27 Şubat 2012 Pazartesi

Güneşli Pazartesiler


Yaklaşık dört yıl öncesinde, Euro2008 turnuvasında, Türkiye'nin geri dönüşleri tüm dillerde Avrupa'ya nakışlanıyorken, bu dönüşler ve bu pes etmeyiş kamuoyunda büyük bir sempati oluşturuyordu. Bugün hala o turnuvanın üzerine bir düşünmeye kalktığınızda aklınıza Türklerin nefis geri dönüşleri ve "Şu çılgın Türkler" isimli gazete manşetleri gelir. Türkiye o dönem turnuvayı üçüncü olarak tamamlamış olabilir ama oynadıkları her maçın sonrasında bilinçaltında önemli bir iz yer etmeyi başarmıştır. İşte tam bu sırada Fatih Terim şöyle diyor: "O zaman biz başardık."

Bu yıl Galatasaray pek çok geri dönüş yaptı. Bursaspor, Samsunspor, Karabük, Mersin ve son olarak Beşiktaş. Geçmişte hatırladığım kadarıyla sezon boyunca kararlılık gösteren takımlar şampiyonluk ipini elinden hiç kaçırmadı. Fenerbahçe'nin iki şampiyonluğu ve geçen yılın Trabzonspor'u haricinde. Kalli'nin ve Gerets'in Galatasaray'ı, Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı, Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u yakın tarihte önemli örnekler.

Biraz dün geceden bahsetmek gerekirse, Beşiktaş karşılaşmasında Galatasaray muhafazakar bir futbol sergiledi. Terim'in gecesi desek yanlış olmaz sanırım. Galatasaray, Terim'le birlikte her bloğu takım olarak savunuyor ve hücumda da aynı işi yapıyor. Hücumdaki düzen Elmander ve Baros ikilisiyle bir dönem şekilleniyordu ve orta sahanın yüksek formuyla Galatasaray, önceki haftalarda farklı galibiyetler elde ediyordu. Uzun sezonun verdiği aksaklıklarla Galatasaray bence bu sancılı dönemleri çok iyi atlattı. Bunun altında yine Terim'in 'kazanmak' formülü yatıyor. Takımlar, mükemmel yapılarını her zaman yansıtamazlar. İşin içine bireysel performans, günü birlik psikoloji yahut formsuzluk girebilir. Birşey eleştirilecekse, bence bu alışkanlık haline getirilen oyun görüşünün birden farklılaşması olmalıdır. Fatih Terim'in uzun vadeli bir plan hazırladığını hepimiz biliyoruz. Galatasaray buna sadık kalmalı, yapısından ödün vermemelidir. En ufak bir aksaklıkta, işte o zaman eleştiri oklarını kullanmalıdır ki bu okları genelde Fatih Terim taraftardan önce kullanmayı başarıyor. Her zaman bir adım önde.

Rinus Michels'in "Road of success" isimli kitabında şöyle bir sözü anımsıyorum: "Kazanan bir takım için 6-7 tane üst düzey oyuncu yeterlidir." Bazı takımlar bunu çok iyi başarıyor. Bu yılki Galatasaray'ın da Terim'in seçimleriyle böyle bir yapıya büründüğünü düşünüyorum. Kalesinde Muslera, savunmasında Semih, göbeğinde Selçuk İnan ve hücumunda Johan Elmander... Bu oyuncular sezonun ortalamasında üst düzey futbol oynadılar ve yerlerini hiç kaybetmediler. Yapıdan söz ederken aslında bunu kastediyorum. Eğer gelecek sene işler yolunda giderse ve Galatasaray bu yapısını kaybetmezse, koreografide bahsi geçen kupaya yaklaşan takımlardan biri olmayı başarabilir. Olmadı ondan sonraki sene, veya bir sonraki sene. Yeter ki yapı kaybolmasın.

Play-off sistemini göz önüne aldığınızda, arada o kadar da uçurum görünmediğinden midir bilmiyorum, önde olsanız dahi üzerinizde farklı bir his beliriyor. Herkes aslında sistemi devre dışı bıraktığımızda bu puan farklarının devasa boyutlarda görünebileceğini hissediyordur. Ama böyle bir ihtimal artık yok. Kazanmak için yayıncı kuruluşun sırtını da sıvazlamanız gerekiyor. Fatih Terim dahi alınan bu galibiyetlerin bağımlısı olmayarak, geçtiğimiz haftalarda "Durmadan oynuyoruz. Play-off için, meşhur Play-off için." gibi iğneleyici bir ifade kullanmıştı. Bence durumun ciddiyetini o da hissediyor.

Beşiktaş ile ilgili küçük bir cümlem var. Tigana ve Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ından sonra ilk kez Beşiktaşlı bir çalıştırıcıya sempati besliyorum. Carvalhal. Güler yüzlü, çalışkan, doğal ve takımı iyi futbol oynuyor. Kesinlikle onunla devam etmeleri gerekir. Göndermeleri felaket olur.


Pazartesini güneşli kılan sadece Galatasaray olmadı. Uzun zaman sonra, hayranlık duyduğum kulüp olan Liverpool, bir final maçında boy gösterdi. Penaltılarla kupayı kazandılar ve kupa, kulüpte elinde en şık duran kaptan Gerrard'ın ellerinde yükseldi. Ama benim için bunun yanında daha önemli olan birşey vardı. Finalde Liverpool'u koklamak, hissetmek... O tat inanın çok başkaydı, dün de öyle oldu. Liverpool'u herhangi bir kupanın finalinde izlemek büyük keyif. Geçen yıl gelecek sene Liverpool'un senesi olacak dediğimiz takımın ligde hayal kırıklığı yaratması ancak seneyi boş geçmemesi çok hoş oldu. Maçın ilk yarısını seyredebildim, boş bir vakitte tamamına göz atacağım. Herkese iyi haftalar...

Hiç yorum yok: