünüyorken, onu zihinsel bir yorgunluk kaplayacak, ki bu daha kötüdür! Geceleri artık yalnızca Galatasaray'ı düşünmeyecek, Milli Takım'a da kafa yoracak. Daha fazla lig maçı izleyecek, daha fazla analiz gerekecek, daha fazla takım çıkaracak. Bununla birlikte Galatasaray kimliğini kısmen bastırma telaşına kapılacak. Ve bu telaş, pek çok yanlış kararı beraberinde getirecek. Basın, hocanın üzerinde daha fazla baskı kuracak. Elinde daima ileri gitmesi gereken bir takım planı varken, saçlarına daha fazla ak düşecek Fatih hocanın. Terim, Milli Takım'a hoca olduğunda, aklımdan geçenler tam olarak bunlardı ve akla gelen başa gelmiş oldu ne yazık ki. Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki, Fatih Terim, Milli Takım'a imza attığında Galatasaray'a zarar vermeye başlamıştır.

Duran adamlar durmasınlar, burası Galatasaray. Bu kültür daima kazanmak ve gelişmek zorunda
Oyun iştahı birşeyler kazandıktan sonra azalmaya başlar. Oyuncunun yapması gereken şey, sezon başında sahip olduğu tüm ünvanları rafa kaldırmasıdır. Eğer yapmıyorsa, bu oyuncu kibirlidir. Kibirli oyuncular sorun çıkarır. Bu oyuncularla sözleşmeler olabildiğince kısa tutulmalıdır; yahut teklif halinde satılmalıdır. Ben konuyu Burak Yılmaz'a getireceğim. Örnek aldığı futbolcunun Hakan Şükür olduğunu hiç mi hiç sanmıyorum. Futbolda ıslığın ne anlama geldiğini evine gittiğinde yatağında midesine ağrılar saplanan futbolcu anlar, küfür eden değil. Bunu bir mobilyacı gibi düşünün. İşini iyi yapmamış bir mobilyacı müşterisinden kusur işitebilir ve mobilyacı müşterinin isteğini kesinlikle yerine getirmek zorundadır. Burak'ın son davranışları hiç hoşuma gitmiyor. Şimdiden gitme hayalleri kuranlar hemen gitmeli. Bir saniye bile durmamalı.

Takımın geriye düştüğünde hemen kırılganlığa uğraması takımın karakter yapısından kaynaklanıyor. Ujfalusi ve Elmander gibi oyuncuları kaybetti Galatasaray. Bunlar önemli birer parçaydı. Yerine koyulanlar gerekli özveriyi gösteremiyorsa, o takım elbette geriye düştüğünde kırılma yaşar. İyi bir futbolcunun yanında karakterli bir futbolcuyu transfer etmek bu şekilde bir fayda sağlar.

Anahtar sözcükler: Galatasaray, Türk Milli Takımı, 2013-14 sezonu