25 Mart 2011 Cuma

Hata nerede?

Salı günü yapılacak maç için Xavi ve Casillas basın toplantısında. Casillas, Xavi'nin milli takımdaki 100. maçının şerefine onun hakkında bir kaç kelam eder ve şöyle der: "15, 16 yıldır Xavi'yi tanıyorum, bunu her zaman söyledim. Ne zaman onu Barcelona'dan çıkarırsanız Barcelona'nın yapısını o zaman silersiniz."

Haberi Marca'da okudum. Hemen aşağısında bir yorum ilgimi çekti. Şöyle bir şey vardı: "Madrid'in en büyük hatası bu, Barcelona tüm oyuncularıyla kazanır."

23 Mart 2011 Çarşamba

Futboldaki En Güzel 10 An


Hayat fena halde futbola benzer. Neden sevindiğimizi bilmediğimiz bu goller bizi bir tarafa itti. Üstümüze o renkte formalar geçirdik. Sokakta o golü atan futbolcuların takımı olduk. Başrolündeki futbolcular bizim çizgi film kahramanlarımızdı. Gözüm kapalı on gollük bir liste çıkardım hafızamdan:

1-Ronaldo Luis Nazario de Lima (Compostela vs Barcelona)Özetlerde izlemiştim. Canlı izlemiş kadar olmuştum. Ronaldo’nun Compostela’ya attığı gol sürat, teknik, çeviklik ve bitiriciliğin ürünüydü. Ünlü efsanevi futbol adamı Johan Cruijff, Ronaldo için, "Ona bir top ve bir metre çim verin. Size neler yapabileceğini göstersin." demiştir zamanında. Bu golü ne de güzel anlatıyor aslında!
2-Gheorghe Hagi (Galatasaray vs Atletic Bilbao)Şampiyonlar Ligi’nde dramatik bir maçın son anları... Anlatılamayacak bir büyüydü. Beceri, kalite, akıl ve heyecan... Herşey vardı. Top sağa gidiyormuş gibi kaleciyi yanıltarak sola doğru kavis aldı ve bakakaldı. Tugay’ın kaptığı top ve Hagi'nin son vuruşu, birçok insana hayat vermişti.


3-Solskjaer (Bayern Munih vs Manchester United)İngiliz spikerle kendimizden geçmiştik. “Is this that moment?” Büyüleyici bir geri dönüş. İngilizlerin o 1-1’den sonra ikinci golü ararken kazandığı köşe vuruşu ile çıkan “yeah” sesleri büyülü bir anın geleceğinin habercisiydi sanki. O kornerden önce gol olmuş gibiydi sanki. Unutulmaz bir Şampiyonlar Ligi finaliydi...


4-Hakan Şükür (Leeds United vs Galatasaray)Ercan Taner golü öyle bir anlatmıştı ki, kulaklarımda yankı uyandırıyor hala... Leeds atak yaparken topu kaptırmıştı ve savunmadan çıkan top Hagi’nin ayağına gelmişti. Hagi kolay görünen birşeyi basitçe yaptı ve rakibini alt etti, Hakan’ın koşu yoluna bıraktı. Hakan aldı bir çalım, Hakan bir çalım daha, çerçeveyi gördü! Devrime gidecek gollerden birini attı...


5-Gheorghe Popescu (Galatasaray vs Arsenal)Uefa Kupası finalinde penaltı atışlarının Galatasaray taraftarı önünde olacağını belirlemişti hakem. O penaltı atışları başlamadan önce taraftar “Bu ağaçlar güzel kuşlar, yürüyelim arkadaşlar!” diye inletiyordu kale arkasını. Popescu yürüdü, Türk Futbol tarihinin en güzel anılarından birini veren o golü attı ve kupayı Galatasaray’a getirdi.


6-Rivaldo (Barcelona vs Valencia)Yine televizyon başındaydık. Sadece kritik bir gol değildi. Kritik bir golü son dakikada bu denli estetik atabilecek bir yeteneğin golüydü. Şampiyonlar Ligi'ni kapısını açan gol... Rivaldo sadece bu yüzden pek çok insanın kalbinde apayrı bir yerde. O topa çin malı ürün muamelesi yapmıştı yahu!

7-Zinedine Zidane (Bayern Leverkusen vs Real Madrid)Futbol tarihinin gördüğü ender gollerden biridir. Roberto Carlos her zamanki bindirmelerinden birini yaptı. Zidane önce kafasını, sonra ayağını kaldırdı. Top inanılmaz bir yere gitti. Bazen büyük golleri önceden kestiremeyiz ama Zidane bunu kesinlikle göstere göstere yapmıştı

8-İlhan Mansız (Türkiye vs Senegal)Kaç santim zıpladığımı bile hatırlıyorum. Hiç olmadık bir anda hiç olmadık bir vuruş. İlhan Mansız Türk Futbol Tarihi’ne girecek en önemli gollerden birini attı ve bizi sokaklara döktü. Unutulmaz bir bitiricilik.


9-Steven Gerrard (Milan vs Liverpool)Şampiyonlar Ligi’nin en harika geri dönüşlerinden birini yapan Liverpool’u o an uyandıran isimdi Gerrard. Gole sevinirken sandalyeden düştüğümü hatırlıyorum. Hatta ne büyük şanstıki bir hafta önce aldığım TV kartı ile o golün kaydını almıştım. Steven Gerrard Liverpool’u yalnız bırakmadı...


10-Andres İniesta (Chelsea vs Barcelona)
Yazarken bile diken diken oluyorum. 6 kupaya giden bir yolda atılan gol bu. Son dakikalar inanılmazdı. Andres İniesta’nın golünden sonra ağabeyim ile beni aldı bir sevinç... Bize n'oluyorsa! Guardiola ve Sylvinho’nun golden sonra yardırışı... Şüphesiz tarihi bir andı.

Javi Espinosa


Hepsinin ayrı bir hikayesi var... Bu, La Masia'ya 13 yaşında giren bir çocuğun hikayesi. Javi Espinosa. Şuanda Barcelona futbol okullarının direktörü olan Benaiges Albert ve eski Barcelonalı futbolcu Garcia Pimienta onu Castilla-La Mancha turnuvasında izledi. Büyülendiler ve onun için olumlu bir rapor hazırlayıp yönetime sundular. Espinosa 13 yaşındaydı. Evinden ayrılmak için çok küçüktü. Barcelona için bu sorun olmadı. Espinosa için her türlü kolay yolu sağladılar. "13 yaşında evimden ayrılmak çok zordu. Ama kulüp prensipteki yolları kolaylaştırmak için bir çok yol gösterdi. Bunu gelecek için yaptığım bir fedakarlık olarak görüyorum." diyor Javi. Kulüp 2014 yılına kadar ona süreklilik sağladı.

Espinosa 92 doğumlu. 7 kez A takımlarla çalıştı. Harika bir duran top kullanma yeteneği var. Sürat ve teknik mükemmel. Hücuma dönük bir orta saha olduğundan İniesta'ya benzetiyorlar onu. Sport şöyle başlık kullanmış: "La Masia'da yeni bir İniesta pişiyor!" Sadece benzetmek değil, çünkü İniesta ile çok iyi bir arkadaş Javi. "Andres ile harika bir ilişkim var. Çünkü ikimizde Manchalıyız. A takım ile çıktığım ilk idmanda bana sarıldı ve çok iyi duygular hissettirdi." Şuanda İspanya U17 ve U19 takımlarında da forma giyiyor. İzlediğinizde ne düşüneceksiniz bilmiyorum ama stilini Kaka'ya benzettim. En yakın zamanda bize kendisini izletmesi dileğiyle...


22 Mart 2011 Salı

FC Barcelona’dan Sıkılmak

Biraz felsefik olacak ama anlatmak istediğim şeyi anlatmama yardımcı olacak. Aslında birebir felsefeyle alakalı bir durum bu. Son günlerin moda sözlerinden biri “Barcelona’dan artık sıkılmaya başladım.” sözü. Bu soruna biraz yardımcı olmaya çalışacağım.

Barcelona’nın sisteminin temellerinden biri olan topa sahip olma eylemi Johan Cruijff’ün “Top bizdeyken onlar atak yapamaz” sözüyle çok güzel açıklanıyor. Önce temel bilgi, Barcelona topa nasıl sahip oluyor?

  • Hücumdan başarısız döndüklerinde ikinci bölgede topu kapıyorlar ve boşluk arayarak sürekli tekrar deniyorlar. (Hücumda doğru pozisyon alma da diyebiliriz buna) Bu da topun onlarda kalmalarını sağlıyor.
  • Top eğer ikinci bölgede rakibe geçmişse pres uyguluyorlar. Bu pres dağınık ya da tek olmuyor, yeri geldiğinde 2-3 oyuncu ile topun olduğu yere baskı uyguluyorlar ve topu kazanıyorlar.
  • Top ayaktayken rakibe vermemenin tek bir kuralı var: yüksek isabet yüzdesi. Topun sürekli onlarda kalmalarını sağlayan bir başka etken de bu, hatasız ve teknik oyun yapısı.
  • Pası verdikten sonra kensini boşa çıkaran oyuncular aynı zamanda arkadaşlarına çeşitli alternatifler sunuyor. Bir tür duvar görevi bu. Pozisyon değişimi topun onlarda daha uzun süre kalmasını sağlıyor.

O kadar ince detaylar varki belki biz bile en basit olan şeyi yakalayamıyoruz. “Top bizdeyken daha fazla keyif alıyoruz” diyor Messi. Bu felsefede rakiplerin yapabileceği en iyi şey, felsefe ile karşılık vermek. Açalım...

Felsefede en temel ve en yaygın bilgi türlerinden biri gündelik bilgi, yani düzensiz bilgidir. Felsefede gündelik bilginin özellikleri şu şekilde sıralanmıştır:

  • Kaynağı, gündelik gözlem ve deneyimler. Bu anlamda, deneysel. (Durum ve deneyimle edinilmiş olma)
  • Farkına varmaksızın edinilen
  • Bazen öznel ve göreceli; bazen nesnel ve evrensel
  • Sistemsiz ve parçalı (tikel)
  • İçerdiği neden-sonuç ilişkileri yüzeysel gözlem ve alışkanlıklara dayalı ya da sezgisel.
  • Çoğu kez kesinlikten uzak fakat birçok durumda yararlı ve geçerli

Futbol diliyle bunu açtığımızda gündelik sistem. Farkında olmadan elde ettiğiniz sonuç ile sistemsiz ve parçalı şekilde istediğinizi alabilirsiniz. Sorun şu ki, bunu sadece o gün için yapabilirsiniz. O yüzden adı “gündelik”tir ve Barcelona’ya karşı yapabileceğiniz en iyi şey budur.

Barcelona’nın topla oynama oranının %60’lara düştüğü son karşılaşma 2006’daki Werder Bremen maçı. Guardiola’nın gelişi ile bu artık yüzeysel olmaktan çıktı. Şöyle diyorsunuz: “Hep mükemmeller.” Mükemmelliyetçiliği, kusursuzluğu devam ettiren psikoloji hocası Guardiola’da elbette benim için mükemmel bir antrenör. Futbolun en tepesinde yer alan bir takımın ertesi sene ve ertesi sene aynı çizgide ilerleyebilmesini sorgularken alacağımız 3 kelimeli cevap sıkı çalışma, özgüven ve istikrar. Guardiola, felsefenin yanında oyuncularına biraz da psikoloji aşırlarken benim ülkemin insanının “FC Barcelona’yı bende çalıştırırım” demesi olgusalsızlığın en somut örneklerinden biri.

Guardiola ilk yılında 6 kupa kazandığında bunu Barcelona’nın sistemine bağladılar. Kısmen doğru, ama bunu mükemmel hale getiren yine o. Öyleyse neyi tartışıyoruz? Arkasından gelen 2 yıl ile Guardiola onları zaten susturmayı başardı. Futbolun en yukarısına çıktıktan sonra ertesi sene bunu sürdürebilen antrenör benim gözümde başarılıdır. Bugün Jose Mourinho Inter’den ayrıldıktan sonra söylemiştim bunu, Inter düşüşe geçecek ve bu, Mourinho’yu yüceltecek diye. Tam beklediğim gibi oldu ve Mourinho Real Madrid’din başındayken eski takımı için “Benitez mirasımı mahvetti” dedi. Şampiyon olmuş bir takımın başına geçen antrenör bence şanslı değildir, aksine antrenörlük hayatının en zor günlerini yaşar. O takıma yeniden kazanma kimliği vermek gerçekten zor bir iş olsa gerek...

Tekrar konumuza dönersek, futbolda teknik ve taktiğin yanında güç dengesi de var elbette. Bunu bize en iyi anlatan teknik direktörlerden biri Rinus Michels. Şimdi bunu sorgularken iki ülkenin futbola bakış açılarını da ele almalıyız. Futbol, orada bir sanat gibi, bir tiyatro, ya da amatör bir gösteri. Biletli bir seyirciyi 90 dakika boyunca nasıl eğlendirebilirsiniz? sorusunun cevabını arıyorlar. Tıpkı Cruijff’ün “14 günde bir bu stada gelen insanlara ödediği bilet parasının karşılığında eğlendirmek zorundasınız” sözü gibi. Rakipler de bunu bu şekilde görüyor ve oyunu çirkinleştirmiyor. Onları taktiksel değişiklikler ile yenmeye çalışıyor. Biz ise burada neden yanından geçen Messi’nin bacağına tekme atmıyorsun! diyoruz. Arsenal’in Barcelona’yı kontra ile vurduğu o maçtan sonra Cruijff köşesinde “kontra atak yapan takımlara karşı ofsayt tuzağını kullanmayı deneyin ama bunu yaparken tüm takım dikkatli olmalı” dedi. Şimdi bir onların düşündüklerine bakalım, bir de bizim düşündüklerimize. Fark açık.

Bizim görmek istediklerimize gelelim. Burada futbol bir savaş ve formasının hakkını verme oyunu. Nasıl İspanya’da biletini ödeyen insan oyun anlamında birşeyler görmek istiyorsa bizim ülkemizde insanlar tıpkı Gençlerbirliği maçından sonra formanın üzerindeki çamurlara bürünmüş Galatasaray forması gibi birşey görmek istiyor, tabi bu bir örnek, diğer takımlar için de bu durum geçerli.

Xavi’nin geçenlerde bir röportajı yayınlanmıştı Guardian gazetesinde. “Bakıyorsunuz Carragher topu kapıyor, sonra BAM! Bir vuruyor top tribünlerde. Ve sonra onu alkışlıyorlar. Burada bunu yaparsanız sizi alkışlamazlar” Ne kadar açık değil mi? İki ülke arasındaki futbol görüşünü çok açık bir dille ortaya koyuyor Xavi. Yani buradan şunu çıkartabiliriz: Orada sert oynamaya çalışan futbolculara da tribünden tepkiler gelir. Hakemler de bu tutumu besliyor ve sert oynamaya çalışan futbolculara kart göstererek ikinci müdahalede dikkatli olmasını istiyor. Devam ederse oyundan atıyor. Sana sahada hükmeden bir takıma karşı 10 kişi kalmak? Ne olur bilemeyiz tabii...

Bu yıl diğer senelerde olduğu gibi Barcelona maçlarını hiç kaçırmadım. Hafızamı yokladığımda bu yıl Barcelona’yı zorlayan takımlar ilk maçta Hercules, kupada ve ligde Bilbao, kontra atak ile Arsenal ve Sevilla. 1-2 takımı atlamış olabilirim sadece. Barcelona zorlandığı bu maçlarda bile rakiplerine %70’lik topla oynama oranları kurdu. Çoğu takımın yaptığı şey gündelikti elbette. Mourinho’nun Inter’i gündelik bilgi felsefesi ile Barcelona’yı evinde hapsetti. Barcelona yine bildiğimiz Barcelona idi ama 20 metrede oyunu sıkıştıran Inter’e karşı topu hızlı çeviremeyen Barcelona kupanın dışında kalmıştı. Bugünkü sistemin önemli bir parçası haline gelmiş Pedro ve kulüpten sorunlu ayrılarak hocasının arkasından “felsefeci” diye taşşak geçen Ibra’nın yerini Villa ile doldurdu Barca ve Cruijff şöyle diyor: “Bu Barcelona, tarihin en iyisi”

Gelmek istediğim nokta şu. Futbol felsefesi atak üzerine kurulmuş bu denli harika bir takımı izlerken sıkılmak, bilemiyorum... Özellikle avrupa basınını iyi takip eden biri olarak bu durumu sadece bizim üzerimizde görüyorum. Biraz olaya felsefe yönünden bakarsak keyif alacağız. Gökmen Özdenak’ın dediği gibi: tecavüz kaçınılmazsa zevk almasını bileceksin. Tarihin en iyi takımlarından birini izlediğimiz için şanslıyız. Bakış açılarımızı değiştirmeliyiz. Bence Barcelona’da oynayan her futbolcu bir halk kahramanı. İleride onlar hakkında bahsedeceğimiz tek şey 1 yılda kazandıkları 6 kupa ya da Messi’nin hayvansal istatistikleri olmayacak. Onların oynadıkları oyunu, felsefeyi de anlatacağız biz...

17 Mart 2011 Perşembe

Bu kez rakip farklı


Bugün saat 17:00'dan itibaren Eric Abidal hayatının en büyük maçını oynamaya hazırlanacak. Ama bu defa Camp Nou'da değil maç, Barcelona'nın Klinik Hastanesi'nde. Abidal güçlü ve soğukkanlı. Tıpkı sahada olduğu gibi. Rakip bu defa herhangi bir spor müsabakasının üzerinde. Ve rakip hepimizin rakibi. Dün akşam Barnebau'da "Anims Abidal" t-shirtleri ile destek oldular ona. Xavi basın toplantısında şöyle anlatıyor onun söylediğini:

"Abidal bize bunun parlak yaşamının kenarında almış olduğu bir mücadele olduğunu söyledi."

Onun için herşeyin iyi gitmesi dileğiyle...

16 Mart 2011 Çarşamba

Ajax'ın teknik ve taktik kalbi


Johan Cruijff. Bugünlerde köşesinde yazdıklarından fazlasını yapıyor. Etrafındaki insanları fikirleriyle etkilemekle meşgul. Bugün Ajax yönetimini ikna etmeyi başararak gereken lobiyi oluşturuyor ve herşey istediği gibi gidiyor. "Ne yapmalıyız?" diye soru sorduklarında size A'dan Z'ye her türlü taktik bilgiyi anlatabilir. Ama o bunun yeterli olmadığını söylüyor. Kulübün eski futbolcularını toplayıp yeni fikirlerle kendisini beslemeye çalışıyor. Rijkaard, Van Basten, Winter bunlardan bazıları. Sadece fikir değil, o şöyle diyor: "Ancak kulübe bağımlılığı olan kişiler, Ajax ve Ajax gibi bir futbol kulübüne sahip çıkabilir." Kulüp genel menajeri Rik van den Boog 64 yaşındaki Cruijff için şöyle diyor: "Harika bir enerjiyle çalışıyor. Fikirleri açık ve yapıcı" Röportajı okurken söylediklerini dikkatli okumaya çalışın. Çoğu teknik direktör veya kulüp yöneticisi kendisine uzatılan mikrofona hep benzer sesleri çıkarır. Ama Cruijff hiç öyle olmadı. O hep bildiklerini bize anlatmaya çalıştı. Bu bile onu özel yapmaya yetiyor. Ajax ve Barcelona'nın etik değerlerini korumaya çalıştığında da o, yapıcıydı, ona yapıştırılan "bunak" sözcüğü değil. Şimdi Ajax'ın teknik ve taktik kalbine gidelim, neler yapmak istiyormuş okuyalım. Hatta durun, önce Frank de Boer'un küçük bir demeciyle başlayalım...

"Asla 4-4-2 oynamayacağız, her zaman 4-3-3. Altı tane kanat oyuncum sakat olsa bile 4-4-2 oynamayacağım."

Röportaj: Ajax.nl
Çeviri: Muhammet Gülhan


***
Bay Cruijff, ilk izlenimleriniz neler?
Bugün ilk adımımızı attık. Ajax geri dönüyor ve bunun anahtarı genç takımlardaki değişim. Son haftalarda büyük bir sayımız var ve tüm eski futbolcular bu planı inşa ediyor. Ajax tekrar eski futbolcuların liderliğinde olacak çünkü onların futbolda uzmanlık ve deneyimleri var. Bu iş modelini geliştirdim.

Perdeyi kaldırabilir misiniz?
Bir kaç eski futbolcu teknik direktör Frank de Boer ile çalışıyor. Teknik kalp Ajax’ın yeni yapısı. Eski oyuncular kulüpteki büyük numaralarını geri alarak kulübün içinde ve dışında herşeyi yapmaya hazır durumda. Ben herkesin Ajax sevgisinin arkasında duracağını düşünüyorum. Onlar Ajax’ın teknik standartlarını hazırlayacak. Bu teknik standartlar oluşturulurken bunun en iyi insanlarla en iyi mekanlarda izlendiğinden ve sağlandığından emin olun. Çünkü kalite ve sonuçlarla birlikte buna da ihtiyacınız var. Sonuç kalite olmadan sıkıcı. Kalite olmadan sonuçlar anlamsız. Bunlar tamamen anlaşılmalı.

Gelecekte neler olacak?
Hızlı kararlar olmalı. Bu nedenle her adımımızda kurulun haberdar süreci ve denetleme kurulu ile hızlı temaslarımız olmalı. Gelecek sezondan önce hazır olmak istiyoruz. Aslında bunun için zaten geç kaldık. Şimdi ise elimizde hızlı uygulamalarımız var.

Tavsiyecilik işini seviyor musunuz?
Daha önce De Boer’a da belirttiğim gibi ek olarak formüle Ajax’ın geleceği için en iyi fikirleri verebilecek insanlarla birlikte bir tartışmaya oturmak. Rijkaard, Van Basten, Winter, Roy, Schoenaker, Boeve, Emperor, Jonk ve Bergkamp gibi eski oyuncuları görmenin keyifli olacağını düşünüyorum. Kulübe bağımlılığı olan kişiler, Ajax ve Ajax gibi bir futbol kulübüne sahip çıkabilir.

Tavsiyeler dışında, fikirlerimin uygulanması doğal geliyor. Pratik olarak, önerileri bütünüyle uygulamak zor. Çoğu kez tavsiyelerin en önemli detayı son aşamada öldürülmesidir. Bu durumda, güçlü tavsiyeler, aktif yardımcılık ve fikirlerimizin aşamalı uygulanması nedeniyle yönetim kurulundayım. Bu rapor benim futbol vizyonum ve görüşüm olduğu için beni ifade ediyor. Bu fikirlerin kısmen ya da tamamıyla bir zamanda uygulanacağını hayal ediyorum çünkü bütün geçmişiyle Ajax büyüdü. Görüş standlarında, eski futbolcuların benimsediği hedeflerle ve bu başarı koşusuyla. Eninde sonunda, diğerleri gibi Ajax’ın gururu olacağım. Ajax’a bütün dünya hayran olmaya başlayacak.

7 Mart 2011 Pazartesi

GSCimbom Fanzin #42


GSCimbom Fanzin'in 42. sayısı 68 sayfalık tasarımıyla yayına girdi.

Galatasaray Ruhu
Uzaklarda. Baba Gündüz ne güzel özetlemişti "his takımı" diye. 2008'de o galibiyetin dönüşündeki uçak yolculuğu ne güzel bir anıydı...

Teknik Direktör
Kulübede aranılan adam Galatasaray'da başlayan o adam mı?

Gheorghe Hagi
Üçüncü kez imzayı attığında Galatasaray yine kötü durumdaydı ama o görevi kabul ederken hep gülümsüyordu. Unutmayın, Hagi...

Galatasaray Kalesi
Simovic'ten Zapata'ya, Galatasaray'ın kalecileri üzerine.

Anılar
1998 yılının Ekim ayından bir Galatasaraylılık anısı.

Melih Şendil
Ligtv'nin başarılı spikeri Melih Şendil, konuk köşemizde...

Analiz
Ay boyunca oynanan karşılaşmalarının detaylı analizleri.

Wyscout
Geliştirilen scouting sistemi Wyscout ile artık analiz daha kolay.

Ryan Giggs
17 yaşında sıska yapısıyla giydiği forma ona büyük geldiğinde, Manchester bir sanayi şehriydi. Şimdi başarılarla dolu, yatırımların yapıldığı bir şehre dönüştü. 20. yılında Ryan Giggs...

Futbol
Bir aşk, ölüm ve çocukluk hikayesi...

NBA Panorama
Basketbol köşemizde haftanın panoraması.


ve daha fazlası GSCimbom Fanzin'de...
Okumak için: http://www.gscimbom.com/fanzin/42/

Not: Üstteki linkte, üst tarafta bulunan "full screen" butonunu kullanarak fanzini daha güzel bir boyutta, daha net görüntü kalitesiyle okumanız mümkün.

2 Mart 2011 Çarşamba

Hiçbiri vermeyecek senin verdiğin tadı


Demek ayırt edebileceğini sanıyorsun cehennemi cennetten,
Mavi gökleri acıdan.
Ayırt edebilir misin yeşil bir tarlayı soğuk çelik raylardan?
Gülüşü bir peçeden?
Ayırt edebileceğini mi sanıyorsun?

Ve kahramanların yerine hayaletleri koymaya mı zorladılar seni?
Sıcak küllerin yerine ağaçları?
Sıcak havanın yerine serin bir meltemi?
Donuk rahatlık yerine değişimi?
Ve savaştaki bir harekete katılmayı,
Değiştin mi kafesteki liderlik rolüne

Nasıl isterdim, nasıl isterdim burada olmanı.
Biz yalnızca iki yitik ruhuz bir akvaryumda yüzen, yıllardır,
Aynı eski toprakları aşındırarak. Ne bulduk ki?
Aynı eski korkuları
Keşke burada olsaydın


"Pink Floyd'un en önemli eserlerinden birisi, David Gilmour ve Rick Wright'a göre ise grubun en iyi albümü. İlk kadrosunda yer alan, grubun isim babası Syd Barrett'a ithafen yazılmıştır.

Dark Side Of The Moon'un büyük başarısı Pink Floyd üstünde büyük bir baskı yaratıyordu. Grubun bu baskıda ilk kaydettiği şarkı "Shine On You Crazy Diamond" olmuştu. "Have A Cigar" ve "Welcome To The Machine" ise müzik endüstrisi ve yaşanılan baskıyı anlatan iki eser oldu. albümler kaydedilirken grup elemanları arasındaki sürtüşmeler artıyordu. Bu albüm Richard Wright'ın 1994 tarihli The Division Bell'e kadarki son beste çalışmalarını içeriyordu. Have A Cigar şarkısına Roy Harper vokal yapmıştır. Albüm kapağı ateşe verilmiş bir kukla ile yapılmıştır."