30 Ocak 2011 Pazar

En büyük pişmanlığım Skibbe


Futbol bazen enteresandır. Onu enteresan kılan en baştaki etkenlerden biri de çevresel faktörlerdir elbette. Sadece aldığınız kötü sonuçlar değil de, o kötü sonuçların vesile olduğu değişkenler enteresan yapar futbolu. Futbol bazen de acımasızdır, yine aynı şekilde çevresel faktörlerin etkisi büyüktür bunda. Ve bir de futbol bazen hakikaten keyiftir, görselliktir. Bu, tam da futbolun merkezinden bağlıdır. Onu keyifli ve zevkli kılan oynanan oyundur, yapılan bir pastır, atılan bir şuttur vs.

Ben bir Galatasaray'lıyım. Benim Galatasaray geçmişim dardır, yaşım gereği biraz da. Ama geçmişime meraklıyımdır, geçmişim derken de Galatasaray'ın geçmişi. E ben ve o bir bütün gibi sonuçta hayatta. İzlemekten keyif alırım eskileri, 14 yıl sonunda şampiyonluğu getiren Es-Es maç en keyif aldığım maçların başında gelir. Bunun gibi unutamayacağım, hafızamdan yıllarca çıkmayacak da çok maç yoktur. Hepsi iyi anılarla dolu, hepsi öyle güzel günlere ait ki, hatırladıkça yüzümü güldürüyor, gururlandırıyor, BİRİ HARİÇ ! Evet, biri hariç hepsi öyle. Futbolun keyfini hatırlatan onlarca maç var ya, acımasızlığını hatırlatan tek bir maç var, enteresan olduğunu da hatırlatır işte. O da 5-2 kaybedilen Kocaelispor maçı ve ardından Skibbe'nin gidişidir bana futbolun acımasız olduğunu gösteren.

Başlık nereden esti, işte asıl mesele de bu. Zamanını tam hatırlamıyorum ama yakın zamanda olduğuna eminim. Yıldırım Demirören NTV'de %100 Futbol programına katılıyor, tıpkı diğer büyük kulüplerin başkanları gibi. Ona da sorular soruluyor, BJK hakkında her şeyi soruyorlar. Öyle bir an geliyor ki, Rıdvan Dilmen, Demirören'e şu soruyu soruyor; "En büyük pişmanlığınız nedir başkanım?" ve bunun üzerine başkanın verdiği cevapsa; "En büyük pişmanlığım Del Bosque'yi göndermek" oluyor.

Hayatınızda hiç pişman oldunuz mu? Yapmam dediğiniz bir şeyi yaptınız mı mesela? Bunun verdiği burukluk, bunun verdiği üzüntü büyüktür, bundan şüphem yok. Bir kulüp başkanının canlı yayında en büyük pişmanlığı olarak söylediği olay, futbolun tam merkezi. Yani Türkiye'de sporun merkezinin de merkezindeki aldığı bir karardan pişman başkan. Başkan bunu söylerken gururla söyleyemedi o gün. Bunu söylerken pişman olduğunu cidden hissetirdi bana, en azından bana.

Bir de fırsatlarınız vardır hayatta, elinize öyle zor geçerler ki, geçtiği zaman da kaybetmemek, kaçırmamak için her şeyi yaparsınız. "Her şeyi" derken gerçekten her şeyi. Zaten yapmıyorsanız ya pişmansınızdır ya da... Ya da ne biliyor musunuz? Ya da hakikaten onun fırsat olduğunu görememişsinizdir. Ya da hakikaten onun fırsat olduğuna inanmamışsınızdır. Aa, inanç, evet inanç. Son zamanlarda en çok konuşulan şeylerden birisi. Güvenmekten sonra gelen kelime, inanmak. Şimdi sormaya başlıyorum teker teker. Çıkıp herkese güvenmek ve inanmaktan bahsederken sen neden inanmadın Adnan Polat? Herkes inanırken sen neden inanmadın? Devrim yapma fırsatını yakalamışken bunun için neden "her şeyi" yapmadın?

Aslında daha basit bir kuram sunabilirim önünüze, "korkaklık". Bu bir inanmama sebebi, bu bir güvenmeme sebebi. Skibbe'nin gelişi aslında bir devrimdi, ya da fırsatı. Ne derseniz deyin ama "devrim"i barındırıyordu içinde. Oynattığı futbol, oynattığı futbola bakış açışı ve oynattığı futbolun verdiği keyif. En başta söylemiştim ya, "futboldan keyiftir, görselliktir" diye, işte onun doğduğu nokta. Son 10 yılda en çok keyif aldığım futbolu oynatan adamdı Skibbe. Galatasaray'a bir Ferguson etkisi yapacağına geldiği ilk günden itibaren inanıyordum. Bu takımı alacak, yıllarca çalıştıracak, kendi kadrosunu, sistemini, düzenini ortaya koyacak, inancını, emeğini paylaşacak ve bu takımı büyütecek, kulübü büyütecek.

Gelelim asıl mevzuya. Bu bir fırsattı, pişmanlık duyulabilecek bir fırsat. Pişmanlıkların en büyüğünü duyabileceğiniz bir fırsat. Eleştiri mi bunlar? Değil, olmayacak da. Bu yazdıklarımı eleştirmek için yazmıyorum, ben bunları direk "aptallıkları" yüze vurmak için yazıyorum. "Aptallık" kimin aptallığı bilmem ben, yapan eden kimdir bilmem. Ortada kovulan bir adam var, haketmediği halde kovulan bir adam var. Kaçırılan bir fırsat, pişman olunacak bir karar, yapılmış bir yanlış, ulaşılamayan bir istikrar, kurulamayan bir düzen, yapılamayan bir devrim var. Var oğlu var da, pişman olacaklar nerede?

Benim asıl beklentim de şu, bundan 2-3 yıl sonra Adnan Polat'ı çağırsınlar %100 Futbol programına, Rıdvan bu sefer ona sorsun. "Bunca yıldır başkansınız, hiç pişman olduğunuz bir kararınız oldu mu?" diye, Adnan Polat da desin ki; "En büyük pişmanlığım Skibbe".

Ben de arkama yaslanayım, adamın suratına baka baka bir güzel içimi dökeyim. Duysun duymasın, benim vicdanım o an rahatlayacak, ya onunki?

Hiç yorum yok: