30 Ocak 2011 Pazar

En büyük pişmanlığım Skibbe


Futbol bazen enteresandır. Onu enteresan kılan en baştaki etkenlerden biri de çevresel faktörlerdir elbette. Sadece aldığınız kötü sonuçlar değil de, o kötü sonuçların vesile olduğu değişkenler enteresan yapar futbolu. Futbol bazen de acımasızdır, yine aynı şekilde çevresel faktörlerin etkisi büyüktür bunda. Ve bir de futbol bazen hakikaten keyiftir, görselliktir. Bu, tam da futbolun merkezinden bağlıdır. Onu keyifli ve zevkli kılan oynanan oyundur, yapılan bir pastır, atılan bir şuttur vs.

Ben bir Galatasaray'lıyım. Benim Galatasaray geçmişim dardır, yaşım gereği biraz da. Ama geçmişime meraklıyımdır, geçmişim derken de Galatasaray'ın geçmişi. E ben ve o bir bütün gibi sonuçta hayatta. İzlemekten keyif alırım eskileri, 14 yıl sonunda şampiyonluğu getiren Es-Es maç en keyif aldığım maçların başında gelir. Bunun gibi unutamayacağım, hafızamdan yıllarca çıkmayacak da çok maç yoktur. Hepsi iyi anılarla dolu, hepsi öyle güzel günlere ait ki, hatırladıkça yüzümü güldürüyor, gururlandırıyor, BİRİ HARİÇ ! Evet, biri hariç hepsi öyle. Futbolun keyfini hatırlatan onlarca maç var ya, acımasızlığını hatırlatan tek bir maç var, enteresan olduğunu da hatırlatır işte. O da 5-2 kaybedilen Kocaelispor maçı ve ardından Skibbe'nin gidişidir bana futbolun acımasız olduğunu gösteren.

Başlık nereden esti, işte asıl mesele de bu. Zamanını tam hatırlamıyorum ama yakın zamanda olduğuna eminim. Yıldırım Demirören NTV'de %100 Futbol programına katılıyor, tıpkı diğer büyük kulüplerin başkanları gibi. Ona da sorular soruluyor, BJK hakkında her şeyi soruyorlar. Öyle bir an geliyor ki, Rıdvan Dilmen, Demirören'e şu soruyu soruyor; "En büyük pişmanlığınız nedir başkanım?" ve bunun üzerine başkanın verdiği cevapsa; "En büyük pişmanlığım Del Bosque'yi göndermek" oluyor.

Hayatınızda hiç pişman oldunuz mu? Yapmam dediğiniz bir şeyi yaptınız mı mesela? Bunun verdiği burukluk, bunun verdiği üzüntü büyüktür, bundan şüphem yok. Bir kulüp başkanının canlı yayında en büyük pişmanlığı olarak söylediği olay, futbolun tam merkezi. Yani Türkiye'de sporun merkezinin de merkezindeki aldığı bir karardan pişman başkan. Başkan bunu söylerken gururla söyleyemedi o gün. Bunu söylerken pişman olduğunu cidden hissetirdi bana, en azından bana.

Bir de fırsatlarınız vardır hayatta, elinize öyle zor geçerler ki, geçtiği zaman da kaybetmemek, kaçırmamak için her şeyi yaparsınız. "Her şeyi" derken gerçekten her şeyi. Zaten yapmıyorsanız ya pişmansınızdır ya da... Ya da ne biliyor musunuz? Ya da hakikaten onun fırsat olduğunu görememişsinizdir. Ya da hakikaten onun fırsat olduğuna inanmamışsınızdır. Aa, inanç, evet inanç. Son zamanlarda en çok konuşulan şeylerden birisi. Güvenmekten sonra gelen kelime, inanmak. Şimdi sormaya başlıyorum teker teker. Çıkıp herkese güvenmek ve inanmaktan bahsederken sen neden inanmadın Adnan Polat? Herkes inanırken sen neden inanmadın? Devrim yapma fırsatını yakalamışken bunun için neden "her şeyi" yapmadın?

Aslında daha basit bir kuram sunabilirim önünüze, "korkaklık". Bu bir inanmama sebebi, bu bir güvenmeme sebebi. Skibbe'nin gelişi aslında bir devrimdi, ya da fırsatı. Ne derseniz deyin ama "devrim"i barındırıyordu içinde. Oynattığı futbol, oynattığı futbola bakış açışı ve oynattığı futbolun verdiği keyif. En başta söylemiştim ya, "futboldan keyiftir, görselliktir" diye, işte onun doğduğu nokta. Son 10 yılda en çok keyif aldığım futbolu oynatan adamdı Skibbe. Galatasaray'a bir Ferguson etkisi yapacağına geldiği ilk günden itibaren inanıyordum. Bu takımı alacak, yıllarca çalıştıracak, kendi kadrosunu, sistemini, düzenini ortaya koyacak, inancını, emeğini paylaşacak ve bu takımı büyütecek, kulübü büyütecek.

Gelelim asıl mevzuya. Bu bir fırsattı, pişmanlık duyulabilecek bir fırsat. Pişmanlıkların en büyüğünü duyabileceğiniz bir fırsat. Eleştiri mi bunlar? Değil, olmayacak da. Bu yazdıklarımı eleştirmek için yazmıyorum, ben bunları direk "aptallıkları" yüze vurmak için yazıyorum. "Aptallık" kimin aptallığı bilmem ben, yapan eden kimdir bilmem. Ortada kovulan bir adam var, haketmediği halde kovulan bir adam var. Kaçırılan bir fırsat, pişman olunacak bir karar, yapılmış bir yanlış, ulaşılamayan bir istikrar, kurulamayan bir düzen, yapılamayan bir devrim var. Var oğlu var da, pişman olacaklar nerede?

Benim asıl beklentim de şu, bundan 2-3 yıl sonra Adnan Polat'ı çağırsınlar %100 Futbol programına, Rıdvan bu sefer ona sorsun. "Bunca yıldır başkansınız, hiç pişman olduğunuz bir kararınız oldu mu?" diye, Adnan Polat da desin ki; "En büyük pişmanlığım Skibbe".

Ben de arkama yaslanayım, adamın suratına baka baka bir güzel içimi dökeyim. Duysun duymasın, benim vicdanım o an rahatlayacak, ya onunki?

26 Ocak 2011 Çarşamba

Cruijff Köşesi: City'in Teklifi Doğru mu? Güle Güle Alves, Teşekkürler


Johan Cruijff'ün El Periodico köşesinden çevirilmiştir.

***
Kulübün es geçilemeyen bir maaş yapısı var. Oyuncunun kulüpten kendisine teklif edilenden daha fazla maaş istemesi hoş görülebilir mi?

Cruijff’ün anahtar puanları
Barcelona sansasyonel bir takım. Dani Alves’le ve Dani Alves’le olmadan. Ondan daha iyisine sahip olmak? Eminim olabilir. Manchester City’nin teklifi hakkında söylenenler doğru mu? Eğer öyleyse, onu elinizde tutmaya çalışmayın. Ya da umarım kontratı gelecek yıl sona erer ve kulüpten bedavaya ayrılır. Onun transferi periyotlara dayalı. Kimse onun öneminden şüphe etmiyor. Kimse kalitesini sorgulamıyor. Dahası ona teşekkür ediyor. Takım elbiseleri bugünkü Barcelona içindir. Bir çift milyonlar sezon başına Barcelona’nın teklifinden daha fazlasını mı kazandırıyor? Böyleyse bir kaç müzakere ile işler daha anlaşılır olacak. Herşey için teşekkür ederiz, güle güle ve iyi şanslar. Sadece bunun için değil, aynı zamanda bir orta saha transferi için. Yaya Toure hassas bir durumda olacak.

Guardiola Alves’in kalmasını istiyor, tıpkı Toure de olduğu gibi. Ama ne olur ne olmaz. Yaya Toure 22 m€ transfer bedeliyle gitti. Premier Lig’de en çok kazananların başını çekiyor. Ve bu rakamlar Messi ile eşdeğer. Kalite açısından ikisi birlikte buna sahip fakat değer açısından Barcelona asla Messi’ye ödediğini Toure’ye ödeyemezdi. Herşeyden önce, sporcuların değerlendirmeleri aynı değildir. Ve o zaman, kurallar Barca ve City için aynı değildir. Bir kulüp ürütilen ne ise onunla geçinebilir.

Kuralları olmayan bir oyun
Manchester City gibi bir kulüp söz konusu olduğunda ve maaş yapını geçtiğinde bununla rekabet etmek imkansız hale gelir. Bakarsın, ve yeniden görürsün, çizginin dışında petrol musluğunu biraz daha fazla açarsın ve o, odur. Adil veya değil, düzenlenmiş ya da değil, bu, bu kadar basittir.
Teklifi kabul ettiği için, oyuncu bu hikayenin içinde kötü adam değildir. –eğer doğruysa- Burada ne ben ısrar edebilirim ne de o teklifi denk getiremeyen kulüp. Bu basit bir gerçektir. Barca eski yönetim kurulunun altında ona reddedilen bir sözleşme gönderdi. Şimdiki yönetim kurulu yeni bir politikayla aynı işi yaptı ve bu da ayrıca reddedildi. Her iki teklifi de gördüm. Çok benzer kısıtlamalara sahip. Barca’nın maaş değerlendirmesinin içinde Messi 1 numara. Xavi, İniesta ve Villa ikinci seviyede. Pique, Puyol, Valdes ve çok yakında Busquets üçüncü seviyede. Kulüpte o üçüncü seviyede olmalı. Bu, onu gördüğüm yer. Ve benim için doğru olan budur. Fakat o ikinci seviyede olmak isterse? Alves her hakka sahip fakat onun bunu istediğini hissediyorum, başka biri ona çok daha fazlasını teklif eder ama bu takımın içindeki rolü değildir, önemli olmasına rağmen, kendi değerinin ne olduğunu bilmesine rağmen...

Benzer bir yolda Alves’in takımdaki değerini tartışamam, bu yüzden de benim için önemli olan Bojan’dır. Onun değerlendirmesi bir forvet olarak gol atması ya da atamamasına dayalı. Ve bu yıl, daha fazla ya da daha az gol gerekli olup olmadığı. Eğer Guardiola takımında ona sahipse gücü azdır ve gol dışında herşeyi görür. Ve ben onun görüşlerini Guardiola ile paylaştım.

Bojan’ın A takımın içinde yer alamayacağını iddia etmek içi boş bir argümandır. Sadece 20 yaşında ve dünyanın en iyi takımında. Messi, Villa ve Pedro gibilerle üç forvet. Onun özelliklerine ek olarak, başarı için istikrarlı bir dünyası var. Tutarlılık kazanması zor olmasına rağmen sürekli iyi işler yapıyor.

Bojan için iyi şey
Eğer Bojan Seville’da kupa maçında Betis’e karşı gol atamıyorsa bu onun başarısızlığı değil, öndeki takım arkadaşlarının yanlış kararlarıdır. Hareketleri çok iyiydi ama top bir türlü ona ulaşmadı. Futbol gibi bir takım oyunununda, özellikle bu kulüp için Bojan farklı rollerde oynayabileceğini pek çok göstermiştir.

Örnek
Geçen yıl Bojan’ın devamlılığı olduğunda, Pep Ibrahimovic üzerinden onu seçtiğinde bu, sezonun en kararlı stratejisi oldu. Bojan iyi bir gösteri verdi. Ve bu daha zorlu olamazdı. Birkez daha Bojan’ın belirlenen değeri döndü ve o zaman iyi oynadı. Çünkü sadece skora katkı yapmayı başardı. Bojan oynayabildiğinde sezonun o esnemesi esnasında sahada katkıda bulundu. Şampiyonlar Ligi yarı finalinde golü hakem tarafından iptal olmasaydı Barcelona’yı Barnebau’ya götürebilirdi. Yine de son 4 içinde olmak bu kadar kötü değildir.
***

Johan Cruijff, El Periodico 24 Ocak 2011

24 Ocak 2011 Pazartesi

Pep Guardiola Felsefesi


Fikirleriyle Barcelona sistemini yenileyen Pep Guardiola’nın bugün gelmiş olduğu nokta inanılmaz. Bu adam, kesinlikle Barcelona için yaratılmış.

Johan Cruijff’ün yıllar önce bıraktığı felsefeden sonra gelen teknik adamlardan en iyi işler başaranı şüphesiz Frank Rijkaard idi. Yeni bir yapılanmayla iyileşmeler başladı ve başarı geldi. Rijkaard, ayrıldığında önemli bir takım bıraktı. Xavi’ye yeni bir pozisyon verdi. İniesta’ya ve Messi’ye doğru zamanlarda şans verdi ve onların özgüvenlerini kazanmasını sağladı. Guardiola ise şimdi onları Avrupa'nın zirvesine yerleştiriyor.

Savunma oyuncularından Gerard Pique, dün Fifa'ya verdiği röportajda şöyle bir cümle kurdu: “Pep bizi daha iyi oyuncu yaptı.” 

Lionel Messi’nin pozisyonu hakkında Guardiola’nın onun için bulmaya çalıştığı en iyi mevki üzerine.daha önce bir yazı yazmıştık. Ballon d’Or ödülünün hemen ardından Lionel Messi resmi siteye verdiği röportajda şöyle bir cümle kullandı: "Guardiola beni ilk gördüğünde ve benimle ilk konuştuğunda bana şöyle dedi: ‘Benimle her maç üç ya da gol atacaksın."

10 Adımda Pep Guardiola işleri

Guardiola 1-) Messi şuan 33 gole ulaştı. Yarısı kadar da asisti var. Dokuz hat-trick ile bir numara olmaya doğru gidiyor. Geçtiğimiz yıllara oranla daha çok topla buluşuyor ve daha çok şans deniyor.

Guardiola 2-) Andres İniesta geçtiğimiz yıl La Liga’da 1 gol atmıştı. Şuan da La Liga’da 6 gole ulaştı.

Guardiola 3-) Xavi bugün Barcelona tarihinin en fazla forma giyen oyuncusu. Bu istikrarın altında ise yine Guardiola var. Xavi’nin son ciddi sakatlığı 2006’daydı. Ve basit bir biçimde onun hakkında söyleyebileceğimiz şey şudur: Son 3-4 yılın en iyi orta sahası.

Guardiola 4-) La Masia çıkışlı olmayan oyuncuları takımına uygun bir biçimde yerleştirdi. Villa, Mascherano vb.

Guardiola 5-) Audio markasının bu yılın başında Barcelona'lı oyunculara araba hediye etti. Thiago’da bunlardan biriydi. Guardiola, Thiago’ya hediye edilen yeni arabanın anahtarını aldı ve eski arabasını kullanmasını önerdi. Takımda disiplini sağladı.

Guardiola 6-) Victor Valdes Barcelona tarihinin en fazla forma giyen kalecisi ve bugün dünyanın en iyi beş kalecisinden birisi. Nereden geldiğini anlatmaya gerek yok. Kulüp değerlerine sahip çıkıyor ve Xavi’den sonra kaptan o olacak gibi görünüyor.

Guardiola 7-) Pedro’ya her geçen biraz daha hayran oluyorum. Bojan Krkic’in arasından sıyrılarak 2 yılda buralara geldi. Pep Guardiola ona inandı, bu yılın başında transfer yapmadı ve Pedro’yu sistemine monte etti.

Guardiola 8-) Sergio Busquets bundan öncesinde sade bir defansif liberoydu. Şimdi ise defansif bir orta saha olduğuna inanıyorum. Guardiola onun top çalma yeteneğini geliştirdi, pas trafiğinde neler yapması gerektiğini anlattı ve hücum presini öğretti. Barcelona bu sayede baskıyı daha iyi kurmaya başladı. Zaten Guardiola defansif orta saha kavramının modernleşmiş hali değil miydi?

Guardiola 9-) Pique Manchester’dan geldiğinde Guardiola sayesinde direk 11 oynamaya başladı. Bugün dünyada topu oyuna sokan en iyi stoperlerden biri.

Guardiola 10-) Barcelona’nın geçtiğimiz yıllarda soyunma odasında ve dışında hep sorun yaşadı. Yıldız oyuncular problemli oldu. Bugün tüm zamanların en iyi takımlarının arasında yer alan Barcelona’nın bu kadar mütevazi olmasının altında Pep Guardiola'dan başka kim olabilir? Düşünün, 5-0'lık tarihi El Clasico'dan sonra Pep Guardiola oyuncularına şöyle diyor: "Mütevazi kalın, ama sahada oynadığınız şey lanet olası bir şovdu!"

Hey You

Hey sen, ışığı gizlemelerine izin verme
Savaşmadan pes etme
Hey sen, bana taşı taşımamda yardım eder miydin?
Aç kalbini, eve geliyorum...


Dün Türk Telekom Arena'ya ilk kez gitme fırsatı buldum. İlk başta bir soğukluk hissetim. Ali Sami Yen'i bu kadar benimsemiş bir taraftarken bunların olması elbette doğal karşılanacaktır. Önce günün içinden bahsedelim. GSCimbom ile keyifli bir halı saha zirvesinden sonra stadın yollarına koyulduk. Metro duraklarında 3-4 insanın sigara yaktıklarını gördüm. Daha sonra stada ulaştık. İzleyeceğimiz bölümleri ararken epeyce zorlandık, bunun nedeni stadın dışa doğru geniş bir yol üzerine kurulmuş olmasıydı. Bu, yaklaşık 10 dakikamızı aldı. Girişte ilk gördüğüm alan Ali Sami Yen tabiriyle Kapalı tribün. Belli yerlerin boşluğunda stad tamamen dolu görünüyordu. Bir lig maçında yapılan ilk 3'lü böylece arşivimde yerini aldı.



Koltuğunuza oturduğunuzda stad ile ilgili ilk söylenebilecek şey harika görüş açısına sahip olduğu. Nereden izlerseniz izleyin müthiş bir bakış açısı var. Bir de maçtan önce GSCimbom forumundan Halit ağabey açılış maçına gittiği için bir kaç bilgi verdi. Bunlardan biri stadda koltuğa ilk oturduğunuzda hava gayet normal gibi görünse de maç başladıktan sonra "Biri pencereyi açmış gibi üşüyorsun." dedi. Öyle oldu


Maça biraz geç girdiğimden dolayı kadroları bilmiyordum. Sabri'nin önünde oynayan 25 numaralı oyuncuyunun Yekta olduğunu görünce epeyce şaşırdım. Sadece iki antrenmana çıkmıştı takımla. Stancu ise yedeklerdeydi.

Maçın başlarında Sivasspor bireysel beceriyle Galatasaray ceza alanına girdi ama sonuçsuzdu. Hagi bundan önce alınan mağlubiyetlerden sonra "Bu takım benim takımımı değil." demişti. Söyleyebileceğim tek şey sahada rahat futbolcu yok ve bunu Hagi başarıyor.

Daha önce Galatasaray'ın en çok çektiği sorunun kurduğu baskının ardından yediği goller diye yazmıştım. Ankaragücü, Manisaspor, Beşiktaş maçlarının hepsinde bu böyle oldu. Takım baskının ardından sürekli düştü, basit bir hatayla ya da bir adam kaçırmayla birlikte kalesinde golleri gördü. Bugün girdiği bir kaç pozisyonun ardından "Şimdi golü yer." dedim ama hiç olmadı... Sahada disiplin açıkca görülüyordu.

Transferlerden bahsedelim biraz. Frank Rijkaard'ın en büyük sorunu kemik bir yapı oturtamamasıydı. Bu biraz kendi ile alakalı, biraz da şansızlıkla. Transferler takıma katıldıktan sonra uzun süre sakatlanan Çağlar'ın ve ardından iki aylık sakatlık geçiren Mehmet Batdal'ın durumunu en iyi bu şekilde açıklayabiliriz. Bununla birlikte Rijkaard'ın Cana ve Pino'yu belli aralıklarda kullanması ve takımına oturtamaması ciddi sıkıntı olarak görülüyordu. Misimovic ise takımı tanımaya çalışıyordu.

Hagi dün devre arasında yaptığı dört transferden üçünü 11'de sahaya sürdü: Kazım, Culio ve Yekta. Culio belli aralıklarda oyundan düşse de genel olarak dayanıklıydı. Yekta sahanın en iyilerindendi. Kazım ise çok pasif kaldı. Oyuna daha sonra giren Stancu ise iyi işler yaptı.

Lucas Neill ve Harry Kewell'ın Asya kupasında bulunmasından dolayı Hagi, Servet-Cana tandemini bozmadı. Cana o mevkide müthiş işler yapıyor, topu oyuna sokuyor, vücudunu iyi kullanıyor ve oyunu basit oynuyor. Teke tek kaldığı bir pozisyonda vücudunu kullanarak topun takıma geçmesini sağladıktan sonra taraftara dönüp iki elini birleştirmesi onun ne kadar hırslı olduğunu göstermiyor mu? Geçtiğimiz haftalarda eski bir Galatasaraylı ağabey ile bunun kıyaslamasını yapmıştım. O bana Topal'dan fazlası ne? diye sordu. Ben Topal'ın basit oynama konusunda sıkıntıları olduğunu söyledim. -Cana'nın böyle bir sorunu olmadığından dolayı özellikle stoper mevkisinde de müthiş işler yaptığını da görüyoruz- Ama en önemlisi şuydu: Cana takıma artı bir kimlik kazandırıyor ve bu, böyle bir ülkenin futbol anlayışında çok önemli bir detay olarak görünüyor...

Peki sonrası? Servet'in Türk Telekom Arena'da ilk golü atması? Galatasaray taraftarının üzerinden iki ay geçmeyen ıslıkları? Çıkışta yaşanan İETT geçiş sorunu ve 6 dakikada bir geçen metro? Staddan eve süren 3 saatlik yolculuk? Bir taraftarın "Ali Sami Yen'in bokunu yiyeyim" demesi? Galatasaray'ın istikrarı? Hepsi soru işareti. Ama Hagi diyor ya "Galatasaray'ın olduğu herşey güzel" İşte bu...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Brian Clough'un ardından imitasyon


Brian Clough gelmiş geçmiş en iyi hocalardan biridir. Sadece yaptıklarıyla değil, söyledikleriyle de gelecek için imitasyon yaratmıştır. Jose Mourinho'nun taklit etmeye çalıştığı koca kafalı, aşındırıcı ve açık sözlü futbol efsanesidir. Nottingham Forest'a unutulmayacak başarılar kazandırmıştır. Açıkcası bir futbol adamının bir daha onun yaptığına yakın birşey yapabileceğini düşünmüyorum.

İşte Koca Kafa'dan:


Clough'un meşhur değerlendirmesi: "Futbolda en iyi menajer olduğumu söyleyemem ama ben listenin en tepesindeyim."

Clough başarılarını değerlendirirken: "Trent nehri güzeldir. Biliyorum çünkü ben 18 yıl üzerinde yürüdüm."

Kendisi için Clough: "Roma bir günde inşa edilmedi. Ama ben o özel işte değildim."

Clough'un en büyük hatası: "Dünya ve köpekleri benim nasıl iyi bir menajer olduğumu tam olarak söylüyor. En iyisi olduğumu biliyordum ama hiçbir şey demiş olmalıyım, baskıdan uzak durdum. Çünkü onlar kendileri için dışarıya çalışırlar."

Clough için mütevazi kalmak: "Vesilelerle koca kafalı oldum. İnsanları en çok sahne ışığını aldığında düşünürüm. Kendimi sadece koca kafalı hatırlamamak için kendimi arayacağım."

Clough yöntemi: "Eğer bir oyuncuyla tartışıyorsam onunla 20 dakika boyunca otururdum, bunu tartışırdım. Ve daha sonra haklı olduğuma karar verirdim."

Clough'un futbol felsefesi: "Eğer Tanrı futbolu gökyüzünde oynamamızı isteseydi, oraya da çim koyması gerekirdi."

Sven-Goran Eriksson'un İngiltere menajeri olarak atayan İngiltere Federasyonuna: "En sonunda onlar oyunculardan daha iyi İngilizce konuşan bir menajer atadılar"

Clough için kazanmak: "Her cumartesi oyuncularıma çok yönlü mesaj atardım: 'Bu öğleden sonra 3 puan için hemen büyük annemi vurabilirim.' diye. Onlar da başarı için nasıl herşeyi vermenin nasıl önemli olduğunu anlardı. Her zaman. Neden hayatta büyük annemi kedimden daha çok sevdiğimin nedeni budur."

16 Ocak 2011 Pazar

Basitçe Bir Efsane: Xavi Hernandez Creus


1998 yılında Xavi Hernandez Creus 18 yaşına geldiğinde Luis Van Gaal ona İspanya Süper Kupası'nda Real Mallorca'ya karşı şans verdi. Fakat bu maç Xavi'nin soyunma odasında kahramanlarıyla buluşacağı ilk maç değildi. Xavi Hernandez 17 yaşında hayranı olduğu futbolcularla yani A takım ile zaten yolculuk yapmıştı. Xavi Hernandez şöyle diyordu:

"Bunun bana büyük bir etkisi oldu çünkü sadece 17 yaşında genç takımlardan bir oyuncuydum. Guardiola, Amor, Stoickov, Xavi Ferre, Sergi, Luis Enrique. Onlar beni çok iyi motive etti. Kendi kanatları altına aldılar. Garip bir duyguydu çünkü bir gün televizyonda izlediğiniz futbolcuların soyunma odasındaydınız. Onlarla antrenman yaptım, onlarla paslaştım. İtiraf etmeliyim ki çok korkulu başladım ama kahramanlarım bunu aşmama yardım etti."


Çocukların Basit Hayalleri
"Van Gaal benimle konuştuğunda düşündüm, stadda oynuyor olacaktım ve maça 11'de başlayacaktım. Bacaklarımı durduramıyordum ve titremeye başladı. Bunun olacağını söylediğimde rüyalarımda oluyordum. Vücudumun üzerinde kaz şişkinlikleri vardı ve tüm sinirlerim çıngırdıyordu. Fakat sorun olmadı, Salamanca'ya karşı oynadım ve kazanamadığımıza rağmen iyi bir oyun çıkarmıştım. Sonuca rağmen özel duygular hissettim. Bu eşsiz benzersiz birşeydi. "

Uzun zaman önce, Xavi'nin artık kulüp için oynarken kalbinde bir sinir kalmadı. Bir çarşamba günü, o kulüp tarihinde en fazla forma giyen oyuncu oldu, 550 maç ile. Yani herhangi biri Camp Nou'da oynamaya alışabilseydi bu Xavi olurdu.


Barcelona'dan Ayrılma Fikri, Yeni Guardiola Düşüncelerinin Baskısı
Xavi hernandez için Barca'da kalma fikri kolay olmayabilirdi. Xavi kendisini Camp Nou'a kabul ettirdikten sonra medya ve taraftarlar onun yeni Guardiola olabileceğinden bahsediyordu. Xavi tamamen Guardiola gibi olamayacağını kanıtladığında onlar hayal kırıklığına uğradı. İnsanların Xavi'nin Xavi olduğunu anlaması uzun yıllar aldı. Bunlar kendisinde asla gerçekten kuvvetli bir güvene sahip olmayan Xavi'nin zor zaman geçirdiği yıllardı. Xavi kendisinin Guardiola gibi olmasını isteyen destekçilerini kazanamayacağını hissetti. Xavi herkesin kendisine karşı olduğunu hissetmeye başladı ve bunu asla başaramayacak olduğunu... Konuşmalar ve gelişmeler devam etti, ardından Pep kulübü terk ederek İtalya'ya gitti. Xavi gerçekten Milan'a transfer olma şansı ile İtalya'ya yapabileceği hamleye yakın olduğunu itiraf etti. Babası ve kardeşi gitmesi gerektiğini düşünüyordu çünkü bu onun kariyeri ve güvenliği açısından daha iyi bir seçim olabilirdi. Xavi'nin kararı için belki de en önemlisi annesinin fikri olacaktı. Annesi ona şöyle dedi: "Kalbinin neyi istiyorsa onu yap" O aynen öyle yaptı ve başarılarla dolu gelecek o yıllar için Barcelona'da kaldı...



Bir Orta Sahanın Dilini, Bir Orta Saha Oyuncusu Anlar
Herşey yeniden başlıyordu. Xavi'nin kalma kararının ardından yepyeni bir efsane başlatacak olan Frank Rijkaard kulübün kapısından içeri girdi. Xavi için herşey değişti. (Türk medyası bunu yine yanlış lansman ederek Xavi Frank Rijkaard döneminde ayrılmak istedi diye yazdı.) Frank Rijkaard onun yeteneklerini keşfetti ve ona yeni bir pozisyon verdi. Bunu neden yaptı? Çünkü Xavi'nin daha sık şut atması gerektiğine inandı. Başlarda Xavi zorlandı. Bunun nedeni ise daha önce bitirici bir mevkide oynamasıydı... Bu geçici dönemden sonra Xavi, Rijkaard'ın neden bahsettiğini anlamaya başladı. Taşlar yerine oturdu ve Xavi her maçta oyununundan keyif almaya başladı...

Bununla birlikte başarı geldi. Xavi daha önce genç yaşlarda A takım ile şans bulduğu dönemlerde zaten bir kupa kazanmıştı. İkinci başarısı ise Rijkaard dönemi ile gerçekleşti. Xavi takımın en iyi oyuncularından biri olmaya başladı. 2 lig kupası ve ardından bir de şampiyonlar ligi kaldırmayı başardı. Xavi takımın en önemli oyuncularından biri olmasına rağmen sakatlık yüzünden Şampiyonlar Ligi finalinde oynayamadı. Yaklaşık 6 ay sakatlık geçirmişti. 2006'da Almanya'da düzenlenen Dünya Kupası'nda da oynamayadı. Luis Aragones Xavi için o dönem şöyle demişti:

"İnsanlar Xavi'nin kadroda olabileceğini kumar olarak yorumladı. Ben ise Xavi'nin evde olmasını bir kumar olarak gördüm."

2006'da yaşanan sakatlıktan sonra Xavi Hernandez daha büyük bir sakatlık geçirmedi. Kulüp ve Milli Takımlar ile birlikte kupalar kazanan ender oyunculardan biri olmayı başardı. Her hafta rekorlar kırdı ve kırmaya devam ediyor. Basitçe şöyle özetleyelim: İspanya ve Barcelona takımlarının Dünya'yı domine etmesinin arkasında en önemli futbolcu olarak Xavi Hernandez Creus efsanesi var...

When He Begin To Run

Onlar sizi belki tek bir hareketiyle büyüleyen, tek bir hareketle oyun dünyanızda onu seçmenize neden olan adamlar... İşte benim efsanem, sarı büyücü! Koşmaya başladığı anda durdurulması zor, İrlanda futbolunun bizlere sunduğu bir karizma... Fotoğraf ne efsane değil mi? Shearer ve Duff eski günlerin adamı, iki eski Blackburn dostu. Newcastle döneminde ise birisi yedek kulübesinde, diğeri ona koşuyor ama bu kez arkadaşı değil, hocası!

Futbol beğenileri izleyicilerin sahaya bakış vizyonlarına göre değişiyor. Kimi saha içinde cambazlığı, kimisi ise büyülü bir anı bekliyor. Ben formasını şortunun içine atan, takım oyunu içinde yeteneğiyle fark yaratan efendi oyuncuları seviyorum. İngiliz futbolunda bir çok sol winger geçti. Şöyle bir geriye dönüp baktığınızda sayabileceğiniz kaç adam vardır ki? Giggs, Kewell, Duff ve şimdilerde ise Gareth Bale. Topu önce sağa sonra sola çekerler ve ardından büyüleyici bir koşu... İşte bu dört adamda bunları gördüm ben. Hepsi beni büyüledi. Duff bazen bir duruş, bazen profesyonellikti. Futbol hayatından Blackburn, Chelsea, Newcastle ve son olarak Fulham geçti. Ama şöyle diyor usta: "Sadece durmaya başladığımı hissedince futbolu bırakacağım." Ne şanslıyız ama!...

12 Ocak 2011 Çarşamba

Söyleşi: Nebil Evren


Gerçekleştiren: Sertaç Murat Kılıç
Söyleşi GSCimbom Fanzin'de yayınlanmıştır.


Sorularıma sizinle başlamak istiyorum. Bugün bulunduğunuz konumda olmayı isteyecek birçok insan vardır elbette. Onlara ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz? Sizin bugünkü konumunda bulunmanızda en büyük etkeni ne olarak görüyorsunuz?
Ben işime aşık bir insanım. Zaten bizim meslek aşk olmadan yapılmaz, maddi motivasyonlar yeterli olmaz. Dışarıdan her şey toz pembedir ama içine girdiğinizde zorluğu da çoktur. Bazı manevi hazlar sizi ayakta tutar. Örneğin çocukken kurduğum maç anlatmak, bir futbol takımının hazırlık kampını yerinde takip etmek gibi bir çok hayali ve hayal bile etmediklerimi işim sayesinde gerçekleştirdim. Daha yapacak ve öğrenecek çok şey var ama şu ana kadar başarmaya çalıştıklarımda işime ve spora olan sevgimin katkısı büyük. Tabii disiplin ve özveri de çok önemli. Bunun yanı sıra spor yayıncılığında yer almak ve ilerlemek isteyenlere eleştiriye açık ve soğukkanlı olmalarını, eğitimlerini sürdürürken sektörün içinde yer almak için çaba göstermelerini, Türkçeyi doğru kullanmayı öğrenmelerini, en az bir yabancı dil bilmelerini, spor kültürüne sahip olmalarını, çok okumalarını ve çok izlemelerini tavsiye edebilirim.
Peki, Türk Spor Medyasının dış basına göre önde olduğu veya geride olduğu noktalar neler? Sizler medyanın içindeki isimler olarak neleri eksik yaptığınızı düşünüyorsunuz?Her coğrafyanın kendi üslubu ve bakış açısı var. Bu nedenle hangi dış basınla kıyasladığınız önemli. Genel bir değerlendirme yaptığımızda kendimize yapacağımız en büyük eleştiri olaylara futbol ve ''3 Büyükler'' gözlüğünden bakmamız olabilir. Bunda ülke nüfusunun sporla ilgili olanlarının neredeyse %90'nun futbol ve İstanbul takımlarına sevdalı olmasının da etkisi var tabii ama acaba sporu yönetenler ve medyanın tutumu da böyle bir çarpık dağılıma neden olmuş olabilir mi diye de sormamız lazım? Sanırım hepimiz zaman zaman bu rüzgara kapılıyoruz. Spor medyasının hatırı sayılır bölümü spekülasyona dayalı, analiz ve çözüm üretmekten uzak, yüzeysel eleştiriyle besleniyordu. Son 10 yılda bu bakış açısının çok belirgin bir şekilde olumlu bir noktaya doğru gittiğini sevinerek söyleyebilirim. Ama bu biraz da gazeteciliği öldürdü. Bir kaç yıl içinde dengeye oturacağını tahmin ediyorum. Sadece bizim sektörümüzle kısıtlayamayacağımız insana yatırım sorunu da var. Bu konuda biraz daha seçici ve eğitici olmak gerekir.
Bu doğrultuda, medyanın diğer bir ayağı, daha doğrusu ufak bir ayağı olarak sanal âlemdeki taraftar toplulukları olan forumlar ve bu toplulukların yazar kısımlarını oluşturan bloglar ne gibi bir yere sahip?
Öncelikle taraftar forumlarını ve blogları mümkün olduğunca takip ettiğimi söyleyeyim. Hem futbolseverlerin nabzını tutmak, hem de farklı görüşler arasındaki tartışmaya tanıklık etmek faydalı oluyor. Hiç açmayı düşünmeyeceğim pencereler açıyor zihnimde. Bazı yaratıcı göndermeler de beni çok eğlendiriyor. İçindeki şiddet ve öfkeyi asgari seviyeye indirenler daha fazla saygı görüyor.


Biraz daha öznel bir soru sormam gerekirse, sitemizi inceleme fırsatı bulduysanız ne gibi önerileriniz olabilir bizlere? Fanzin, forum ve blog gibi hizmetler veren bir siteyiz. En çok ilginizi çeken veya “şurası şöyle olsaydı daha iyi olurdu” diyebileceğiniz neler var?
Kolay anlaşılır ve dinamik bir site. Ve anladığım kadarıyla da gerçek anlamda bağımsız. Özellikle fanzin internet dergiciliğinin başarılı örneklerinden. Forum başlıklarından gönül verdiğiniz kulübün tarihine de değer verdiğiniz görünüyor. Böyle camialar tarihleriyle büyürler, kazandıkları kupalarla değil. Bu noktada size ve sizinki gibi oluşumlara tavsiyem gençlere kulüplerinin tarihini doğru nakledecek platformlar oluşturmanız ki Arda Turan'a hemen sırt çevirmesinler, Alex'i yuhalamasınlar, Nihat Kahveci'ye hakaret etmesinler, Şenol Güneş'i bir kalemde silmesinler; kendi kulüplerine, oyuncularına saygı duysunlar ki rakiplerine de saygı göstersinler.
Sporun içine girmek gerekirse, kısa bir ilk yarı değerlendirmesi almak istiyorum sizden. Ligin ilk yarısı ikinci yarıya dair ne gibi izlenimler bıraktı sizde?
Daha öncekilere kıyasla en önemli fark bütün maçların canlı yayınlanması. Artık şampiyonluğa oynayanların dışındaki takımların da saha içi ve dışında yaşadıkları sürece daha yakından tanık olabiliyoruz. Genel olarak teknik adamların etkilerinin ön plana çıktığı bir ilk yarıydı. Taktik açıdan fark yaratanlar ve yönetimsel açıdan uzlaştırıcı olanlar takımlarını başarıya götürdüler.
Üç büyüklerin performansları beklentilerin çok altında kaldı bu sezon. Özellikle Galatasaray bu konuda en büyük hayal kırıklığı oldu. Sizce Galatasaray’ın bu konumda olmasının sebebi nedir?
Aslı sorunuz Galatasaray ama kısaca diğerlerine de değinelim. Fenerbahçe'de Aykut Kocaman'ın oyun planıyla Alex'in varlığı çelişiyor ve orta sahada dirençli oyuncuların azlığı özellikle deplasman başarısızlığını getiriyor. Beşiktaş Bernd Schuster'in Türkiye'ye intibak edip etmeme tercihiyle bıçak sırtında. Sakatlıklar da ağır darbe vurdu. Galatasaray'a gelince... Galatasaray'da başlıca sorun istikrarsızlık, bunun nedeni de sabırsızlık. Her zaman teknik direktörüne zaman tanıma ve destek vermesiyle övünen Galatasaray her fırtınada prensiplerinden ödün veriyor. Tercihler de önce taraftarın duygularına hitap ediyor. Skibbe'nin yerine Bülent Korkmaz, Rijkaard'ın yerine Hagi… Hagi'nin yeni sezonda Galatasaray'ın başında olacağını düşünenlerin sayısını merak ediyorum. Çok fazla teknik direktör ve oyuncu değişti. Galatasaray'ın mevcut kadrosunda 3 veya daha fazla sezondur bu takımda oynayan yabancı futbolcu yok. Yerlilerin de performansı ortada. Takım neredeyse her yıl yeniden yapılanıyor. Ama hala kalecisi, defansif orta sahası ve santrforu olmayan bir takım. Sakatlıkların Galatasaray için büyük sorun olduğunu kabul ediyorum ama kadro derinliği yaratılmayınca etkisi daha büyüdü. Ayrıca futbol takımının idari anlamda da iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Örneğin Hertha Berlin deplasmanında motive etmek için Lincoln'e kaptanlık vermek takmak geleneklerine bağlı bir oyuncu grubunun içine dinamit koymaktan başka bir şey değildi. Arda Turan gibi değerli bir figürün saha içi performansı dışında konularla gündeme gelmesinde en az kendisi kadar Galatasaray'da futbolu idare edenlerin kabahati olduğunu düşünüyorum.

Rijkaard-Hagi değişikliğinin takıma artı bir katkısı olduğuna inanıyor musunuz? Galatasaray’ı bugünden sonra daha iyi bir yere getirebilecek mi sizce Hagi?

Hedefsiz kalan büyük takımları ayağa kaldırmak çok zordur. Hagi göreve geldiğinde Galatasaray'ın matematiksel olarak değil ama mantık olarak şampiyon olamayacağı çok açıktı. Hagi'nin yerinde hangi teknik direktör olursa olsun beklenti içine girmek yanlış olurdu. Bütün kötü sonuçlara rağmen Hagi'nin takıma biraz olsun coşku aşıladığını söyleyebiliriz. Rijkaard’a göre farklı çözüm arayışlarında olduğunu da... Yine de takım elbiseli Hagi ile sahadaki Hagi arasında bazı farklar olması lazım. Teknik adamlık sadece antrenman bilgisi, taktik ve analizden ibaret değildir. Egosu yüksek ve yetenekli birbirinden farklı 25 insanı bir hedef etrafında birleştirmek, sorunları çözmek, kısaca yöneticiliktir aynı zamanda. Hagi’nin liderlik tarzının modası geçti. Misimoviç'in kadro dışı bırakılıp kendine kulüp bulması ile ilgili tatmin edici bir açıklama hala yapılmadı. Hagi kalan bölümde 1-2 iyi oyuncu kazandırabilir belki ama uzun soluklu başarılı bir takım yaratması bence zor.

Biraz da lig liderinden bahsetmek gerek sanırım. Trabzonspor’un performansının diğer takımlara oranla fazlasıyla önde olduğu görülüyor. Onların bu başarısında diğer takımlardan ayrıldığı nokta ne oldu size göre?
Trabzonspor 14-15 futbolcuyla oynuyor. Onur – Serkan, Giray, Egemen, Cale – Selçuk, Colman – Burak (Yattara), Jaja (Alanzinho), Engin – Umut. Bu ekibe Ferhat ve sakat Glowacki’yi ekleyebiliriz. Oyuncu kalitesi birbirine çok yakın. Bu oyuncu grubunun neredeyse tamamı 2,5 sezondur beraber oynuyor. Ve tabii Şenol Güneş faktörü. Dengeli bir ekip yarattı, futbolcularından maksimum verim aldı, Umut, Teofilo, Engin, Jaja krizlerinden az hasarla çıktı, soğukkanlı ve öğretici duruşuyla takımına ve şehre coşkulu bir ağırbaşlılık getirdi.

Trabzonspor’un ikinci yarıda aynı performansını devam ettireceğini düşünüyor musunuz peki? Sizce onları şampiyonluk yolundan alıkoyacak en yakın takım(lar) kim?
CNN TÜRK’teki Sınırsız Futbol’da bu hafta biraz da bu konuya değindik aslında. Son 30 yılda ligin ilk yarısını lider bitiren sadece 12 takım şampiyon olmuş. Bu da Trabzonspor’u çok zor bir devrenin beklediğinin en basit göstergesi. Trabzonspor’un şampiyonluktan edebilecek iki büyük tehlike var. Birincisi çok yüksek performans gösteren Burak Yılmaz ve Engin Baytar’da yaşanması muhtemel düşüş. İkincisi de şehir baskısı. Yönetim ve teknik heyetin ne yapıp edip şehirde tansiyonun düşük kalmasını sağlamaları gerekiyor. Bu belki coşkuyu da törpüleyebilir ama takımın yeterince enerjisi var ve asıl ihtiyacı olan sükunet. Trabzonspor’u en çok Fenerbahçe zorlayabilir. Kayseri yarıştan uzaklaşır, Bursa ise daha fazla yaklaşamaz. Beşiktaş’ın 14 puanı kapatıp önündeki 4 takımı geçmesi neredeyse imkansız.

Türk Futbolunda özellikle iki yıldır dillerde olan bir 'Anadolu Devrimi' tabiri var. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler? İstanbul’un büyüklerinin baskınlığı bitti mi?
Anadolu Devrimi’nin gerçekleştiği veya tamamlandığı kanaatinde değilim. Bursaspor’un devrimi bütün Anadolu’nun devrimi değildir. Önümüzdeki yıllarda farklı şehirler şampiyon veya şampiyonluk mücadelesinin içinde yer alan takımlar çıkartırlarsa Anadolu Devrimi’nden bahsedebiliriz. Son dönemde ligin eskisine oranla rekabetçi olduğu da su götürmez bir gerçek. İstanbul’un baskınlığı ancak şehir takımlarının daha çok destek görmesiyle kırılır. Burada belediye desteğinden değil taraftar desteğinden bahsediyorum.

Bu doğrultuda biraz Galatasaray’a dönmek istiyorum. Kalli’nin gelişiyle başlayan yenileme çalışması yaklaşık 4 senedir devam ediyor. O sezonki şampiyonluktan sonra 2 sezon sonunda yaşanan hayal kırıklığı sürekli bu yenileme çabasına sürüklüyor yönetimi. Yapılan hamleler yetersiz mi kalıyor size göre yoksa değişim çalışmasının sürekli gerçekleşmesi mi istikrarı engelliyor?
İkisi de. 2010 Mart’ındaki seçimden önce Adnan Polat ile yaptığımız söyleşide takımın iskeletinin kurulduğunu ve artık küçük takviyelerle yola devam edeceklerini söylemişti. Hasan Cemal ise sağlıklı bir iskeletin oluşmadığından dem vurmuştu. Galatasaray’ın sorunu getirdiği yabancıların kalitesi değil oluşturduğunu sandığı yerli iskelet. Oyuncuların Türk milli takımında oynuyor olması yeterli bir referans olarak görüldü. Bu sezon kadroya dahil edilen yerlilere bakın: Mehmet Batdal, Çağlar Birinci, Musa Çağıran, Serdar Özkan, Ali Turan. Hiçbiri hemen ilk 11’de yer alacak düzeyde değildi. Yerli futbolcu kıtlığı aslında bütün kulüplerin sorunu. O zaman bu taramayı Gençlerbirliği’ne, Gaziantepspor’a veya diğerlerine bırakmayacaksınız. Bizzat kendiniz yapacaksınız.

Galatasaray’ın bu sezon ligden ümidini kesmesi ve Avrupa Kupaları için hedef olarak Türkiye Kupası’nı seçmesini nasıl karşılıyorsunuz? Kupadaki başarı şansı nedir?
Bu hangi büyük kulüp olursa olsun kabul edilebilir bir durum değil tabii. Ama Galatasaray’ın son 10 yıldaki 3 şampiyonluğuna bakarsanız futbol içinde ender rastlanabilecek koşullarda gerçekleştiğini görürüsünüz. 2’si hariç diğer sezonlarda da yarıştan erken koptu en azından iddiasını son 1-2 haftaya taşıyamadı. Hal böyle olunca bu çöküş kaçınılmaz oldu. Şartlar Galatasaray’ı kupayı kazanma veya final oynamaya mecbur etti. Kupaya ezeli rakiplerinden daha fazla motive olacağı için şansı biraz daha yüksek olabilir.

Son olarak, size ilk yarının enlerini sorarak son vermek istiyorum röportaja.
En iyi 11?(4-3-1-2) - Karcemarskas(GANT)-Serkan Balcı(TS)-Amisulashvili(KAY)-Egemen(TS)-Hasan Ali(KAY)-Ernst(BJK)-Selçuk(TS)-Emre(FB)- Alex(FB)- Emenike(KAR)-Niang(FB)
En iyi futbolcu performansı?Selçuk İnan
En iyi takım?Trabzonspor
En sürpriz performansı gösteren takım ve oyuncu?Karabükspor, Burak Yılmaz
Hayal kırıklığı yaratan takım ve oyuncu?Galatasaray ve Kasımpaşa, Misimovic
En keyifli maç?Bursaspor 1-1 Fenerbahçe
En başarılı hakem?Cüneyt Çakır
Röportaj teklifimizi kırmayıp değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için tekrar teşekkür ederim. Meslek hayatınızda başarılar.Ben teşekkür ederim. Çalışmanızda emeği geçen herkese başarılar.

Röportajı ve daha fazlasını burada bulabilirsiniz.

9 Ocak 2011 Pazar

Barcelona'sız Messi, Messi'siz Barcelona?


Hayatta hiç ters olasılık kurmayı denediniz mi? Olasılık kanunları herşey için geçerlidir. Eğer bir zar sallıyorsanız işiniz tamamen şansa dayalıdır. Ama bir kumar masasında elinizde kartlarla oyun oynamaya çalışıyorsanız tüm olasılıkları kafanızda tartmalısınız. Lionel Messi efsanesi gollerine devam ediyor. Dün gece oynanan Deportivo maçında 2 asist ve 1 gol ile yine takımını sırtladı. Bu, aslında Leo'nun bu yılın öncesinde yaptığı işler değildi elbette...

Leo'nun statik özellikleri sadece gol atmak değildi. Guardiola bu yılın başında bunu farketti. "Harika bir Leo izliyoruz, ama neden yeteneklerini daha fazla kullanamayayım?" Evet, Pep doğru düşündü. Messi bundan önce kaleyi sağ bölgeden dikine giderek bulmaya çalışırken bu yıl bunu ortadan yapmaya çalışıyor. Başarılı oluyor ama daha başarılı. Lionel Messi için zamanında Ronaldo "O daha iyi oyunculara sahip ve mükemmel bir pas trafinde oynuyor" demişti. Doğru tespit. Bunu herkes söylüyor zaten. Ama bu yıl artık bu cümleleri Messi için kullanamazsınız. Daha da açalım...

Bundan yaklaşık 5 yıl önce hayatımda ilk kez Avrupalı bir takımın formasını almıştım. Forma numarası 30, arkasında ise Lionel Messi yazıyordu. Nasıl görmüşüm ama geleceği! Lionel Messi Ronaldo ile kıyaslanırken, Ronaldo Manchester'da yılda 40 gol atarken her zaman tezimi savundum. Messi saha içinde kesinlikle daha fazla spesifik, daha fazla hareketli ve takımı için daha fazla şey yapıyor. Sadece gol atmıyor, sadece mahallenin fakir ama gururlu çocuğu değil, sadece o pas trafiğinde oynamıyor. Yani demem o ki, Lionel Messi efsanesinin yetenekleri sadece belirli bir şeyle sınırlı değildi.

Fifa.com Messi ile bir röportaj yapmıştı geçenlerde. Blogda da bunu çevirmiştik. O kısımdan alıntı yapıyorum.


- Guardiola her maç seni farklı pozisyonda oynatmak için eğilimli, hatta "gezici No9" gibisin... Guardiola her maçta benim için en iyi pozisyonu bulmaya çalışır. Bu yüzden bol bol topu görebiliyorum ve sürekli deniyorum. Bu bazen rakibin beni markaja aldığı zamanlarda da onlar için sürpriz oluyor. Bu nedenle her zaman defans çizgisini dışarı çıkarmak için kendi pozisyonumu bırakırım. Sonra defansla yüz yüze gelebilirim ve bire bir durumlarda onları geçebilirim. İkişer ikişer oynarken de Xavi, Iniesta, Villa ya da Pedro gibi takım arkadaşlarımın desteği son derece önemlidir. Kutunun içinde ve öne doğru oynamayı seviyorum.
Guardiola işte bunu başararak Messi'yi daha özel bir futbolcu yaptı. 2 gün önce El Mundo kaynaklı bir haberde Messi'nin çalıştığı en iyi hocanın Guardiola olduğunu söyledi. Guardiola bunu başardı. Messi bu yıl asist sayısında patlama gerçekleştiriyor. Yine bir kaç hafta önce mahallemizin fakir ama gururlu çocuğubazen asist yapmaktan daha fazla zevk aldığını söyledi!

Peki neden böyle bir başlık attım? Evet, Leo bu kadar fazla gol atınca insanlar iğneyi nerden batırsam diye düşünüyor. Sonra veriyor odunu "Xavi, İniesta olmadan Messi bir hiç. Messi'yi Messi yapan Xavi! Messi harika bir pas trafiğinde. Messi başka liglerde bu kadar başarılı olamaz." Normalde istatistik kullanmayı pek sevmem ama bu yıl Barcelona'nın Messi'siz maçlarına göz atalım. Ujfalusi'nin Messi'yi sakatladığı dönem El Mundo yine bir haber yazdı "Messi 15 gün boyunca sahaya çıkmayacak." Messi 10 gün sonra Kazan deplasmanında maçın bitimine yarım saat kala oyuna girdi. İnsanüstü olacak ya bu adam, öyle işte. Sonra o maç yine berabere tamamlandı. Bir hafta önce içerde Gijon maçını Barcelona zar zor 1-0 bitirebildi. Villa maçtan sonra "Messi'yi sahada çok aradım" dedi. Barcelona o günden bu güne Kopenhag ve Mallorca maçları haricinde 3 golün altına düşmedi, Zaragoza deplasmanı hariç. Geçtiğimiz hafta Levante karşısında Barcelona zor anlar yaşadı. Leo yine tribündeydi. Atletic Bilbao karşılaşması ise yoğun taraftar desteği arkasında 1-1 sonuçlandı. Messi yine Abidal'e asistini yaptı.

Barcelona harika bir pas trafiğinde oynuyor ve bu Messi'nin hoşuna gidiyor. Ama insanlar artık şunu anlamalı: Barcelona Messi olmasaydı bu kadar gol atmayı başaramaz ve mutlaka bir yerde takılırdı. Bu kadar başarı kazanamazdı. Messiler işte bu yüzden Dünya'ya 50 yılda bir geliyor. O yüzden bir tez ortaya atarsanız mutlaka tüm olasılıkları değerlendirmelisiniz...

Lionel Messi: 15 maç: 18 gol, 12 asist

7 Ocak 2011 Cuma

Jupp Derwall ile devrim nasıl yapılır?


"Futbolu her şeyiyle gençliğimde olduğu gibi, yeniden yaşamak için bu tercihi yaptım. İlk teklif geldiğinde, Alp Yalman'a 4 defa hayır demek ve görüşmemek beni çok üzmüştü. Ama sonunda İstanbul'a bir görüşme yapmak için gelmeye karar verdim. İstanbul'a ilk geldiğimde hayal kırıklığına uğradım. Bana gösterebilecekleri hiç bir şey yoktu. Bir çim sahaları bile yoktu. Avrupa ülkelerinde I. Lig'de mücadele eden bir takımın, böyle bir durumda olması söz konusu değildi. Toprak sahalarda antrenman yapmak, neredeyse bataklık gibi sahalarda futbol oynamak benim için aklın almayacağı bir şeydi. O anda orada yapılacak çok iş olduğunu anladım. İstediğim koşulları sağlayabilmeleri konusundaki ricalarımı hemen kabul ettiler. O kadar altyapısız bir durumdaydı ki mukavelemi bile kendim hazırladım. Sonra akşam otelime gittim. Oradan eşimi aradım. Telefonda sesimi duyduğunda ''Kabul ettin değil mi?'' diye sordu. Kendimi övecek bir şey söylemek içimden gelmiyor. Övülecek birileri varsa, onlar da, o tarihte birlikte çalıştığım futbolcularımdır. Her dediğimi yaptılar. Tabii içlerinde bir-iki tane ters yapıda olanı vardı. Ama her dediğimi yaptılar; bana ve kendilerine büyük destek oldular. Birinci yıl kupayı kazandık. Daha sonra toparlandık ve nihayet 3. yıl Lig Şampiyonu olarak Avrupa Kupaları’na katıldık. Böylece yaptığımız çalışmaların semeresini de almaya başladık.


"Takım içinde bir motivasyona ihtiyacım vardı. Bana 35 futbolcu verilmişti. Kendilerine ihtiyacım olmayan futbolcuları satmayı önerdim. Onlar da bana ''Galatasaray'da böyle şey yoktur. Bizde bir futbolcu istediği sürece oynar. Kimseyi satmayız '' dediler. Peki dedim, ''O zaman istediğim futbolcuları satalım, bu satıştan kulübün alması gereken parayı futbolculara verelim'' Ve böylece hiçbir futbolcuyu kırmadan 9-10 tanesini satarak paralarını verdirdim ve bana da 24-25 futbolcu kaldı. Ve o futbolcular çok kısa bir süre içinde yeni bir şeyler olduğunu, işlerin düzgün gitmeye başladığını hissettiler. Ve şöyle yorum yaptılar: Ben eğer 35 futbolcunun içinden son 24'e kaldıysam demek daha iyisini de yaparım."

4 Ocak 2011 Salı

GSCimbom Fanzin #40


GSCimbom Fanzin 40. sayısında dopdolu içeriğiyle yayına girdi. 86 sayfalık tasarımı ve Ali Sami Yen'e özel kareleri ile okuyucularını bekliyor...

Bugün de Senin İçin Kaybedelim
Yıl 1960. Metin Oktay ve Gündüz Kılıç arasında geçen o cümle neden kullanıldı? Tarihten bir Galatasaraylılık duruşu...

Ali Sami Yen Anıları
Herkesin bir anısı vardı o mabedde. Küçük ama şirin, betonda ama kol kola, soğuk ama kalbi sıcak anılar...

14 Yıl Sonra
Yıllar sonra gelen şampiyonlukta Ali Sami Yen'den özel kareler ve unutulmaz bir anı.

Tarih Yazalım!
Galatasaray - Fenerbahçe: Bir salon dolusu taraftar ve bilek hakkıyla kazanılmış bir zafer!

Türk Telekom Arena
Yeni bir dönem, varoluş. Türk Telekom Arena'ın gelişim sürecinden bu güne...

Nebil Evren
Star Tv'nin renkli spikeri ile keyifli bir sohbet.

Anıl Dilaver
Konya'da Anıl'ar canlandı. 66 numaralı bir çocuk Galatasaray'da yeni bir hikaye başlattı...

Sylvia Fowles
Hayatınızda smaç basabilen kaç tane bayan basketbolcu hatırlıyorsunuz?

Rafael Benitez
İspanyol çalıştırıcının kariyeri, İngiltere'de efsaneleştiği yıllar ve kısa süreli İnter macerası. Rafael Benitez ve futbolu...

Brian Laudrup
Yaşayan 125 efsaneden birisi o, Brian Laudrup. Mutsuz İtalya günleri ve ardından efsane olmak için İskoçya'ya küçük bir adım.

Türk Futbolu
Geçmişle ilişkili bir Galatasaray değerlendirmesi.

Üyelerden İlginç Yorumlar
Ayın ön plana çıkan ilginç yorumları...

ve çok daha fazlası GSCimbom Fanzin'de!




Not:"View in Full Screen" butonunu kullanarak fanzini daha güzel bir boyutta, daha net görüntü kalitesiyle okumanız mümkün.

2 Ocak 2011 Pazar

Bazen Hayat Olduğunuz Yerdir

Migueli : 549
Xavi: 548
Puyol: 506
Rexach: 449
Amor: 421
Zubizarreta: 410
Segarra: 402
Alexanko: 400
Rifé: 397
Asensi: 394

Barcelona - Levante /19:00