20 Ağustos 2013 Salı

Futbol ve Gezi: Formalarınızı siyasete sokmayın

Taraftarlar Gezi Park'ı olaylarında birlikte yürüyor

Beklendiği gibi, gezi olaylarının ardından Türkiye'de futbol liglerinin başlamasıyla daha ilk haftadan büyük bir karmaşa yaşandı.

Halbuki Spor Bakanı Suat Kılıç ligler başlamadan mesajı vermişti: "Gezi stadlara taşınırsa futbol biter."

Olayların Türkiye'de bu kadar popüler bir oyuna bulaşması elbetteki bekleniyordu. 

Ancak bu konunun çözümü oldukça karışık.

Futbolun gücü zamanla epey büyüdü ve bu gücü çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen kesimler elbette mevcuttur. Buna paralel olarak futbola bu tarz şeylerin alet edilmesine tepkisiz kalmak istemeyen kesimler de mevcuttur. Ben ikinci görüş ile birleşiyorum. Futbolun daima futbolun içinde kalması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye'de Gezi olayları siyasi bir karmaşayla türemedi fakat zaman içerisinde bu olayları siyasi bir karmaşa haline getirip mevcut hükümeti indirmeyi hedefleyen gruplar olaylara müdahil oldu. Bu yüzden olayların başlangıç ve gelişme aşamasını birbirinden ayırt etmek gerekir. Bununla birlikte Gezi olaylarının tamamiyle bir halk hareketi olduğu görüşüne katılmıyorum çünkü toplumun çoğunluğu bu olaylara destek vermekten kaçınmıştı. Kimsenin hakkına tecavüz edilmediği sürece meşruluğa saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş. Türkiye'de en çok kitleye hitap eden takımlar. Kulüpler olaylardan uzak durmaya çalıştıkça taraftarlar görüşleriyle birlikte takımlarını olayların içerisine alet etmeye çalışıyor gibi. Bir kulübün siyasi bir görüşü olabilir ama bu, Türkiye'deki takımlar için geçerli olmamalıdır. Çünkü bahsettiğimiz bu üç takım kuruldukları günden bu yana halkın takımı hüviyetlerini kazanmıştır ve bu takımların bir görüşü ifşa ettiğini düşündüğümüzde pek çok taraftarı kaybedebileceği gerçeği de açıkça ortadadır. Kimse böyle bir riskin altına girmek istemez. Eğer paradan bahsediyorsak, kesinlikle öyledir.

Bir Katalan kulübünün, taraftarını, Katalan bağımsızlık yürüyüşüne teşvik etmesini kimse yadırgamaz. Çünkü kulübün kökeni ve yapısı bellidir. Eski Barcelona hocası Pep Guardiola'nın Katalan parlamentosunda bir konuşmasını hatırlıyorum. Bence kimse buna itiraz edemez. Tribünde bir Katalan bayrağı açıldığında, bu olay o stadda bulunananların zoruna gitmez. Barcelona kulübünün 250 bini aşkın üyesi bulunuyor ve bunların içerisinde taraftarlar da var.

Gezi olaylarının sivil savaş ile bir yakınlığı da yok. Ancak Galatasaraylı Drogba'nın ülkesindeki sivil savaşı bitirmek için (2002-2007) futbolun gücünü kullandığını biliyoruz. Futbol yine orada da çok farklı bir olay üzerine kullanılmıştı. Dönemin devlet başkanı Laurent Gbagbo 2005'te ülkenin Bouake şehrine hava saldırısı düzenlemiş ve o dönem Drogba bu olaylardan hemen sonra federasyonla görüşerek Afrika Kupası eleme maçını Bouake'ya aldırmıştı. Fildişi Milli Takımı yine o dönem Afrika Kupası kazanarak ülkesine sevinç vermişti. Futbol, bir acının üzerine kullanılmıştı; bir yıkımın üzerine değil.

Üç takımın taraftarı da giydikleri formanın kendi görüşüyle paralel olmadığı gerçeği üzerinde birleşmeli. Türkiye'de hiçbir kulüp başkanı, yöneticisi veya sporcusu bu olayların içerisine müdahil olmamalı, çünkü en ufak bir kıvılcımla bir ateşi körükleyebilirsiniz. Neden üç takım da yükselişteyken bir çöküntüye uğrasın? Bunu ne taraftarlar, ne devlet ne de bir başkası ister diye tahmin ediyorum. Futbolun içerisine siyaset sokmayanlar formalarını siyasete sokmasınlar. Bu olaylar tamamen samimiyetten uzak.

3 yorum:

Alican Döşer dedi ki...

"Kimsenin hakkına tecavüz edilmediği sürece meşruluğa saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum." demişsin.

O zaman isteyen destek verir isteyen vermez, daha basit değil mi?

Muhammet Buğra Gülhan dedi ki...

Orası kişinin kendisini bağlar. Ben yazıda futbol kısmına değindim. Formasıyla protestolara giden insanlarla benim işim. Benim destek verdiğim kulüp neden siyasi bir olayda bir taraf seçmek zorunda bırakılsın? İşte orada ben desteğimi çekerim. Yoksa, banane tabi, ne haddime.

Adsız dedi ki...

Onlar "Siyaset yasak" diyip muhalefeti engelleyerek iktidarını güçlendirmeyi amaçladıkça, ultraslanı bodyguard olarak kullanmaya devam ettikçe biz daha yüksek sesle bağıracağız her hafta 34. dakikada.Bu böyle biline..