21 Temmuz 2011 Perşembe

Milyonların karşısında bir hayat mücadelesi



Umrunda mı karşısındaki adamın kim olduğu ya da ne kazandığı? O sadece karnını doyurmaya çalışıyor... Fotoğraf Los Angeles'tan.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Hayat bir kez daha kötü davrandı



Copa America başlamadan önce gözler yine bir sezonda 50'nin üzerinde gol atan Messi'nin üzerinde oldu. Arjantinliler buna yönelik demeçler verecek ve herhangi bir başarısızlıkta Messi'nin başarısızlığı, Arjantin'in başarısızlığının önüne geçecekti. Yine öyle oldu. Hayat, 2010 Dünya Kupası'nda olduğu gibi, Arjantin ile birşeyler kazanmak isteyen o çocuğa bir kez daha kötü davrandı...

Arjantin'in kadrosuna şöyle bir baktığımızda, aslında bu başarısızlığı hak edecek kadar kötü görünmüyor. Teknik açıdan bir çok şey yazıldı ve çizildi. Bolivya maçında ısınmalarına çıkmadan önce Zanetti Barcelona'nın dizilişi ve oyun felsefesi üzerine sorulan bir soruya "Onları olduğu gibi kopyalayamayız. Sadece elimizdekilerle en iyisini yapmaya çalışacağız" şeklinde cevap verdi. Messi'nin saha içi pozisyonu, takım arkadaşlarının ona göre alacağı şekil ve sahayı nasıl parselleyebileceğiniz önemli bir soru işareti, özellikle forvetler için.

Arjantin'in kadrosunda Messi dışında standartın üzerinde dört forvet var: Sergio Aguero, Carlos Tevez, Gonzalo Higuain ve Diego Milito. Bunların sadece ikisini oynatabiliyorsunuz ve diğer kalanlar bir barut gibi, en ufak bir kıvılcımda oyuna girecek ve maçı değiştirebilecek isimler. Barcelona'da Messi'nin attığı soloların teknik açıdan bir nedeni var. Messi bunu normalin üzerinde bir çok kez yapıyor ve yapmaya devam ediyorsa, sonunda silahını çıkarıp rakibini öldürüyorsa bu her seferinde o kadar kolay olmamalı. Messi, blogda da çevirdiğimiz bir röportajında koşuya başladığında Pedro, Alves, İniesta ve Villa'nın ona doğru pozisyon aldığından bahsediyor ve bu yardımcı rol, Messi kaleyi bulana kadar yürümeye devam ediyor. Oyun sıkıştığında Barcelona bunu sık sık yapıyor ve Messi'yi gole götürebilecek her yolu deniyor. Villareal maçında Pedro ile yaptığı ikili oyun ya da Sevilla ve Panatinaikos'a atılan goller buna çok iyi bir örnek. Arjantin'de ise Messi koşuyu yapmaya başladığında forvet oyuncuları ileri doğru pozisyon alıyor ve Messi'yi bir pasör gibi kullanmaya çalışıyor. Yani gol pozisyonuna kendileri girecekmiş gibi hareket ediyorlar ve pas bekliyorlar. Ayrıca
Arjantinli'nin istatistiklerinde şut sayısının düşüklüğü, bunu kanıtlar nitelikte. Tüm bunların, neden Messi'nin Arjantin'de golcü bir kimliğe bürünemediğinin sebeplerinden olduğunu söyleyebiliriz.

Çizginin diğer tarafında ise bunun altında bir turnuva düzenin yatıyor olması önemli bir etken. Eğer o gün iyi değilseniz şuanda Arjantinli gazetecilerin yaptığı gibi, başarısızlığın nedenleri tartışılmaya başlanır. Bu tür turnuvalarda garantici takımları daha fazla görmek mümkün. Sert bir yapı içine bürünürler ve oyun alanını yapabildiğince kısa tutmaya çalışırlar. Bu Barcelona'nın oldukça alışık olduğu bir savunma mekanizması. Rakip takım oyunu sıkıştırmaya başladığında Barcelona sahada boşluğu kovalıyor ve oyunda bir açığı görerek şans yaratmaya çalışıyor. Takımın orta sahasının bunu yapabilecek düzeyde olması çok önemliydi. Arjantin'in oynadığı 4 karşılaşmada Sergio Batista'nın farklı oyunculara süre verdiğini görüyoruz. Değişmeyen tek oyuncu takımın kaptanı Mascherano. Ve o da çok kötü bir performans sergiledi.

Arjantin için "Yıldızlarla dolu, takım değil" ifadesini kullanabiliriz. Takımda bireyselliği ile ön plana çıkabilecek bir çok oyuncu var fakat takım olmayı başaramadılar. Ve Arjantin, bu jenerasyonu kupasız tamamlarsa Maradonalı dönemini daha çok özlemeye devam edecek...



Arjantin'de bir yüz: Carlos Tevez
Arjantin halkı milliyetçi oyuncuları sever. Tevez de onlardan biri. Kötü oynasa dahi sahada gösterdiği mücadele onları mesh eder. Ancak Tevez, gittiği her kulüpte ne denli sorunlu bir oyuncu olduğunu gösterdi. Uruguay maçında 83'de Aguero'nun yerine oyuna dahil olan Tevez, sahadaki 9 numara pozisyondan şikayet etti ve bir varlık gösteremedi. Ardından Batista, ona penaltılarda sorumluluk verdi. Muslera o penaltıyı maç sonrası verdiği röportajda "Tevez koşmadan önce duraksadı, sonra köşemi seçtim ve şanslıydım" diye yorumladı. Arjantin Copa America'ya veda etti. Bugün ise, Manchester City yönetimi Tevez için gelen 45 milyon €'luk teklifi kabul ettiğini açıkladı. Tevez şimdi Brezilya yollarında...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Ne söylememi istersiniz?

Ne söyleyeyim ben şimdi? Bir aydır süren şu, tırnak içinde belirtiyorum, "can sıkıcı" muhabbetten sıkıldım artık. Aziz Efendi hastaneye, adliyeye, hastaneye... Hepsi de bir saatlik aralıklarla, bu mu yani? Bir ay oldu neredeyse, sıkıldım cidden artık. Ne söyleyeceğim ben şimdi?

Adamlar maçları almış, savcı diyor delil var, emniyet diyor delil var, nerede abi? Niye oyalıyorsunuz bu işleri? 18 kulüp bir araya gelmiş de, düşmesin kararı almış da, istemiyorlarmış da, niye yahu? Çok mu meraklısınız emeğinizin çalınmasına?

Ya Ünal Başkan, sen neyden korktun? Daha yenisin bu işlerde, sen neyin korkusuyla sessiz kalamadın, sessiz kalamadın diyorum çünkü konuştukların o kadar sahteydi ki sessiz kalmak daha iyiydi bana göre. Ne söylememi istersiniz cidden? Federasyon doğru mu yaptı? Yok, sıkıldım artık, cidden sıkıldım. Şikeci damgasıyla bilmem kaç kulüp başkanı gözaltına alınıyor, federasyon başkanı giriyor, çalışanları giriyor, o giriyor bu giriyor, nerede abi beklenen karar?

Fenerbahçe hiç mi bir şey yapmadı? Tedbirli de mi bırakamıyorsunuz? Söyleyin abi, kararı erteledik deyin, tescillenmedi deyin, askıya aldık deyin, bir şey deyin yahu, bu ne abi? Şampiyonlar Ligi'ne gidecekmiş de, bilmem neymiş de. Niye yahu, bu adamlar sezonun başlamasına bir ay kala düşürülürse yerine takım gelmeyecek mi? Gelecek takım nasıl lige hazırlanacak 1 ayda? Ne yapıyorsunuz arkadaş siz ya, delil yokmuş, kanıt yokmuş. İsteyin o zaman, başkana göz dağı verin, bu ne yahu?

Ne söylememi istersiniz? Resimsiz bir yazı, anlamsız cümlelerle dolu, bomboş bir yazı. Rahatladım ama, bir saattir nereye küfretsem diye beklerken rahatladım. Bırakın fanatikliği de açık konuşun, Fenerbahçe'liler bu lekeden nasıl kurtulacak? Düşmeyince çok mu iyi olacak? Gülmeye de başladım, sinirden. Yazıklar olsun, tek söylemek istediğim bu aslında, YAZIKLAR OLSUN!

7 Temmuz 2011 Perşembe

Klasik maçlar: Batı Almanya v Hollanda



07 Temmuz 1974 Münih Olimpiyat Stadı, 1974 Dünya Kupası finali. Aradan 37 yıl geçti ama o final hala unutulmadı. Baskıcı, yapıcı, realist ve bir çok sözlü savaşın yaşandığı bu finalde, Rinus Michel'in dediği gibi finalin şerefi Hollanda için öne çıkan olgulardan biriydi.

Finalden önce Alman basınının Hollandalı futbolcuların yaptığı küçük bir eğlence partisini büyüterek 'seks skandalı' olarak lanse etmesi psikolojik savaş başlattı. Bu sinir harbinin üzerine Michels Almanya'dan röportaj yapmak için kendisine gelen gazetecileri geri çevirdi ve "Almanya ile oynamayacağız, Almanya ile savaşağız" açıklamasını yaptı. Laflar birbirini itti, Alman medyası finalin oynanacağı pazar günü saat 16:00'a kadar halkını tahrik etti ve dünya basını bunu bir savaşın hazırlığı olarak gördü. Karaborsacılar son günü fırsat bilerek fiyatları 10 bine çıkardı. Hollandalılar bilet bulamadıkları için olay çıkardı.


Finalden önce ne dediler?
Berti VOGTS: "Sarı Fare'yi(Johan Cruijff'ü) adım adım takip edeceğim. Ensesinde beni hissedecek."
Franz BECKENBAUER: "Herkes Cruijff diyor... Bana kalırsa, Hollanda Milli Takımında Cruijff'tan daha tehlikeli bir isim var. Johan Neeskens. Onu sahada boş bırakmamamız gerekiyor.
Rinus Michels: "Final günü sahada dişe diş mücadele edeceğiz."

Biraz istatistik üzerinden gidecek olursak, Hollanda finale kadar 148, Almanya ise 92 pas hatası yapmıştı. Gollerde Hollanda 14, Batı Almanya ise 11 gol attı. Şut sayılarında 127'ye 103 yine Hollanda üstünlüğü vardı. Bu istatistiklerden Hollanda'nın pası ne kadar sevdiğini görebiliyoruz. Yanlış pas sayısında üstün olmak, aslında pası ne kadar sevdiğinin ve bunu denediğinin göstergesi. Bu kadar çok pas yapan bir takımın o gün finalden önce tarihin en çok ofsayta düşen takım olması da elbette ilginç değil...

Bir çok yorumcu finalden önce Almanların harika tekniğe sahip olan kaptanı Beckenbeuer'ı ileride kullanmaları gerektiğini düşünüyordu. Böylece kalitesini gol yollarında da gösterebilecekti. Fakat Almanlar için asıl önemli olan konu hücum değil, Cruijff'ü nasıl durdurabilecekleriydi. 1970'de Almanya, İngilizlere karşı oynamış ve Charlton hücumda iki stoperi meşgul edince Beckenbeuer ileri çıkamamış, böylece İngilizler devreyi 2-0 önde kapamış. İkinci yarı Charlton oyundan alınınca Beckenbeuer rahatlamış ve onun üstün oyunuyla Almanlar maçtan 3-2 galip ayrılmıştı. Buna karşılık olarak Beckenbeuer'ın hücuma ne derece katkı vereceği tartışılıyordu. Kupa boyunca kalitesini gösteren, bir çok gol atan ve Hollandalıların fark yaratmasına sebep olan Sarı Fare lakaplı Johan Cruijff'ün önemi aslında takımının oynadığı 'Total Futbol' adlı toplu hücum ve toplu savunma felsefesinin baş aktörü olmasıydı. Cruijff bunu bize finalin henüz ikinci dakikasında göstermişti. Önce savunmaya geçerek iki stoperi hücuma gönderen Cruijff, 20 pasın ardından Rensenbrink'den aldığı topla önce Voghs, ardından Scwarzenbeck'i alt ederek Almanların ceza alanına girdi ve penaltı kazandı. Her zaman topu eline almadan köşesine seçen fakat bu defa topu penaltı noktasına koyduktan sonra hedefini belirleyen usta penaltıcı Johan Neeskens, kupadaki 5. golünü kaydetti ve Hollandalıları 1-0 öne geçirdi. Bu sansasyonel başlangıcın ardından Hollanda duruldu. Hollanda'nın maç boyunca yaptığı en büyük hata buydu. Takımın saha içi antrenörü Cruijff, oyunu yavaşlattı ve yan toplarla oyunu soğutmaya başladı. Fakat Almanlar savaşın erken başladığının bilincindeydi, kazanmak için oynuyorlardı. Olimpiyat stadını dolduran ev sahibi Almanlar, İngiliz hakemin aleyhinde çaldığı her karara tepki gösteriyor ve ev sahipliği avantajını kullanarak üstünlük elde etmeye çalışıyorlardı.

Toplu savunma, toplu hücum: Johan Cruijff savunmadaki takım arkadaşlarını hücuma gönderiyor
Oyunun soğumasını fırsat bilen Almanlar 25. dakikada Hollanda ceza alanına girdi ve müdahaleyi arkadan izleyen İngiliz hakem ikinci kez penaltıyı çaldı. Paul Breitner'ın sola vurduğu topta kaleci Jongbloed çakılı kaldı ve durum 1-1 oldu. Golün hemen ardından santra vuruşu yapan Hollanda'da Johan Cruijff, takım arkadaşı Rep'e bağırarak daha fazla ileri çıkmasını söyledi. Güveni yerine gelen Almanlar, Houness'u Hanegam'ın sürekli ileri çıkışını değerlendirerek Hollanda arkasına sarkıtmaya başladı. İlk yarının bitime 10 dakika kala Beckenbeuer'ın kullandığı frikik, üstün tekniğini, müthiş zekasını kanıtlar nitelikteydi. Bitime iki dakika kala Müller, golü nasıl kokladığını gösterdi ve Almanları 2-1 öne geçirdi. İlk yarı bittikten sonra topu hakeme vermeyen Van Hanegam'ı hakem, uyararak soyunma odasına gönderince kaptan Cruijff bu defa hakeme çattı. İngiliz hakem onu da kartla tehdit ederek soyunma odasına gönderdi.

İkinci yarı başlarken Alman taraftarlar Cruijff'ün sinirlerini bozmak amacındaydı. "Bonhof'u tanıyoruz, Cruijff kim?"

İkinci yarıda Hollanda baskı kurmaya başladı. Rep'in kullandığı korner sekti ve Breitner topu çizgiden çıkardı. Hemen ardından altı pastan Van Hanegam'ın kafasın Maiter kurtardı. Cruijff'ün sinirleri yine gergin görünüyordu. İkinci yarıda Hollanda Cruijff'e ters biçimde hücum yapmaya çalıştı. Böylece Cruijff'ün markajını iyi değerlendirebileceklerdi. Ancak Cruijff bu kez topsuz kaldı. Son vuruşlarda Maier başarılı ve şanslıydı. 69. dakikada Rep'in kafa vuruşunu bu kez Bonhof çıkardı. Almanları üstün tutan kondisyonları oldu. İkinci yarıdaki müthiş baskıyı savurdular ve kupayı almayı başardılar.

Finalden sonra ne dediler?
Helmut SCHOEN: "Finali kazanmak için oynadık ve kazandık. Hollandalılar maçtan önce havaya girmişlerdi ama sonunda kimin iyi olduğu anlaşıldı."
Rinus MICHELS: "Finali oynamak bir şereftir. İkinci devre 45 dakika bastırdık. Buna karşılık Almanlar tamamen defans yaptılar. Bir kaleci ve artı şans Almanya'yı şampiyon yaptı.
Johan CRUIJFF: "Almanya'ya saygı duyuyorum fakat finali iyi oynayan kazanmadı."
Franz BECKENBAUER: "Cruijff benden daha iyi oyuncu ancak ben Dünya Kupası'nı kazandım."

  1. Dönemin en büyük menajerlerinden biri olan Otto Ratz, Hollanda ve Batı Almanya'nın değerini 59.5 milyon mark olarak hesapladı.
  2. Batı Almanya üçüncü kez final oynadı. Birini 54'de Macarlara karşı kazandı, diğerinde 66'da İngilizlere kaybetti. Hollanda, tarihinde ilk kez final oynadı.
  3. Hollanda kupanın en az gol yiyen takımı. Finale kadar yediği tek gol takım arkadaşı Krol'den.
  4. O güne kadar, Hollanda ve Batı Almanya 19 kez karşılaştı. Almanlar 7, Hollandalılar 6 kere üstün ayrıldı. 6 maç berabere bitti.

Finalden sonra ne oldu?
  • Johan Neeskens Barcelona'ya transfer oldu ve takım arkadaşı Cruijff ile birlikte Barcelona forması giydi.
  • Gerd Muller Eylül ayından sonra Alman Milli Takımı için oynamayacağını açıkladı.
  • Finalden sonra Hollanda'ya dönen futbolcular şampiyon gibi karşılandı.
  • Hollanda kraliçesi kaptan Johan Cruijff ve antrenör Rinus Michels'e birer madalya verdi.
  • 1974 Dünya Kupası, o zamana kadar yapılan en kısır turnuvalardan biri oldu.
  • Johan Neeskens, altın ayakkabı ödülünde ikinci oldu.

Kişisel görüşler
Sanırım izlediğimiz bu final, hakkını en çok veren finallerden biriydi. Harika oyuncular, harika ataklar ve harika bir savaş izledik. Hollanda bir 30 dakikayı daha hak etti ancak Almanlar buna izin vermedi. En çok keyif aldığım dakikalar Hollanda'nın topu tekrar kazanma çabası içinde olduğu dakikalardı. Hollandalı savunmacı topu kazanmak için rakibini kovalıyor ve bir başka hücumcu onun yerini dolduruyordu. Buna benzer biçimde bir savunmacı, hücumda bir oyuncunun yerini rahatlıkla alabiliyordu. Bunu ancak tekniği harika bir takımla başarabilirsiniz. Hollanda'nın ilk golden sonra tempoyu düşürmesi en büyük hatalarından biriydi. Cruijff hakemle biraz daha az münakaşa içinde olsaydı daha çok top alabilirdi. Almanya'da maç içinde harika bir Souness izledik. Hakkının verilmesi gerekenlerden biri ise kaleci Maier. Şans da yanında olunca Hollanda beraberliğine izin vermedi. Beckenbauer'ın hücuma katkısı çok büyüktü. Sonuç olarak hafızalara kazınan ve gelecekte bir çok şeye öncülük eden bir final izledik. Benim için içlerinden en önemlisi Cruijff idi. Çalışkan, taktik adamı ve harika bir lider. Bir Dünya Kupası hak etmişti fakat Uefa tarafından XX. yüzyılın Avrupalı oyuncusu seçilmesi onun gerçek bir kazanan olduğunun göstergesi.


ALMANYA: Maier - Vogts, Beckenbauer (c), Schwarzenbeck,
Breitner - Hoeness, Bonhof, Overath, Grabowski -
Müller, Hölzenbein

HOLLANDA: Jongbloed - Suurbier, Rijsbergen (69 De Jong),
Haan, Krol - Jansen, Neeskens, Van Hanegem, Rep -
Cruijff (c), Rensenbrink (46 R.van de Kerkhof)

Johan NEESKENS (NED) 2' Penaltı golü, Paul BREITNER (FRG) 25' Penaltı golü, Gerd MUELLER (FRG) 43'

Kapasite: 78200
Hakemler:
John TAYLOR (ENG)
Yardımcı Hakem 1 Alfonso GONZALEZ ARCHUNDIA (MEX)
Yardımcı Hakem 2 Ramon I. BARRETO RUIZ (URU)

Resimlerle Dünya Kupası

Cruijff'ün ardından takımın en kilit oyuncusu Johan Neeskens, büyüleyici bir Dünya Kupası geçirdi ve 5 gol attı


Takımın saha içi antrenörü Sarı Fare lakaplı Uçan Hollandalı, rakiplerine saha içi dizilişini değiştirdi ve büyüledi


Finali kaybetmesine rağmen Hollanda Milli Takımı ve oynadıkları 'Total Futbol' hafızalara kazındı


Total Futbol'un babası Rinus Michels, taraftarını selamladı


Johan Cruijff ve takımı, Hollanda'da bir şampiyon gibi karşılandı


Formda bir kupa geçirememesine rağmen Gerd Muller, kritik zamanlarda attığı gollerle belirleyici oldu



Takımlarının baskın liderleri: Beckenbauer ve Cruijff, sergiledikleri performansların yanında harika liderlik özellikleri ve rekabetleriyle unutulmazlar arasına girdi



Beckenbauer finalin ardından 50 binden fazla Alman'ın önünde kupayı kaldırdı