10 Ağustos 2011 Çarşamba

Güle Güle Arda Turan



Clint Eastwood'un yazdığı ve oynadığı en etkileyici filmlerden biriydi Milyon Dolarlık Bebek. Gerçek bir hikâyenin üzerinden işlenmesi onu daha da çekici yapmıştı. Maggie'nin en iyisi olana kadar gösterdiği çaba, izleyicilerin onun adını haykırana kadar Maggie'nin kendi içinde yaşadığı savaş; ve yediği son yumruktan sonra yaşadıkları kaldırılamazdı. Maggie bu travmadan sonra hocası Frankie'ye şöyle demişti: "Bu makineyi kapat. Artık bununla yaşayamam, adımı bizzat söylemeseler de bana tezahürat yaptılar." Ve ardından Morgan Freeman bu sahneyi şöyle özetlemişti: "Gerçek şu ki sadece tek birşey için yaşayan insanların elinden bunu aldığınızda onlar artık gerçek bir savaşçı değildir..."

Biri çok sevdiği, hayranı olduğu Arif abisinin 6'sıydı, diğeri altyapısında olmaktan gurur duyduğu kendi forma numarası olan 6'ydı. İkisini birleştirip bir çocuk koydular sahaya. En tatlı hikâyelerden biri oluverdi. Onu sahaya koydukları günden beri, her zaman adından etkileyici bir biçimde söz ettirmeyi başardı.

Arda'nın adını ilk olarak içinde çok güzel anılarım olan kurs hayatımda duydum. Oradayken de kendimi Galatasaray olmadan rahat hissetmezdim. Telefon taşımamıza izin vermezlerdi. Haber alamazdık dışarıdan. Galatasaray'ın en dandik ön eleme maçlarından biri, bir genç çocuğun adını duyurdu. Hocama maçın skorunu söyletmek o kadar kolay değildi. En sonunda "Onlar iki gol attı" dedi. Ardından bizi sordum, telefonu gösterdi. 5 gol atmışız. Arda adını ilk orada öğrendim. Güzel bir hikâyeydi.

Bolesnav maçında 2 gol atan Arda'yı hemen ertesi maçta Gerets'in yedek bırakması herkes tarafından ilginç olarak karşılanmıştı. Ama eminim Arda'yı piyasaya bu denli yavaş yavaş sürmek onun için en iyisiydi. Çünkü Arda kaptanlık bandını aldıktan sonra gösterdi ki, ani kararlara alışkın değil. Biz de değildik. Bir çok taraftar 2008 yılında kritik şampiyonluk maçlarından birinde, Gençlerbirliği'ni 0-1 mağlup ettikten sonra onun o çamurlu formasının armasında yazan 66 numaraya daha fazla aşıktı. Bir çok taraftar, onun 66 numarayı giyerken Anfield'a dahi fazla gelen bileklerine daha fazla aşıktı. Bir çok taraftar yine onun Skibbe'nin altında Trabzonspor'a çizgiden attığı aşırtmadan sonra yaşadığı sevince daha fazla aşıktı.

Arda çoğu zaman ağrıları göze alarak maçlara çıktı. Bu yanlıştı ama yapanlar da vardı. Geçtiğimiz yıl Xavi de benzer hikâyeyi yaşamıştı. Düşünüyorum da bu iki futbolcunun yapısını ortak kılan ne? Sevgi?..

Messi'yle kıyasladılar, yeni Metin Oktay dediler, kilo aldı koca götlü koca kafalı dediler. Lüks arabalara biniyor, camiye gidiyor, dışarı çıkıyor dediler. Arda Messi değildi. Arda Metin Oktay da değildi. Arda koca götü, koca kafasıyla sayısız gol attı, asist yaptı. Bu onun en iyisini göstermesine engel değildi. Camiye gidene karışmayanlar, dışarıya gitmesine de karışamazdı. Arda, Arda'ydı..."Ben 22 yaşında Arda'yı izleyen bir taraftar olsaydım onu kıskanırdım."

Bir çok efsane oyuncunun kariyerinde medya ile yaşadığı sorunlar oldu. Aslında medyayı en iyi özetleyen Kewell'ın bir yorumuydu: "Sanırım dünya var olduğu sürece hiçbir medya iyi olamayacak." Terbiyesizlik yaptılar, sustu. İleri gittiler, tepkisini verdi. Ama en güzeli sakatlığından sonra çıkıp Manisa deplasmanında 10 dakikada şovunu yaparak 2 gol atmasıydı. Yine benim de tribünde izlediğim bir dostluk maçında, Avusturya'ya karşı rakiplerini alt ederek golü atan Arda, medyaya dönüp "Bunu da yazın" dedi. Elbette yazdılar.

Hiç hatası olmadı mı? Frankie'nin defalarca uyarmasına rağmen Maggie'nin bir boks maçında her zaman kendisini koruyabildiğini gördünüz mü? Elbette hayır. Benim de çoğu kez yaşayarak söylediğim gibi, olgunluk yaptığın yanlışların ardından gösterdiğimiz erdemlilik ile öğrenilir. Arda için kaptanlık pazubandı koluna öylece takılan basit birşey değildi. Arda için kaptanlık, Ali Sami Yen'in soyunma odasında maçlara çıkmadan önce aynaya bakarak o bandı ruhunda hissetmesiydi.

Hadi konuşalım, 19 yaşında Anfield'da dünyanın en harika taraftarının önünde kendisini özel hissettiren kaç tane futbolcu izledik? Arda'ya Liverpool'a olan hayranlığından dolayı kızıyorlar. Arda bunu söylerken dahi Galatasaray ile bağdaştırıyor, Liverpool'u Galatasaray'a benzettiğini söylüyor ve bu yüzden onlara hayranlık duyduğunu söylüyordu.

Gerets ile hayalleri, Kalli ile disiplini, Skibbe ile taktiği, Rijkaard ile olgunluğu, Terim ile motivasyonu öğrendi. Herkesten birşeyler aldı. Adına seviniyorum çünkü en olgun döneminde Avrupa tecrübesi yaşayacak. Diğerleri gibi olmayacak. Kendisini en iyilerle kıyaslatacak. Arda artık burada gerçek bir savaşçı değildi. Eminim Galatasaray her zaman kalbinin bir köşesinde olacak.

“10 yıl sonra nerede olacağımı bilemem ama şu kesin ki bu kalpte her zaman Galatasaray olacak."


Sol elinde top ve sağ eliyle yumruğunu sıkarak Hagi'nin golüne sevinen bu çocuk, Galatasaray'ın kaptanı oldu. Mustafa Denizli'nin dediği gibi bu resme bakarız, ve ardından sayısız cümleler kurarız...

Hiç yorum yok: