16 Mayıs 2012 Çarşamba

17 Mayıs paranoya bir tarih mi?


Bence değil. Asıl olan 17 Mayıs da değil. 17 Mayıs'a dek gerçekleşen süreç ve bu süreci Avrupa'nın zirvesinde sonlandırmak. Herkes bu tarihten bahsederken yalnızca Avrupa'nın tepesinde bir kupa görür ancak ince bir detay vardır. O dönemde üst üste kazanılmış dört lig şampiyonluğu var. TSYD, Cumhurbaşkanlığı vb. kupaları saymıyorum. Yanılmıyorsam o takım, Galatasaray tarihine tam 12 kupa koydu. Oynadığı futbol neticesiyle zaten hafızalara kazınmıştı. Uefa Kupası'nı 'Biz de yapabiliyormuşuz' olarak yorumlamak daha makul. Ancak gel görelim ki bu 'Biz de yapabiliyormuşuz' felsefesi birkaç ay sonra Lucescu'nun kazandığı Süper Kupa dışında bir başarı görmedi.

Ülke olarak başarıya aç bir milletiz. Yıllarca ne diplomaside ne de kürsüde bir başarı elde edememişiz. Siyasi bölgeyi de havuzun içinde tutuyorum. Ve biz coşkuyu fazlaca yaşayan bir milletiz. Kazanalı 12 yıl geçmiş bir kupayı her sene başı yad etmek paranoyak bir görüntü çizebilir. Ancak tam burada izninizle istatistiklerden yararlanacağım.

1963-64 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Çeyrek Final: Fenerbahçe
1988-89 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Yarı Final: Galatasaray
1999-xx Uefa Intertoto Kupası Yarı Final: Trabzonspor
1999-00 Uefa Kupası Kazananı: Galatasaray
2000-01 Uefa Süper Kupası Kazananı: Galatasaray
2000-01 Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final: Galatasaray
2002 Dünya Kupası İlk Dört: Türk Milli Takımı
2002-03 Uefa Kupası Çeyrek Final: Beşiktaş
2003-04 Uefa Kupası Dördüncü Tur: Gençlerbirliği
2007-08 Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final: Fenerbahçe
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Yarı Final: Türk Milli Takımı

Yıllara göre Avrupa Liglerinde
Galatasaray'ın derecesi
Ne 17 Mayıs'tan önce ne de sonra, "Türkler şampiyon" dedirtebilen bir takım çıkmadı. Kimse kürsüde madalya alamadı. Ufak çaplı başarılarda dahi istikrar sağlanamadı. Bir sonraki yıl ortalarda kimse yoktu. Düzgün bir sistem, bir yapı yoktu. Herhangi bir şampiyonaya katılmayı bile başarı olarak algılıyoruz. İşte 17 Mayıs bu nedenle yalnızca bir zirve değil, bir yapılanmanın baş gösterisi. Başarıya nasıl gidildiğinin göstergesi.

70'lerde Brian Clough'un 'renkli televizyonlar' olarak değerlendirdiği ve oyuncularına, "Avrupa liglerinde oynamak tatile çıkmak gibidir. Sahaya çıkın ve keyif alın" diye tanımladığı bu lig eşi benzeri olmayan bir gösteri sahası. Mesela İngiliz veya İspanyol takımlarının geçmişten bu şekilde bahsettiğini görmeyiz çünkü sadece başarısız takımlar geçmişini arar. Haliyle onlar da başarılı oluyorlar. İngiltere'de Şampiyonlar Ligi'ni kazanan takımlar: Aston Villa, Nottingham Forest, Manchester United, Liverpool. İtalya'da: Milan, Inter, Juventus. Portekiz'de: Porto, Benfica. Hollanda'da: Ajax, PSV, Feyenord. Almanya'da: Bayern, Dortmund. İspanya'da: Real Madrid, Barcelona. Ve geçmişteki adıyla Uefa Kupası, şimdiki adıyla Avrupa Ligi'ni kazanan takımlardan bahsetmiyorum dahi. Hepsi şampiyon oldular. Eğer bu söylemleri orada söyleyecek olursanız, sizi o zaman paranoyak görebilirler.

Türkiye'de kazandığın şampiyonluklarla övünmek hapishane ağası olduğunu ilan etmekten başka birşey değil. Seni Avrupa'da etnik kökenlerin dışında pek az kimse izliyor. Hapishanede ağa olman umurlarında değil.

Bu ülkede böyledir. Ortaya gerçekçi şeyler koymak gerek. 17 Mayıs'ı kutlamak bu yıl daha akıllıca olacaktır çünkü Fatih Terim yine Galatasaray'ın başındadır. Planı, projeyi, sistemi ve arkadaşlığı en iyi o bilir. Aynı zamanda büyük düşünür. Açın arşivlerinizi ve izleyin 17 Mayıs'ı. Çünkü 12 yıl boyunca Türk Futbolu daha sistemlisini, daha başarılısını görmedi. Ne zaman kürsüde şampiyon bir Türk takımı göreceğiz, işte o zaman 17 Mayıs paranoya bir hal alacak. Elbette geçmişi, geleceğe mahkum etmeyerek...

Hiç yorum yok: