15 Nisan 2012 Pazar

Aşırı milliyetçilik yahut ideolojicilik




















Havuzuma fazlaca tarih kitapları dolduruyor olmamdan gerek, bu 'gereğinden fazlacılık' her zaman zihnimi kurcaladı. Geçenlerde bir arkadaş sohbetinde bunun konusu açılmış ve şöyle bir yorum duymuştum: "Milliyetçilik, ırkçılıkla doğru orantılıdır." Bu cümle kafama çok yattı, hatta konu üzerine zihnimi oldukça açtı. Milliyetçilik kelimesini duyanlar bunu bir 'özerklik kazanmak' şeklinde düşünebilir. Benim bahsetmek istediğim konu elbette bu değil. Ben günümüzdeki aşırılıktan söz ediyorum.

"Herşeyin fazlası zarardır" derler. Tarih derslerinde I. Dünya Savaşı anlatılırken felanca kişiden söz edilmez, kişiye hep bir topyekünlük aşılanır. Kürdü, Türkü, Çerkezi... Ama zaman ilerledikçe gerçeğin öyle olmadığı görülür. Çünkü değişen yönetim şekli ve yönetim şeklinin temelini oluşturan milliyetçilik olgusu, ülkede yıllarca farklı sorunlar türetmiştir. Bu, en küçük çocuğun okulda işlediği derslere dahi yansımıştır. Bunların dışında kalanlarsa kendisini ne yaparsa yapsın kabullendiremez. Kişilik oturdukça bir aitlik duygusu aranır ve ayrımlar meydana gelir. Bu konuyla ilgili küçük bir olay anlatayım: Bir sınıf ortamında tarih dersi işlendiği sırada öğretmen Ermeni sorununa değinmektedir. Ermenilerin Osmanlı toplumunda zamanla üst sınıf kademelere çıktıkları ve görev aldıkları anlatılır. Hatta o zamanlar halk arasında bu kişiler 'sadık kimseler' imiş. Sınıfın en önünde, kökeni İspir'e dayanan birisi hocadan söz kullanma hakkını aldığında Ermenilerin yaptığı katliamlardan söz eder ve onları aşağılar. Tabi bunu söylendiğinde hemen iki sıra arkasında oturan çocuğun bir Ermeni olduğunu bilmez. Hemen o da devreye girer ve şöyle der: "Türkler de bizden güzel olanları kendisine eş alıp, kalanları katletmiştir!" Bu olanların ardından öğretmen elbette devreye girip ortamı yatıştırıyor. Ama ne fayda, yeri geldiğinde bu olaylar aynı kişiler üzerinde yeniden ceryan etmeyecek mi? Bu ufak sözlü tartışmanın ardından İspirli arkadaşa "Gereğinden fazla zorlamıyor musun?" diye sormuştum ve o da "Yok birader, ben sevmiyorum onları. Biz onlara bu kadar iyilik yapmışız, onlar gelip bizi arkamızdan vurmuş" diye yanıtlamıştı. Bunun üzerinden küçük bir zaman dilimi geçmişti ki Ermeni arkadaşı bir Cuma namazından önce abdest alırken görmüştüm. Hatta iç de geçirmiştim: "Demek ki herkesin ortak bir nokta üzerinde anlaşabileceği bir konu var."

Reddemeyeceğimiz birşey var ki o da şudur: Farklı ideolojiler hep çatışır. Hatta birbirinden doğar. Edebiyat akımlarından tutun da sağcı-solcu olaylarına kadar. Ülkemizde sayısı hızla artan ateist yanlısı kimseler, nasıl olur da bir müslümanla çatışmayabilir ki? Sen, onun inandığı Allah'ı reddediyorsun ve bunu açık bir biçimde dile getiriyorsun. Müslüman bunu duyduğunda, "Sen nasıl bu kadar ileri gidebiliyorsun?" diye soruyor ve Ateist de, "Hani sizin dininizde hoşgörü vardı?" diye karşılık veriyor. Bunun son örneği Fazıl Say. Bir şeyi benimsemiş bir kimse, -bu bir din ya da herhangi bir ideoloji olsun- neden bunu dışa vurma gerekliliği hisseder ki? Eğer bunu yapıyorsan ideolojini başkalarına da aşılamaya çalışıyorsun demektir. Başkalarını etkilemek istiyorsun demektir. Üstelik bunu televizyon ve medyada kullandığın sanatçı etiketiyle empoze etmeye çalışarak... Sen bir sanatçısın. Halk seni ortaya koyduğun eserlerle anmalıdır. Yalnız Fazıl Say için söylemiyorum bunu, bir müslüman, bir hristiyan için de durum benzer. Bunu sakin ve açıklanabilir bir şekilde birisine anlatmak başka, senin çizdiğin yol başka. En çok üzüldüğüm konu böyle insanların 'sanatçı' diye anılması. Aynı adam birkaç hafta önce vizyona giren 'Fetih 1453' filmini gereğinden fazla milliyetçi bulduğunu açıklamış ve sanatsal bir yönü olmadığı için filmin yapım müziklerini hazırlamayı reddetmiş. Sen bu olaylardan sonra insanların karşısına bu şekilde çıktığında, ortaya attığın bahanenin ne kadar gerçekçi olabileceğini düşündün mü? Osmanlı toplumu dindar ve hoşgörülüdür. Tam olarak teokratik olmasa da bu, devletin yönetim şekline de yansımıştır. Yani doğal olarak sana ters. Ben, şimdi senin bunu milliyetçilikten ötürü reddettiğini nasıl kabul edeyim? Doğrusu bence şudur: Sen, bir ateist olduğun ve Allah'ın varlığına inanmadığın için, filmi izleyip bir bölümde Fatih Sultan Mehmet'in arkasındaki ordusuna namaz kıldırdığını gördüğün için bunu 'sanatsallıktan yoksun' şeklinde yorumladın. Bu iyi bir bahane değil. Amerikan filmleri değil mi her fırsatta eserlerine İncel'den sözler yükleyen? Demek ki farklı milletler bunu dilediği şekilde uygulayabilir. Elbette sen meseleyi farklı bir şekilde açıklamak istiyorsan orası başkadır.

Konuyu spor üzerinden de yorumlayabiliriz. Son dönemde özellikle İngiltere'de sıklaşan 'ırkçılık' olayları siyah-beyaz renk ayrımı ve milliyetçilik kavramlarıyla doğrudan alakalı. Hayatı boyunca bundan en fazla çeken insan, gelmiş geçmiş en iyi sporcu mevkisini benim için kabul görmüş olan Muhammad Ali'dir. Ruhunu hiçbir zaman milleti için satmadı. Engellenmeye çalışılsa da hep çalıştı ve ünvanını yeniden kazandı. Bir başka örnek ise futbol. Hergün şöyle bir Kadıköy'e çıksanız yahut Taksim'e inseniz elli tane adama raslarsınız "Ben Fenerbahçeliyim veya Ben Galatasaraylıyım" diyerek kendiyle övünen. Twitter'da da etiket yapıp bolca samimiyetsizlik akıtırlar. Eğer bu iki kavram, ortak bir noktada buluşmuyorsa ne anlamı var bunu bu şekilde manipüle etmeye çalışmanın! Ben Rıdvan'ım, ben Cüneyt'im diyerek karşındaki insanın fikirlerini değiştirmiş olmuyorsun, yalnızca kendini tatmin ediyorsun. Ancak ve ancak Metin, "Jübile maçımda Fenerbahçe'ye karşı oynamaktan gurur duyarım" dediğinde ortak bir noktada buluşuyorsunuz. Bu yüzden sakin olmak lazım, üretken olmak lazım. Kimsenin sana birşey yaptığı veya elinden birşey aldığı yok. Sen ve benimsediğin şeyler yine birliktesiniz. Attila İlhan'a Galatasaray'la ilgili bir kitap yazacak mısınız diye sorulduğunda, kendisinin verdiği, "Neden yazayım. Böyle bir kitabı yalnızca Galatasaraylılar okur" yanıtı da buna mükemmel bir örnektir.

Demem o ki dünyaya evrensel insanlar lazım. Aya ilk ayak basmadan evvel "Kendim için küçük insanlık için büyük bir adım atacağım" diyen Neil Armstrong'lar, İngiltere'yi sömürgecilik tarihinden ötürü aşağılayan Roger Waters'lar, ülkesine demokrasi isteyen Corinthianslı Socrates'ler, Muhammad Ali'ler, Quenn'ler lazım. Farklı kabilelere ayrılıyor olsak da biz bir insanız. Yalnızca dillerimiz ve kültürlerimiz farklı. O da halledilmeyecek bir sorun değil. Aşırıcılık hiçbir zaman birşey kazandırmaz. Mutluluk herkese hitap ettiğinizde güzeldir.

1 yorum:

ben-i Adem dedi ki...

Bir insan fikirlerini ancak bu kadar sade, sakin, kırmadan, dökmeden anlatabilir. Ufkumu açtın. Tebessüm ederim :)