12 Ocak 2011 Çarşamba

Söyleşi: Nebil Evren


Gerçekleştiren: Sertaç Murat Kılıç
Söyleşi GSCimbom Fanzin'de yayınlanmıştır.


Sorularıma sizinle başlamak istiyorum. Bugün bulunduğunuz konumda olmayı isteyecek birçok insan vardır elbette. Onlara ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz? Sizin bugünkü konumunda bulunmanızda en büyük etkeni ne olarak görüyorsunuz?
Ben işime aşık bir insanım. Zaten bizim meslek aşk olmadan yapılmaz, maddi motivasyonlar yeterli olmaz. Dışarıdan her şey toz pembedir ama içine girdiğinizde zorluğu da çoktur. Bazı manevi hazlar sizi ayakta tutar. Örneğin çocukken kurduğum maç anlatmak, bir futbol takımının hazırlık kampını yerinde takip etmek gibi bir çok hayali ve hayal bile etmediklerimi işim sayesinde gerçekleştirdim. Daha yapacak ve öğrenecek çok şey var ama şu ana kadar başarmaya çalıştıklarımda işime ve spora olan sevgimin katkısı büyük. Tabii disiplin ve özveri de çok önemli. Bunun yanı sıra spor yayıncılığında yer almak ve ilerlemek isteyenlere eleştiriye açık ve soğukkanlı olmalarını, eğitimlerini sürdürürken sektörün içinde yer almak için çaba göstermelerini, Türkçeyi doğru kullanmayı öğrenmelerini, en az bir yabancı dil bilmelerini, spor kültürüne sahip olmalarını, çok okumalarını ve çok izlemelerini tavsiye edebilirim.
Peki, Türk Spor Medyasının dış basına göre önde olduğu veya geride olduğu noktalar neler? Sizler medyanın içindeki isimler olarak neleri eksik yaptığınızı düşünüyorsunuz?Her coğrafyanın kendi üslubu ve bakış açısı var. Bu nedenle hangi dış basınla kıyasladığınız önemli. Genel bir değerlendirme yaptığımızda kendimize yapacağımız en büyük eleştiri olaylara futbol ve ''3 Büyükler'' gözlüğünden bakmamız olabilir. Bunda ülke nüfusunun sporla ilgili olanlarının neredeyse %90'nun futbol ve İstanbul takımlarına sevdalı olmasının da etkisi var tabii ama acaba sporu yönetenler ve medyanın tutumu da böyle bir çarpık dağılıma neden olmuş olabilir mi diye de sormamız lazım? Sanırım hepimiz zaman zaman bu rüzgara kapılıyoruz. Spor medyasının hatırı sayılır bölümü spekülasyona dayalı, analiz ve çözüm üretmekten uzak, yüzeysel eleştiriyle besleniyordu. Son 10 yılda bu bakış açısının çok belirgin bir şekilde olumlu bir noktaya doğru gittiğini sevinerek söyleyebilirim. Ama bu biraz da gazeteciliği öldürdü. Bir kaç yıl içinde dengeye oturacağını tahmin ediyorum. Sadece bizim sektörümüzle kısıtlayamayacağımız insana yatırım sorunu da var. Bu konuda biraz daha seçici ve eğitici olmak gerekir.
Bu doğrultuda, medyanın diğer bir ayağı, daha doğrusu ufak bir ayağı olarak sanal âlemdeki taraftar toplulukları olan forumlar ve bu toplulukların yazar kısımlarını oluşturan bloglar ne gibi bir yere sahip?
Öncelikle taraftar forumlarını ve blogları mümkün olduğunca takip ettiğimi söyleyeyim. Hem futbolseverlerin nabzını tutmak, hem de farklı görüşler arasındaki tartışmaya tanıklık etmek faydalı oluyor. Hiç açmayı düşünmeyeceğim pencereler açıyor zihnimde. Bazı yaratıcı göndermeler de beni çok eğlendiriyor. İçindeki şiddet ve öfkeyi asgari seviyeye indirenler daha fazla saygı görüyor.


Biraz daha öznel bir soru sormam gerekirse, sitemizi inceleme fırsatı bulduysanız ne gibi önerileriniz olabilir bizlere? Fanzin, forum ve blog gibi hizmetler veren bir siteyiz. En çok ilginizi çeken veya “şurası şöyle olsaydı daha iyi olurdu” diyebileceğiniz neler var?
Kolay anlaşılır ve dinamik bir site. Ve anladığım kadarıyla da gerçek anlamda bağımsız. Özellikle fanzin internet dergiciliğinin başarılı örneklerinden. Forum başlıklarından gönül verdiğiniz kulübün tarihine de değer verdiğiniz görünüyor. Böyle camialar tarihleriyle büyürler, kazandıkları kupalarla değil. Bu noktada size ve sizinki gibi oluşumlara tavsiyem gençlere kulüplerinin tarihini doğru nakledecek platformlar oluşturmanız ki Arda Turan'a hemen sırt çevirmesinler, Alex'i yuhalamasınlar, Nihat Kahveci'ye hakaret etmesinler, Şenol Güneş'i bir kalemde silmesinler; kendi kulüplerine, oyuncularına saygı duysunlar ki rakiplerine de saygı göstersinler.
Sporun içine girmek gerekirse, kısa bir ilk yarı değerlendirmesi almak istiyorum sizden. Ligin ilk yarısı ikinci yarıya dair ne gibi izlenimler bıraktı sizde?
Daha öncekilere kıyasla en önemli fark bütün maçların canlı yayınlanması. Artık şampiyonluğa oynayanların dışındaki takımların da saha içi ve dışında yaşadıkları sürece daha yakından tanık olabiliyoruz. Genel olarak teknik adamların etkilerinin ön plana çıktığı bir ilk yarıydı. Taktik açıdan fark yaratanlar ve yönetimsel açıdan uzlaştırıcı olanlar takımlarını başarıya götürdüler.
Üç büyüklerin performansları beklentilerin çok altında kaldı bu sezon. Özellikle Galatasaray bu konuda en büyük hayal kırıklığı oldu. Sizce Galatasaray’ın bu konumda olmasının sebebi nedir?
Aslı sorunuz Galatasaray ama kısaca diğerlerine de değinelim. Fenerbahçe'de Aykut Kocaman'ın oyun planıyla Alex'in varlığı çelişiyor ve orta sahada dirençli oyuncuların azlığı özellikle deplasman başarısızlığını getiriyor. Beşiktaş Bernd Schuster'in Türkiye'ye intibak edip etmeme tercihiyle bıçak sırtında. Sakatlıklar da ağır darbe vurdu. Galatasaray'a gelince... Galatasaray'da başlıca sorun istikrarsızlık, bunun nedeni de sabırsızlık. Her zaman teknik direktörüne zaman tanıma ve destek vermesiyle övünen Galatasaray her fırtınada prensiplerinden ödün veriyor. Tercihler de önce taraftarın duygularına hitap ediyor. Skibbe'nin yerine Bülent Korkmaz, Rijkaard'ın yerine Hagi… Hagi'nin yeni sezonda Galatasaray'ın başında olacağını düşünenlerin sayısını merak ediyorum. Çok fazla teknik direktör ve oyuncu değişti. Galatasaray'ın mevcut kadrosunda 3 veya daha fazla sezondur bu takımda oynayan yabancı futbolcu yok. Yerlilerin de performansı ortada. Takım neredeyse her yıl yeniden yapılanıyor. Ama hala kalecisi, defansif orta sahası ve santrforu olmayan bir takım. Sakatlıkların Galatasaray için büyük sorun olduğunu kabul ediyorum ama kadro derinliği yaratılmayınca etkisi daha büyüdü. Ayrıca futbol takımının idari anlamda da iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Örneğin Hertha Berlin deplasmanında motive etmek için Lincoln'e kaptanlık vermek takmak geleneklerine bağlı bir oyuncu grubunun içine dinamit koymaktan başka bir şey değildi. Arda Turan gibi değerli bir figürün saha içi performansı dışında konularla gündeme gelmesinde en az kendisi kadar Galatasaray'da futbolu idare edenlerin kabahati olduğunu düşünüyorum.

Rijkaard-Hagi değişikliğinin takıma artı bir katkısı olduğuna inanıyor musunuz? Galatasaray’ı bugünden sonra daha iyi bir yere getirebilecek mi sizce Hagi?

Hedefsiz kalan büyük takımları ayağa kaldırmak çok zordur. Hagi göreve geldiğinde Galatasaray'ın matematiksel olarak değil ama mantık olarak şampiyon olamayacağı çok açıktı. Hagi'nin yerinde hangi teknik direktör olursa olsun beklenti içine girmek yanlış olurdu. Bütün kötü sonuçlara rağmen Hagi'nin takıma biraz olsun coşku aşıladığını söyleyebiliriz. Rijkaard’a göre farklı çözüm arayışlarında olduğunu da... Yine de takım elbiseli Hagi ile sahadaki Hagi arasında bazı farklar olması lazım. Teknik adamlık sadece antrenman bilgisi, taktik ve analizden ibaret değildir. Egosu yüksek ve yetenekli birbirinden farklı 25 insanı bir hedef etrafında birleştirmek, sorunları çözmek, kısaca yöneticiliktir aynı zamanda. Hagi’nin liderlik tarzının modası geçti. Misimoviç'in kadro dışı bırakılıp kendine kulüp bulması ile ilgili tatmin edici bir açıklama hala yapılmadı. Hagi kalan bölümde 1-2 iyi oyuncu kazandırabilir belki ama uzun soluklu başarılı bir takım yaratması bence zor.

Biraz da lig liderinden bahsetmek gerek sanırım. Trabzonspor’un performansının diğer takımlara oranla fazlasıyla önde olduğu görülüyor. Onların bu başarısında diğer takımlardan ayrıldığı nokta ne oldu size göre?
Trabzonspor 14-15 futbolcuyla oynuyor. Onur – Serkan, Giray, Egemen, Cale – Selçuk, Colman – Burak (Yattara), Jaja (Alanzinho), Engin – Umut. Bu ekibe Ferhat ve sakat Glowacki’yi ekleyebiliriz. Oyuncu kalitesi birbirine çok yakın. Bu oyuncu grubunun neredeyse tamamı 2,5 sezondur beraber oynuyor. Ve tabii Şenol Güneş faktörü. Dengeli bir ekip yarattı, futbolcularından maksimum verim aldı, Umut, Teofilo, Engin, Jaja krizlerinden az hasarla çıktı, soğukkanlı ve öğretici duruşuyla takımına ve şehre coşkulu bir ağırbaşlılık getirdi.

Trabzonspor’un ikinci yarıda aynı performansını devam ettireceğini düşünüyor musunuz peki? Sizce onları şampiyonluk yolundan alıkoyacak en yakın takım(lar) kim?
CNN TÜRK’teki Sınırsız Futbol’da bu hafta biraz da bu konuya değindik aslında. Son 30 yılda ligin ilk yarısını lider bitiren sadece 12 takım şampiyon olmuş. Bu da Trabzonspor’u çok zor bir devrenin beklediğinin en basit göstergesi. Trabzonspor’un şampiyonluktan edebilecek iki büyük tehlike var. Birincisi çok yüksek performans gösteren Burak Yılmaz ve Engin Baytar’da yaşanması muhtemel düşüş. İkincisi de şehir baskısı. Yönetim ve teknik heyetin ne yapıp edip şehirde tansiyonun düşük kalmasını sağlamaları gerekiyor. Bu belki coşkuyu da törpüleyebilir ama takımın yeterince enerjisi var ve asıl ihtiyacı olan sükunet. Trabzonspor’u en çok Fenerbahçe zorlayabilir. Kayseri yarıştan uzaklaşır, Bursa ise daha fazla yaklaşamaz. Beşiktaş’ın 14 puanı kapatıp önündeki 4 takımı geçmesi neredeyse imkansız.

Türk Futbolunda özellikle iki yıldır dillerde olan bir 'Anadolu Devrimi' tabiri var. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler? İstanbul’un büyüklerinin baskınlığı bitti mi?
Anadolu Devrimi’nin gerçekleştiği veya tamamlandığı kanaatinde değilim. Bursaspor’un devrimi bütün Anadolu’nun devrimi değildir. Önümüzdeki yıllarda farklı şehirler şampiyon veya şampiyonluk mücadelesinin içinde yer alan takımlar çıkartırlarsa Anadolu Devrimi’nden bahsedebiliriz. Son dönemde ligin eskisine oranla rekabetçi olduğu da su götürmez bir gerçek. İstanbul’un baskınlığı ancak şehir takımlarının daha çok destek görmesiyle kırılır. Burada belediye desteğinden değil taraftar desteğinden bahsediyorum.

Bu doğrultuda biraz Galatasaray’a dönmek istiyorum. Kalli’nin gelişiyle başlayan yenileme çalışması yaklaşık 4 senedir devam ediyor. O sezonki şampiyonluktan sonra 2 sezon sonunda yaşanan hayal kırıklığı sürekli bu yenileme çabasına sürüklüyor yönetimi. Yapılan hamleler yetersiz mi kalıyor size göre yoksa değişim çalışmasının sürekli gerçekleşmesi mi istikrarı engelliyor?
İkisi de. 2010 Mart’ındaki seçimden önce Adnan Polat ile yaptığımız söyleşide takımın iskeletinin kurulduğunu ve artık küçük takviyelerle yola devam edeceklerini söylemişti. Hasan Cemal ise sağlıklı bir iskeletin oluşmadığından dem vurmuştu. Galatasaray’ın sorunu getirdiği yabancıların kalitesi değil oluşturduğunu sandığı yerli iskelet. Oyuncuların Türk milli takımında oynuyor olması yeterli bir referans olarak görüldü. Bu sezon kadroya dahil edilen yerlilere bakın: Mehmet Batdal, Çağlar Birinci, Musa Çağıran, Serdar Özkan, Ali Turan. Hiçbiri hemen ilk 11’de yer alacak düzeyde değildi. Yerli futbolcu kıtlığı aslında bütün kulüplerin sorunu. O zaman bu taramayı Gençlerbirliği’ne, Gaziantepspor’a veya diğerlerine bırakmayacaksınız. Bizzat kendiniz yapacaksınız.

Galatasaray’ın bu sezon ligden ümidini kesmesi ve Avrupa Kupaları için hedef olarak Türkiye Kupası’nı seçmesini nasıl karşılıyorsunuz? Kupadaki başarı şansı nedir?
Bu hangi büyük kulüp olursa olsun kabul edilebilir bir durum değil tabii. Ama Galatasaray’ın son 10 yıldaki 3 şampiyonluğuna bakarsanız futbol içinde ender rastlanabilecek koşullarda gerçekleştiğini görürüsünüz. 2’si hariç diğer sezonlarda da yarıştan erken koptu en azından iddiasını son 1-2 haftaya taşıyamadı. Hal böyle olunca bu çöküş kaçınılmaz oldu. Şartlar Galatasaray’ı kupayı kazanma veya final oynamaya mecbur etti. Kupaya ezeli rakiplerinden daha fazla motive olacağı için şansı biraz daha yüksek olabilir.

Son olarak, size ilk yarının enlerini sorarak son vermek istiyorum röportaja.
En iyi 11?(4-3-1-2) - Karcemarskas(GANT)-Serkan Balcı(TS)-Amisulashvili(KAY)-Egemen(TS)-Hasan Ali(KAY)-Ernst(BJK)-Selçuk(TS)-Emre(FB)- Alex(FB)- Emenike(KAR)-Niang(FB)
En iyi futbolcu performansı?Selçuk İnan
En iyi takım?Trabzonspor
En sürpriz performansı gösteren takım ve oyuncu?Karabükspor, Burak Yılmaz
Hayal kırıklığı yaratan takım ve oyuncu?Galatasaray ve Kasımpaşa, Misimovic
En keyifli maç?Bursaspor 1-1 Fenerbahçe
En başarılı hakem?Cüneyt Çakır
Röportaj teklifimizi kırmayıp değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için tekrar teşekkür ederim. Meslek hayatınızda başarılar.Ben teşekkür ederim. Çalışmanızda emeği geçen herkese başarılar.

Röportajı ve daha fazlasını burada bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok: