6 Nisan 2012 Cuma

Meramın elinden ne kurtulur!

Şaşalı günlere geri dönüş: Athletic Bilbalo'lu oyuncular
maçın ardından taraftarıyla bütünleşiyor
Bilbao-Schalke maçının rövanşında San Mames'e evinde dört gol yeyip gelen Schalke'nin ilk yarıda etkili bir oyun ortaya koyduğunu söylemek gerekir. Bunun karşılığını 29'da Huntelaar'ın golüyle elde ettiler. Ancak Bielsa yine heyecanıyla ve o koca gözlüklerinden gördükleriyle maçı nefis okudu ve 42 kasetini izlediği rakibinin herhangi bir geri dönüş yapmasına izin vermedi. Takımını ve rakibini nasıl iyi yuttuğunu yaptığı yerinde ve zamanındaki değişikliklerde görebilirsiniz. Keza yanlış giden birşeyi düzeltme işinde de çok iyi. Raul'un golünün ardından Bielsa bir ara savunma oyuncusu Amorabieta'yı çağırdı ve fırçaladı. Adam o dakikadan sonra sahanın en iyisiydi! 

İkinci yarıdaki oyunu daha çok beğendim. Bilbao'nun o meşhur adam adama markajı yine enfesti. Schalke ise turu geçemeyeceğini anladığı andan itibaren oyunu sertleştirmek istedi. Bilbao, kararlı, sistematik ve doğrularla iki kez geriye düştüğü rakibine karşı boyun eğmedi. Toparlandıktan sonra üçüncü golü atabilmek için varını yoğunu ortaya koydu. Bir dakika dahi oyunu geçiştirmedi; topu oyunda tutmaktan yana oldu.

Bu maçla ilgili bahsetmek istediğim ufak bir detay da şu: Huntelaar'ın golünün ardından aklımdan Galatasaray-Hamburg maçı geçmedi değil... 2-0 öne geçtiğimiz o maçı nasıl kaybettiğimizi hala anlamıyorum. Ancak çoğu kez en mantıklı açıklamalar en basit olanlardır. Bülent Korkmaz bu işten anlamıyordu yahut Galatasaray'ı antrenörlüğü üzerinde bir deneme tahtası gibi kullanmıştı. Biz böyle bir mücadelede ilk maçtan 4-2'lik bir avantaj elde etsek, bunu kendi kalemizin 10 metre önünde 90 dakika boyunca harcardık. Neyse, bu konulardan ders almış olduğumuzu umuyorum, fazlaca laf boğmaya da gerek yok. Sistemliler ve sistemsizler arasındaki farkı hep gördük. İspanyollar bugün Avrupa'nın en iyi iki kupasında beş takımla yarı finallerde boy gösteriyorlar. 

'Unta Espana, unta Raul' sesleri
Raul İspanya'da Pichicci ödülünü kazanan birkaç oyuncudan biri. Maçtan evvel Bilbao kaptanı Iraola ile birlikte Raul, Athletic Bilbao'nun efsane golcülerinden Rafael Moreno heykeli önünde poz vermişler ve birbirlerine başarı dilemişler. Üstelik Raul bir de çiçek bırakmış. Unta kelimesi bildiğim kadarıyla İspanyolca'da 'pislik' anlamına geliyor. Yani Athletic Bilbao taraftarının Schalke'nin her kornerinde kendilerine yaklaştıkları Raul için söyledikleri bu sözlerin Türkçe karşılığı, "Pislik İspanya, Pislik Raul" oluyor. Bunlar bir nevi İspanya'daki iç savaşın ve diktatör Franco'nun ülkedeki ağır yönetiminin kalıntıları. Gariptir, bunu Bülent ağabey (Timurlenk) ile görüştüğüm sırada onun İspanya ülkesine dair bilgi ve tecrübesine dayanarak sormuştum: Nedir abi bu olay, burada bu kadar şark kurnazlığı yapılarak dile getiriliyor ama olayın oradaki aslını bir de senden dinleyelim diye, şöyle demişti: "Bu çiğlik bizim ülkemizde var. Orada bu tür şeyleri ağza almak herkes tarafından yadırganıyor. Franco'yla sorunu olan adamlar önce gitsin Kenan Evren'le olan sorununu halletsin." Çok değil, birkaç hafta sonra Barcelona-Manchester finalinde tribünlerde yine 'Catalunya is not Spain' pankartları görmüştük. Yine de ben Raul'un bu tür şeylerle anılmasına üzüldüm. İspanyol futbolunun gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri olan ve bu ünvana gösterdiği profesyonellik anlayışıyla kendisini her türlü yakıştıran bu adama söylenmemeliydi bu sözler. Rakip takıma iki maçta üç gol attı, elendi, ancak yine sahadaki tüm oyuncuların elini sıkmayı ihmal etmedi.

Hiç yorum yok: