30 Haziran 2010 Çarşamba

Roy Makaay röportajı


- Dünya Kupası'nı takip ettiğin kesin, peki nereden takip ediyorsun?
Şu anda birkaç gündür ailemle tatil yaptığım Almanya'da theme park'dan takip ediyorum. Çeyrek finalden sonra Hollanda'da, evimde izleyeceğim.
- Turnuva hakkındaki düşüncelerin nelerdir?
Roy: Şu ana kadar yeterli hava yakalanamadı. Bir-iki tane harika maç vardı ama zevksiz maçlar daha fazlaydı. Ama eleminasyon bölümünde bunun değişeceğini düşünüyorum, maçlar gittikçe daha çekici olacak.
- Şimdiye kadar ki en büyük sürpriz ve en büyük hayal kırıklığı ne sana göre?
En büyük sürprizler kesinlikle Uruguay ve Paraguay ya da Japonya görünüyor son 8'de. En büyük hayal kırıklığı ise 2006 finalistlerinin performanslarıydı.
- Almanya, İspanya ve Hollanda'da oynadın. Bu ülkelerin milli takımlarını nasıl değerlendirirsin?
Hollanda çeyrek finale kadar çok rahat yükseldi. Onlar için hiç sorun olmadı, hâlâ daha iyi oynayabilirler. Almanlar şu anki yerlerini tam anlamıyla hakediyorlar. Çok hoş futbol oynadılar. Herkes, İngiltere'yi 4-1'le eleyen takım olarak söylüyor onları ama şimdi Arjantin'le oynayacaklar, şu an kadarki gördüğüm en iyi takım. İspanya ise mükemmel bir takım, İsviçre karşısında ilk maçlarında biraz şanssızlardı ama onları, potansiyelleriyle bu turnuvanın favorilerinden biri olarak görüyorum.
- Bildiğin gibi Bert van Marwijk Feyenord'daki onun için çok iyi bir dönemden sonra Hollanda patronu oldu. Nasıl biri teknik direktör olarak?
Van Marwijk olağan üstü bir teknik direktör. Sakin ve deneyimli, ne istediğini kesinlikle biliyor ve oyuncularla doğrudan iletişim kuruyor. Onlar, bu sefer yalnızca bir hedefi olduğunu biliyorlar, Dünya Kupası'nın kazanmak. Van Marwijk'in çalıştığım en iyi teknik adamlardan biri olarak düşünüyorum.
- Hollanda, Brezilya ile karşılaşacak çeyrek finalde. Nasıl yaklaşacaklardır maça, nereye kadar gidebilirler bu turnuvada?
Hollanda-Brezilya karşılaşması büyük bir maç. Takımların en az diğeri kadar iyi olduklarını düşünüyorum ve bence kazanan finale doğru gidecek. Açıkçası, Hollanda'nın kazanacağını umuyorum.
- Dünya'daki eski üst düzey forvetlerden biri olarak söyleyecek olursan; şimdiye kadar seni en çok etkileyen forvet kim?
Messi'yi izlerken gerçekten çok keyif alıyorum. Bana göre turnuvanın oyuncusu o, henüz gol atamamasına rağmen. Ama gol krallığında Higuain, Forlan ve Suarez var, Eredivisie'den çok iyi tanıyorum.
- Almanyanın yıldızı Thomas Müller finalde de eleştiriler aldı. Onu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Thomas sadece bu Dünya Kupası'nda harika değil, geçen sezon boyunca çok yüksek standırdını korudu. O Dünya Kupası'na Bayern ile birlikte muhteşem bir sezon ile kesin şeyler getirdi - aslında tüm Bayern oyuncuları gibi - ve o şimdiye kadar seçkin biri oldu. O genç, baskıdan etkilenmez, ve sen onun turnuvadan zevk aldığını görebilirsin.
- Ödül için favoriniz kim?
Başlamadan önce, İspanya ve Brezilya demiştim. Şimdi sadece söylediğim gibi, Hollanda ve Brezilya'nın kazanana karşı Arjantin ya da İspanya finali görürüm. Her iki şekilde gidebilir.
- Mayıs ayında uzun ve başarılı bir oyunculuk kariyerin sona erdi. Şimdi gelecekte senin için ne var?
Ben teknik direktörlüğe aşamalı bir geçiş yapmayı umuyorum. Bu yüzden ben Hollanda'da gerekli nitelikleri kazanmam gerek. Yeni sezon itibariyle Feyenord'un gençlik bölümünde olacağım. Genç forvetler için özel eğitim koşuyor olacağım.
Not: Röportaj Fifa.com'dan alıntıdır.

1 gün önce & 1 gün sonra



İki resim arasındaki 7 fark?

Ronaldo & Queiroz



Maçtan hemen sonra muhabire "Neden elendiğimizi hocaya sorun" diyerek hocasına çamur atmış Ronaldo. Evet belki bir yıldız ama takımını sırtlayamayan bir yıldız. Yıldız oyuncu bahanelerin arkasına saklanmaz. Bunu Messi hayranı olarak değil, bir futbolsever olarak söylüyorum. Eğer çok olağanüstü bir yeteneğiniz varsa bunu her yerde göstermeniz gerekir. Milli takımda bundan 1-2 yıl öncesine kadar performansıyla eleştirilen Messi için "Barcelona'da Xavi, İniesta var ondan orada iyi oynuyor" deniliyordu. Ama artık o iş çoktan bitti. Messi bir lider ve Arjantin'i de kalbinin derinliklerinde sürüklüyor. Bireysel yeteneği Messi'den daha iyi, kafa toplarında iyi, şutlarda iyi demekle olmuyor. Futbol biraz da yürek oyunu. Saha içinde egoist olarak daima kazanamazsınız. Her zaman Messi'nin çok daha özel, 30 yılda bir Dünya'ya Allah'ın bir lütfu olarak gönderdiği bir kaç adamdan biri olduğunu söyledim.

Ve evet, sanırım haklıyım.

Son16 #4: İspanya 1-0 Portekiz; 19 takımın acısı



Zevkli bir maç izlediğimi söyleyebilirim. İspanya'nın ve Portekiz'in turnuvadaki en iyi oynadıkları maçtı bana göre. Özellikle Portekiz, Brezilya karşısındaki gibi tutuk değildi, ofansa daha çok önem veren bir görüntü çizdi. Maç çok hızlı başladı işin gerçeği, Torres ve Villa'nın şutlarıyla taraftarları heyecanlandırdı İspanya.

İki takımın da orta sahası iyi maç çıkardı bugün. Pepe'nin Portekiz adına oradaki mücadelesi çok başarılıydı. Tiago'nun iyi oyunu, maçın başında hücuma çıkışları ve çok etkili bir şutu göze batan dakikalar arasındaydı. Maçın her dakikası çok hızlı, canlı geçmese de zaman zaman adrenalini yükseltecek ataklar oldu. Özellikle Tiago'nun bu şutundan sonra Casillas'ın ikinci kurtarışı inanılmazdı. Tam çizgiden Ronaldo'ya rağmen topu iyi çıkardı.


Aslında biraz da Coentrao'nun futboluna değinmek gerek. Sol kulvarı mükemmel kullandı, ileriye çıkışları, hücuma katkısı inanılmazdı. Top hakimiyeti ve tekniği dikkat çekici bu isim adına. Zaten maçın genelinde o kanat çok enteresandı. Ramos'un da en az Coentrao kadar iyi futbol sergilemiş olması İspanya adına pozitif bir görüntüydü. İkisi karşılıklı inanılmaz mücadele verdiler ve biraz da "kim daha iyi olacak" savaşı vardı sanki orada. İkisini de çok beğendim. Bunun yanı sıra aslında Portekiz'in bugünkü diğer etkili ismi de Eduardo'ydu, çok önemli toplar çıkardı, tıpkı Casillas gibi. İşin özünde bu iki kaleci ve Portekiz'in solu, İspanya'nın sağı maçın tartışmasız en iyi performanslarıydı.

Ronaldo ise bu turnuva da bekleneni veremedi diye bu paragrafa başlayayım. Gerçekten onun adına bir hayal kırıklığı daha oldu, bir başarısız, hüsran dolu turnuva daha oldu. Turnuvada yaptığı tek şey mesafe tanımaksızın yaptığı bencilliklerdi. Sanırım Messi bu kupayı kaldırırsa büyük Messi taraftarları çok büyük avantaj ele geçirmiş olacak.

Maçın keyfini yaşadım, İspanya'nın bir üst tura çıkma sevinciyle beraber. Bir İspanya fanı olarak kötü başladığımız turnuvada gün geçtikçe iyiye gitmemiz ve yarı finali yüzde doksan garantilemiş olmamız mutluluk verici. Özellikle de hiç sevmediğim Portekiz'in 19 maçlık yenilmezlik serisine son vererek geride kalan 19 takımn acısını çıkardığı için ayrı bir keyifliyim diyebilirim.:) Villa ise Barca taraftarlarına göz kırpmaya devam ediyor, attığı şutlar ve oynadığı futbol hakkında söylenecek çok söz yok, Barca durdurulamaz bu adamla.

29 Haziran 2010 Salı

Son16 #4: Paraguay 5-3 Japonya; Futbolun en hazin sonu!



Japonlar ilk kez çeyrek final hazzını yaşayabilecekken evlerine dönüyorlar. Hem de futbolun en hazin sonuyla. Maçta Paraguay biraz daha üstündü fakat genel olarak sıkıcı olan bir maç yaşadık. 20 dakikayı izledikten sonra maçın 0-0 bitebileceğini tahmin edebilirsiniz. Paraguay iyi bir takım fakat bir türlü kısır döngüyü aşamıyorlar. Daha önce izlediğim maçlarda da böyleydi. İki takımda tur atladığı taktirde ilk kez çeyrek final görecekti. Aynı zamanda bu Dünya Kupası'nın da ilk penaltılarıydı. Bu yüzden ilkler her zaman özeldir. Penaltılarda Japonya daha soğuk kanlıydı fakat Paraguay içindeki çocuğu dışarıya vurdu. Daha tecrübeli oyunculara sahipti ve kazanan taraf oldu.

Bundan sonrası aslında işin önemli tarafı. İki takımında gelebileceği en iyi yer çeyrek finaldi. Çünkü rakip İspanya ya da Portekiz. İki takımda rahatlıkla eleyebilecek kapasitede. Biz yine de akşamı bekleyelim...

Son16 #3; Brezilya 3-0 Şili; Güzel bir galibiyet ve güzel bir veda


Maçın genel hakimi Brezilya'ydı. Önemli bir defans kurgusuyla sahaya yayılan sambacılar, hücum hattındaki yetenekli oyunclarıyla sonuca gitmeyi başardılar. Futbol olarak çok keyif vermeyen bir maç olsa da zaman zaman gerçekleşen etkili Brezilya atakları maçın güzel anları arasında sayılabilir. Özellikle 2. ve 3. goldeki hücuma hızlı çıkmaları ve etkili so paslar ve son vuruşlar görsel güzellik sağladı.

Brezilya takım olarak bir bütün olabilmiş durumda. Örnek olarak Arjantin'in yaşadığı hücum ve defans arasındaki kopukluğu daha az sergiliyorlar. Stoperler Juan ve Lucio'nun uyumu ön liberodaki Gilberto'nun tecrübesi önemli bir artı Brezilya adına. Özellikle 2 ön liberosu Silva ve Ramires(Melo) ikilisi hücum ve defans arasındaki bağlantıyı iyi sağlıyor. Oyun olarak golelre kadar pek bir etkinliği olmayan sambacıların golleri bir anda bulmuş olması hücum elemanlarının açılmasına sebep oldu.Almanya-İngiltere ve Arjantin-Meksika maçlarında da buna benzer görüntüler görmek mümkündü. Almanya her ne kadar oyuna hakim de olsa gollerin peş peşe gelmesi maçın açılmasında, daha ziyade Almanya'nın açılmasında önemliydi.

Tello'nunoyuna girmesi doğru bir hamleydi fakat benim beklediğimi veremedi ya da verme şansı olmadı diyebiliriz. 2-0'dan sonra çok iyi kapanan bir defansa karşı Şili'nin en önemli silahı duran toplar olacaktı. Fakat bulunan şanslar az oldu, Tello'da bu şanslarda pek etkili olamadı. Şili turnuvaya renk kattı, bu kesin. Ama ilk 2 maçtaki etkili oyunları onlara aşırı özgüven sağlamış olmalı ki İspanya ve Brezilya karşısında çok cesur oynadılar ve bu onların ilk 2 maçtaki oyunlarından uzaklaşmalarına sebep oldu. genel olarak bu turnuvanın onlar için iyi bir tecrübe olduğu kesin. Bu hatalarından ders almaları ileriki turnuvalarda onları daha etkili kılacaktır.

Son olarak kısa bir not;

Dunga ise sanırım bir teşekkürü hakediyor. 3-0'dan sonra Kleberson ve G.Melo'ya şans vermesi güzel bir jestti.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Capello'nun özrü


Capello'nun İngiltere'deki geleceği 2 hafta içinde belli olacakmış. Maç sonrası yaptığı açıklamada Sir Dave Richards'la görüştüğünü ve onun geleceği hakkındaki kararın 2 hafta içinde verileceğini söyledi. Capello kalmak istediğini de belirtmiş fakat benim buna inancım az gibi nedense, en azından görüşüm böyle. Milli takım teknik direktörlüğü kupadan kupaya yargılanır. Çünkü 2'şer yılda bir, bir organizasyon yapıldığı düşünülürse başarı bu 2 yıllık periyotlara endeksli. Löw 2008'den sonra gönderilmedi, çünkü başarısız değildi. 2006'da da yardımcıydı mesela. Bu bir istisna, Almanlar turnuva takımı oldukları için ve başarıya açlıkları diğer ülkeler kadar olmadığı için sorun edilmez. Çünkü daima bir dereceleri oluyor.  Almanya istisnadır ama bir Hollanda bir İngiltere'nin buna sabrı yok, olamaz da. 

Görüşüm gönderileceği yönünde ama ben biraz daha Capello'nun açıklamalarına yer vermek istiyorum;

"Kontratım hâlâ devam ediyor ve birçok önemli kulüpten gelen teklifleri geri çevirdim. Çünkü burada kalmak istiyorum.  Çok fazla şansa ihtiyacım olduğunu biliyorum ama Euro 2012'ye katılmak için ne yapmam gerektiğinin de farkındayım."

Aslında burada bir şekilde özür diliyor bence, kendini affetirmeye çabalıyor. Çünkü İngiltere için, İngiltere halkı için elde birşey kalmadı bu kupa adına. Onların gözü artık bir sonraki elemelerde, yani Euro 2012'de. Bir nevi vaadde bulunuyor ve söz veriyor diyebiliriz. Capello'nun açıklamaları oldukça samimi geldi bana ama bunlar tamamen kalmak için son çırpınışları. :)

Biraz daha kulak verelim Capello'ya;

"Oyuncularım oldukça yorgundu bu turnuva boyunca, elemelerde gördüğüm oyuncular değillerdi. "

Bu lafının ardından söylediği birkaç cümle de dikkatimi çekti. Oyuncuları seçerken onları uzunca bir zaman izlediğini ve kararını sezonu en iyi şekilde bitiren oyunculardan yana kullandığını söyledi.  Bunu da sanırım Theo Walcott ve Adam Johnson'ın kadroda olmamasıyla ilgili bir soruya cevap olarak verdi.  İşin ilginç tarafı oyuncularının yorgun olduğunu söylüyor, yorucu bir sezon geçirdiklerini söylüyor fakat bunu nedense sadece kendi oyuncuları koca bir sezon maç yapmış gibi düşünüyor. 

Biraz da kendi hatalarını bertaraf etmeye çalışıyor diyebiliriz. Aslında basın toplantısının tamamından haberim yok. Belki arada daha farklı şeyler de geçmiştir ama eğer tüm söyledikleri bundan ibaretse talihsiz bir toplantı olduğu kesin.

Çıkıp şöyle demesini beklerdim;

"Result is  my failure, my players do everything."

Son16 #2; Arjantin 3-1 Meksika; Maradona'nın sihirli takım elbisesi



Meksika'nın maça Salcido ve Guardado'nun güzel şutlarıyle başlamasının ardından Arjantin'in kolay ve basit 1-2 gol atacağını düşündüm ve öyle oldu. Futbol çok basit bir oyun. Tevez'in attığı ilk golün bariz ofsayt olması, ikinci golde yine çok basit bir hatanın ardından Higuain'in golü ile bir anda 2-0'lık avantajı yakaladı Arjantinliler. Üstelik hiç pozisyona giremeden. Arjantin orta sahasında Veron olmayınca tad alamadım. O seri, güzel ve dikine pasları göremedik ve mevcut orta saha Messi'yi yeterince topla buluşturamadı. Fakat tüm taktik, teknik bilgi bir yana kupayı ne kadar istedikleri Tevez ve Maradona'nın birbirine canı gönülden sarılmasından belli olmuyor mu?



Meksika takım ruhuna sahip; birlikte, iyi pas yapan ve Fransızları yemek artığı gibi çöpe atarak Arjantinin karşısına çıkan yürekli bir takım. Fakat şansları onları Arjantinin karşısına çıkardı. Ne kadar iyi bir takım olsada futbolu basit düşünemedikçe şansta yanında olmuyor. Hernandez'in golü en az Tevez'in ki kadar şıktı. Alış, dönüş ve bitiriş. Herşey için teşekkürler Meksikalılar!

27 Haziran 2010 Pazar

Son16 #2; Almanya 4-1 İngiltere; Futbol 90 dakika sonunda Almanların kazandığı bir oyun



Etkileyici Almanlar İngilizlere bir kez daha diz çöktürdü. Aynı zamanda 1966'nın da hesabı oldu. Maç 2-1 gibi bir skorla bitseydi muhtemelen yer yerinden oynayacaktı. Fakat Almanlar buna da izin vermedi. Neydi Almanları farklı kılan?

Gary Lineker'ın efsane sözü durumu özetler gibi. Almanlar turnuva takımı olduklarını bir kez daha kanıtladı. Capello'nun Carragher yerine Upson'u tercih etmesi, zayıf kanat oyuncuları ve bireysel hatalar maçın sonucunu belirledi. 2-2 olsaydı bunları konuşurmuyduk? Orasını bilemiyorum ama Uruguaylı hakemin İngilizlerin dilinden çekeceği var. Hadi sen göremedin peki o çizgi hakemi ne işe yarıyor? Çok büyük bir hata. İngilizlerin kanat sıkıntısı var. Almanları ortadan delmeye çalışınca beceremediler. Lampard, Gerrard, Rooney sürekli şut düşünen oyuncular. Fakat orta sahada kayaya çarptılar desek yeridir. Almanya oynaması gerektiği gibi, basit ve zeki. Müller çok önemli işler yaptı. Her atakta onu görüyordum. 2'de gol attı ve 3 gole ulaştı. Aslında ondan açık olamayacağını düşünüyordum fakat bugün beni yanılttı. Löw yine işini iyi yaptı. Takımla diyaloğu çok iyi görünüyor. Almanlar bundan sonra muhtemelen Arjantin ile eşleşecek fakat turnuvanın en istekli takımını eleyebilecekler mi? Orasını zaman gösterecek.


Lampard'ın şutundan sonra file kamerası.

Capello'nun bu maçtan sonra geleceği yazılır, çizilir. İngiliz basınının yarın atacağı manşetleri merakla bekliyorum.

Barcelona Dünya'dır



İlginç bir araştırma; Barcelona 11'i Dünya Kupası'nda Son 16'ya kalmış. İspanya'dan; Víctor Valdés, Gerard Pike, Carles Puyol, Xavi Hernández, Andrés Iniesta, Sergio Busquets, David Villa ve Pedro Rodriguez. Arjantin'den Lionel Messi. Meksika'dan Rafael Marquez ve Brezilya'dan Dani Alves. Ne kadar büyük bir takım olduklarının göstergesi değil mi?

Son16 - #1; Uruguay-Güney Kore / Amerika-Gana



Fark yaratan adamlar her zaman özel olmuştur. Kazanmak için "özel" adamlara ihtiyacınız vardır. Suarez bunlardan biri. Attığı iki gol ile takımını çeyrek finale taşıdı. Attığı ikinci golü her oyuncu atamaz, o topa resmen emir verir gibiydi. Forlan'ın liderliğinde Uruguay adını üst tura yazdırdı. Ama Kore'ye üzülmedim desem yalan olur! Çok çalıştılar, çaba gösterdiler. Beraberliğide yakaladılar. Ama Suarez sahneye çıkana kadar. Önemli nokta Uruguay'ın Park'ı kilitlemesiydi. Uruguay'ın savunması gerçekten çok iyi. Orta sahaları koşar, pres yapar, boğuşur. Stoperler sağlam. Bugün ilk gollerini yediler belki fakat kademe yükseldikçe işin zorluk dereceside artacaktır. Çeyrek finalde rakipleri Gana oldu. Büyük ihtimalle onları da geçecekler. Fakat görebileceği en yüksek mertebe orası olur.


Gana ise Yankee'leri uzatmalarda yıktı. Bu sefer o geri dönüşü gerçekleştiremediler. Fizik gücü ve mücadelesi yüksek maç oldu. Gana zaman zaman sertlikle bastırdı oyunu. Fakat aradığını Gyan'da buldu. Bir Afrika takımını çeyrek finalde görmek güzel. Appiah'ı da uzun zamandan beri ilk kez gördüm. Eskisi gibi değil ama yine de iyi görünüyordu. Futbol olarak bugün beklediğimi aldım. Ama yarın daha iyileri olacak gibi!

26 Haziran 2010 Cumartesi

Günün resmi: David Villa



Adam atıyor beyfendi, engelleyemiyorsunuz... Dün akşam İspanya Milli Takımı'nda 40. golünü kaydetti. Raul'u yakalamak için sadece 4 gole ihtiyacı var.

Del Bosque röportajı



Bu oyunu iyi kılan nedir?

Hızlı, yoğun ve iyi bir rakip karşısında oldu. Bireysel yetenekler bazen çekirdek alanı işgal edebiliyor.

Bu grup İspanya için zor oldu mu?
İsviçre karşısındaki yenilgi herşeyi zorlaştırdı, Honduras galibiyeti ile iyi duruma geldik ve Şili karşısında hedefimizi yerine getirdik. İkinci tur için grup birincisi olduk.

Bu turda rakip Portekiz, ne düşünüyorsunuz?
Onların Dünya Kupası ve son Brezilya karşısındaki oyununu izledim. Herkes kendi bireysellikleri içinde bulundu fakat müthiş bir gruptu. Çok çalıştılar ve kendi güzel futbolunu geliştirmek isteyen bir ekipler.

Xabi Alonso'nun durumu?
Onun ayak burkulması oldu fakat Portekiz karşısında oyunda göreceksiniz.

Gruplardaki bu oyun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kısaca bu karşılaşmalar nakavt şeklinde ve progromatik olmak zorunda. Her oyun mükemmel ve dikkat çekiciydi.

Fernando Torres hakkında ne düşünüyorsunuz?
Her maç daha iyiye gidiyor. Onun diiz yaralanması ve bazı rahatsızlıkları oldu. Neyse ki üstesinden geldi.

İspanya'dan Dünya Kupası'nda ne bekleyebiliriz?
Hayat ve ölüm gibi güçlü oyunlar ve duygular var. Biz zor zamanın üstesinden geldik ve şimdi yeni bir ivme yakaladık. Bu iyimserliğin takım alanında fark yaratacağından eminim.

Not: Röportaj As gazetesinden alıntıdır.

25 Haziran 2010 Cuma

Şili 1-2 İspanya; Bielsa'nın hücum futbolu & kaybederken kazanmak



Ali Ece'nin Bielsa hakkında şöyle bir yazısı var. Futbolun Erasmusu Bielsa diyor! Günümüzde hücum futbolunu benimseyen ama Şili'nin 4'te 1'ini oynayaman takımlar bile var! Bielsa gerçekten özel bir adam. Tek eksik takımının "Tecrübe" eksikliği.

Şili güzel bir organize ataktan sonra Bravo'nun yaptığı hata ve yenilen gol ile 1-0 geriye düştü. Ardından yine savunmada basit bir top kaybı ve İniesta'nın nefis plasesi! Torres'e yakıştıramadım o hareketi. 11'e 11 çok daha zevkli bir maç seyredebilirdik. Ufak bir temas olabilir fakat kesinlikle kasti değildi. Hakem saçlarını joleleyerek kendisine gösterdiği önemi aynı pozisyonu daha dikkatli izleyerek gösterebilirdi. Şili 10 kişi kaldıktan sonra da çirkinleşmedi, top ayaklarına geçtiğinde 5 veya 6 kişiyle rakip savunmaya bile yerleşme cesareti gösterdiler! Sanchez'i gerçekten beğeniyorum fakat yaptığı açıklamada güzeldi; "Ben Ronaldo değilim, ben Sanchez'im. Kendim olmak istiyorum"

İkinci yarı başında güzel bir golle daha da rahatladı Şili. Honduras'ın katkılarını unutmamak gerek! Şili buna bağlı olarak daha rahat oynadı ve rakibini fazla zorlamadı. İspanya'nın da işine geldi. İniesta formda döndü ve maçın adamı seçildi. Del Bosque bir yerde kayışı yağlayacak gibi! Şili'nin atacağı bir gol İspanyolları zorda bırakabilirdi fakat İsviçre o kadar beceriksiz ki ona bile gerek kalmadı...



Şili'nin rakibi Brezilyalılar. Fakat onları 1 maç dahi izlemek keyif verecektir. Hatta Brezilyalıları eleme olasılıklarının yüksek olduğunu düşünüyorum. Başarabilirler. Fizikleri gayet iyi. Pozisyonu çok iyi alıyorlar. Bitiricilik ve tecrübe gerek. O da zamanla olacak olay. Şuan öğrenci diyebiliriz onlar için. Ömer Üründül ne aciz bir adam! Dünya Kupası'nın içine etmeyi başarıyor. Bundan sonra güzel maçlar bizi bekliyor...

Dünya Kupası'ndaki "Tecrübe" Eksikliği

Birkaç gündür yazmayı düşünüyordum bunu. Dünya Kupası'ndaki maçların çoğunu izledim ve bazı takımların çıkardığı kadroları görünce şaşırdığım noktalar olmadı değil. Özellikle kenardan oyuna giren oyuncuları da görünce yapılan bazı tercihler beni daha çok şaşırttı.

Birçok takım teknik direktörü, özellikle de zayıf takımlar, tecrübeli oyuncularını bu turnuvada kullanmadı ve bu benim çok dikkatimi çekti. Ya son maçlarda sahaya sürüp Dünya Kupası keyfini yaşattırdı ya da maçların son dakikalarına doğru zaman geçirmek için kullandılar bu oyuncuları. Birkaç isimle inceleyeceğim bunu.

1-Nwankwo Kanu - Nijerya

Nijerya'nın önemli isimlerinden birisiydi yıllardır. Kaç senedir de İngiltere'de oynuyan çok kaliteli bir forvet. Nijerya'nın son maçında oynadı, belki etkisizdi ama bu önemli turnuvada oynamasını beklerdim açıkçası. Böyle isimler tecrübeleriyle takıma çok şey katabilecek isimler. Özellikle Yunanistan karşısında çift forvet olarak oynamalıydı Nijerya, Kanu ve Yakubu'yla. Bu isimden az faydalanıldığını düşünüyorum.

2-Shunsuke Nakamura - Japonya

Japonya'nın en önemli isimlerinden birisi. Celtic'te yaptığı işler takdire şayandı.Yaşlı olmasına rağmen takıma liderlik edebilecek bir oyuncu. Japonya her ne kadar başarılı da olmuş olsa gruplarda Nakamura onların hücum zenginliğine çok şey katacaktı. Bilmiyorum, belki de 2. turla birlikte şans verilir ve biz de onu izleyebiliriz. Bu arada bir de dip not düşeyim; Honda'nın varlığı o açığı kalite bazında kapatabiliyor ama tecrübe konusunda ihtiyaç olacaktır bu isme.

3-Geremi, Rigobert Song - Kamerun

İkisi de çok önemli oyuncular, takımlarına yıllardır hizmet veren isimler. Hatta şöyle birşey söyleyebiliriz ki birisi 1., diğeri 2. kaptanı takımın. Song, 5. dünya kupasını oynuyor, Geremi deseniz oynadığı takımlar ortada. Özellikle ilk maçta Japonya karşısında Geremi'nin oyuna sonradan girmiş olması beni o gün çok şaşırtmıştı. Kamerun'un en önemli iki oyuncusundan minimum düzeyde katkı alınmış olması Kamerun adına büyük kayıp oldu. Özellikle Geremi'nin oyunun trafiğinde önemli bir yer alacağını muhtemeldi.

4-Sulley Muntari - Gana

Yazıp yazmamakta emin değildim açıkçası. Bir sakatlığı vs. bir durumu olup olmadığını bilmiyorum. Ama son Şampiyonlar Ligi şampiyonu takımın kadrosunda bulunan bir ismin kenarda oturması (oynamasını engelleyecek herhangi bir durum yoksa) şaşırtıcı gerçekten. Gana belki de 2. turda bu isme çok ihtiyaç duyacak. ABD karşısında bu ismin mutlaka oynaması gerektiğini görüşündeyim.

5-Theirry Henry - Fransa

Henry belki de bu isimler içerisinde en şaşırtıcısı. 3 maçta da yedek kulübesinde oturması çok eleştirilen Domenech'in en büyük marifeti diyebilirim. Gignac'a ve Cisse'ye şans verdiği kadar bu isme şans vermeliydi bence. Gignac'ın iyi bir son vuruşçu olması çok iyi fakat Henry'nin bu takıma Gignac'ın atabileceği bir golden daha fazla şey katacağı kesindi.

Aslında bu isimler mutlaka oynatılmalı demiyorum ama alınan katkı çok azdı. Her hocanın düşündüğü birşeyler vardır elbet ama özellikle elenen takımların bu oyunculara çoğu zaman ihtiyacı olduğunu görebildik. Fransa'nın bir Henry'ye, Kamerun'un Geremi'ye ihtiyacı olduğu gibi. Bazı futbolcuların devri Dünya Kupaları adın artık kapandı diyebiliriz. Bu yazdığım isimlerden sadece Muntari dışında diğer hiçbir ismin bir başka Dünya Kupası görebileceğini de sanmıyorum.


Günün Ardından #3; Paraguay-Japonya, Slovakya-Hollanda

İtalya'nın elenmesinin ardından en çok sevinen sanırım Hollanda olmuştur. İtalya'nın tur atlaması demek 2. olarak (büyük ihtimalle) Hollanda'ya rakip olması demekti. İtalya her ne kadar zayıf da olsa Hollanda'nın en son isteyeceği takımlar arasında yer alıyordur, bu bir gerçek. Hollanda-Slovakya eşleşmesi aslında biraz baklavasına maç olacak. Slovakya'nın Hollanda'ya zorluk çıkarabileceğini hiç sanmıyorum. Takımların kalitesi ve gücü ortada, Hollanda hakkındaki beklentilerim devam etmekte. Özellikle de son 16 adına böyle kolay bir kura çekmişken çeyrek finaldeki rakibini düşünmeye çoktan başlamıştır bile. İşin tuhaf tarafı da onların bu turu geçtikten sonraki rakiplerinin az buçuk da olsa kestirilememesi. Orada öyle bir kargaşa var ki Hollanda sanırım bu maçtan çok orayı düşünüyordur. Slovakya her ne kadar iyi mücadele eden bir takım da olsa Hollanda gibi teknik kapasitesi yüksek bir takım karşısında çok da şansları yok. Bugünkü İtalya galibiyeti onlara çok büyük moral ve motivasyon kazandırmıştır muhakkak ama yine de kapasitelerinin bilincinde oynamaları Slovakya için bu maçın daha iyi geçmesini sağlayabilir.

Diğer eşleşme ise benim son 16 maçlarında Almanya-İngiltere maçından sonra merakla beklediğim 2. maç. Tabii yarın ki eşleşmelerin sonucunda neler çıkacağı da önemli ama bu maçın güzel geçeceğine inanıyorum. Paraguay kaliteli isimlere sahip bir takım, izlediğim 2 maçında da iyi futbol ve iyi bir mücadele gösterdiler. Takım olarak bir bütünlük eksiklikleri olması onlar için dezavantaj olabilir. Yetenekli bir kadroları var ve bu turu geçme şansları da var. Japonya ise her ne kadar Paraguay'a oranla daha az bireysel yetenekli oyuncuya sahip diyebilirim. Ama takım olarak daha derli toplular. Ne oynadıklarını, ne oynamaları gerektiğini bilerek oynuyorlar. Rakibe karşı güçleri neyse ona saygı duyarak oynuyorlar. Ne fazlasını ne de azını gösteriyorlar. Bu yüzden de Japonya buraya hem iyi futbol hem de 6 puanla geldi. Paraguay karşısında da bu şekilde oynayacaklarına eminim. Kupada nereye kadar gidebileceklerini bilmiyorum fakat muhtemel bir Portekiz-Şili eşleşmesi olursa (Portekiz'in 2., Şili'nin 1. olduğunu düşünerek) oranın galibiyle bu maçın galibi oynayacak. Japonya bu futbol anlayışıyla bu 2 takıma karşı da iyi futbol oynayacaktır fakat bu tur için baktığımda Paraguay'la şanslarını %50-%50 görüyorum.

Danimarka 1-3 Japonya; Vikingler Honda'ya teslim


Dünya Kupası'nın futbol keyfini arttıran maçlardan biriydi. Japonya'nın, Hollanda maçından sonra bu maçı rahat kazanacağını ve üst turun garanti gibi olduğunu söylemiştim. Çünkü ilk maçtaki pozitif futbollarını Hollanda karşısında da göstermişlerdi ve kupada pek bir varlık gösteremeyen Danimarka karşısında avantajlılardı. Nitekim öyle de oldu, iki şahane frikik golü ile 2-0'ı yakaladı Japonya. Zaten oyuna hakim bir görüntüleri vardı ve 2-0'ı da yakalayınca oyun onlar için çok rahatladı. Honda'nın oyunu takdire şayandı. İlk maçtan beri turnuvanın parlayan yıldızlarından birisi ki bu başarılı oyununu bu maçta da gösterdi. Vikingler Honda'ya teslim oldu adeta, attığı muhteşem frikik golü ve son goldeki resitali onu maçın adamı yaptı diyebiliriz.

Danimarka adına ise söylenecek pek birşey yok. Takım olarak çok iyi değiller ve onlarda jenerasyon kaybı yaşıyorlar, tıpkı İtalya gibi. İlk maçtaki defansif direnişlerini bu maçta yedikleri iki (harika) golle kaybettiler. Son dakikalarda buldukları penaltı onları ümitlendirse de Japonya'nın 3. golüne engel olamadılar.

Japonya'ya geri dönmek gerekirse oyuncu bazında değerlendirmeyi hakeden bir takım. Honda'nın turnuvadaki başarısı onun bu yaz büyük liglerden birine gitme sebebi olacaktır. Kalecileri Kawashima ise 3 maçtır inanılmaz bir özveriyle müthiş maçlar çıkarıyor. Her ne kadar Sneijder'den yediği talihsiz gol olsa da iyi bir kaleci görüntüsü çizdi. Hasebe gibi önemli ve tecrübeli oyuncularının olması onlara ekstra bir güç katıyor tabii ki. Takım olarak çok iyi hazırlandıkları kesin, eleştirilecek pek fazla yönleri de yok fakat tek bir oyuncuya ufak bir eleştiri yapabilirim. Okubo; çok fazla bireysel oynuyor, uzaktan çok fazla şut deniyor ve bu da takımın birçok hücumunun erken bitmesine sebep oluyor. Daha 3 maçta bir tane etkili şutu dahi yok. Bu sorun da çözülürse eleştiriden uzak bir takım haline geleceklerdir.

Üst turda Paraguay'la eşleştiler. Çok beğendiğim Paraguay'ın, Japonya karşısında işlerinin kolay olacağını hiç zannetmiyorum. Güzel bir maçın bizi beklediği kesin.


24 Haziran 2010 Perşembe

Kamerun 1-2 Hollanda; Robben'in Fantastik Dönüşü



Uçan Hollandalılar portakal olmaktan çıkmış formaları da acayip duruyor. Biz Cruyff'un formasındaki portakal rengini sevdik! Hollandalıların hedefinin her zaman iyi futbol olduğunu bilirdik. 3 maçtır keyif vermiyorlar. Yoksa Robben mi? Bunu bir sonraki maç göreceğiz fakat oyuna girdikten sonra o nefis dikine koşularının ardından çektiği şutta yine kalitesini gösterdi. Ardından Huntelaar tamamladı ve Hollandalılar gruplardan tam puan alarak daha karizmatik görüntü verdi. Kötü futbol fakat 9 puan!

Kamerun zaman zaman ön plana çıktı, önde basmayı denedi fakat Afrikalıların bitirici sorunsalı onlarda da olmalı. Oynadıkları futbol göze hoş geliyor fakat bitirici olamıyorlar. Eto'o bence bu takıma fazla, yanındakilerin daha kaliteli olması gerekiyor ki ondan daha iyi verim alabilesiniz. Bugün bir Afrika takımı daha elendi. Bu turnuva onların değil, Amerika kıtasındakilerin işi sanırım...

Son olarak 74'ün Hollandasını koyalım, belki ruh gelir!

2006&2010 Model İtalya



Slovakya 3-2 İtalya; Kafalar ellerin arasında, "Düşünüyorlar"

Maçta şu yukarıdaki sahneyi 3 kere yaşadı bu adamlar. 3 kere Jabulani'yi ağlarında gördüler, 2 kere filelerin içinden topu alıp orta yuvarlağa koştular. Kafalar ellerin arasına her gittiğinde "nerede hata yaptık?" diye sormuşlardır mutlaka kendilerine. Bu sadece İtalyan futbolcuların çektikleri, emekleri boşa gitti dahi diyemiyorum, ortada emek yok, çaba yok, azim yok, hırs yok, istek yok, yok oğlu yok. İtalyan taraftarlara üzülüyorum en çok da. Yerlerinde olmayı istemezdim doğrusu, bir devrin çöküşüne sahne oluyorlar, hazin sonuna sahne oluyorlar. Son yıllarda bir türlü yeni, kaliteli bir jenerasyon çıkaramayıp başarılardan her geçen gün uzaklaşıyorlar. İşin tuhaf tarafı da şu ki; o meşhur İtalya defansının çöküşüne de şahit oldular bugün. Yedikleri goller tam bir skandal. Taçtan gol yediler, İtalyan defansı hem de, ön direği boş bırakıp yediler. Defansta basit bir top kaybıyla da yediler. En kötü günleriydi onlar için. De Rossi, Montolivo; başka da aklıma gelmiyor doğrusu. Sürekli bunu söylemekten bıktım ama adamların bu iki ismi dışında milli futbollarına kazandırdıkları adam yok. Hâl böyle olunca da İtalya çok kötü bir yolda ilerliyor.

Pirlo kenarda, Del Piero ve Totti kadroda yok. O eski İtalya her geçen gün dağılıyor ki, Gattuso da bıraktı. Bir sonraki turnuvada Cannavaro ve Pirlo da olmayabilir. İşin özü İtalya artık o eski gücünden oldukça uzak gibi. Sorun teknik adamda diyemiyorum çünkü bu adam son şampiyonluğu getiren adam, topu topu 4 sene önce. 4 senede taktik dehasına hayran olduğum adam bu dehayı kaybetmedi ya, o zekasını, futbol bilgisini düşürmedi ya. Sorun futbolcularda ve bu ciddi bir sorun. Fransa'dan sonra İtalya da elendi. Almanya ve İngiltere ise ucuz kurtuldu. Avrupa takımlarından ikisi elendi, biri de ikinci turda gidecek. Kupa Güney Amerika'lılara kalacak gibi.


Slovakya için ise söyleyecek çok söz yok. O kadar çok hücum yapıp, o kadar çok son paslarda hata yapıldı ki belki de tarihi farkı kaçırdılar. Vittek'in 2 gol atmış olması ve takımın hücum alanındaki etkinliğinde başrol oynaması kalitesini ortaya koydu. Sonradan oyuna girip son golü atan Kopurek'in golden önceki koşusu ise şahaneydi. İkinci tura çıkan Slovakya'yı bakalım neler bekliyor. Muhtemeldir ki Hollanda karşılarına çıkacak ve büyük ihtimal elenecekler. Paraguay ise (kendi görüşüme göre) Japonya'yla karşılaşacak ve muhtemelen onlar da çeyrek finali göreceklerdir.

Tarihi "Tarih" ile yazdılar


Bir arkadaşım mesaj attı, ntvspor'u aç diye. Açtım, önce farkedemedim davayı ama sonra skora bakınca 49-49 diye iki tane sayı gördüm alt alta. "Yok artık" tepkisinden sonra alıştım. Wimbledon'a kalkıp da "tie-break" uygulamasını getirmezsen olacağı budur diyorum.:) 10 saat maç nerede görülmüş. Maç tarihe geçti de tarihe geçme sebebi maçın "tarih"i oldu resmen. Maç karanlık çöktüğü için tatil edildi, tarihten 1 gün daha geride kalacak ve maça öyle devam edilecek.

Almanya maçından fırsat buldukça baktım da servis kıramıyor adamlar. Tam kıracaklar dediğim anda "ace"lerin ardı arkası kesilmiyor. 10 saattir oynayınca insan bezer de doğal olarak. Ama ona rağmen bazen öyle sayılar aldılar ki gerçekten 10 saattir oynamalarına rağmen inanılmazlardı. Bu arada maçı oynayan kişiler de John Isner ve Nicolas Mahut. Tebrik etmek lazım arkadaşlar. Sadece son setleri bile bir önceki rekoru fazlasıyla geride bıraktı. Bu maç yarın da böyle giderse bence bu statü değişir Wimbledon'da. Demedi demeyin.

Bir de isyanım olacak;

"Ulan ben değil 10 saat 3 saat ayakta durunca dizlerim kendinden geçiyor, siz 10 saat oradan oraya koşturup durdunuz, ne yapıyorsunuz be abi?"


Messi '23



Futbolun peygamberi 23 yaşında.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Günün Ardından #2; Almanya-İngiltere, ABD-Gana


Son maçlar döneminin 2. gününde ortaya bu eşleşmeler çıktı. "Erken final" denilen bir maç kodu varya hani, birisi de burada çıktı; Almanya-İngiltere. Futbol olarak -bana- hâlâ birşey veremeyen İngiltere, hızlı futbol oynayabilen Almanya karşısında ne yapacak merak ediyorum. İngiltere'nin sevgili patronu Capello oyundan memnun olduğunu söylese de ben hiç ümitli değilim takım adına. 2 maç sonra Defoe'yu oynatma zahmetinde bulunan birisi bu kararından vazgeçmez diye umut ediyorum. En azından vazgeçmemeli. Almanya karşısında oynayacağı oyun şablonu çok önemli olacak Capello'nun. Bir önceki maçta söylediğim "sol açık"sız 4-4-2 taktiğini bu maçta da kullanmış olması şaşırtıcıydı doğrusu. Bir ara Gerrard'ı solda gördüm ama bu beni pek de tatmin etmedi. Aynı mantıkla eğer ki Almanya karşısına çıkarsa o kanadı çok rahat kullanır Almanya.

Beklentiler bu maçın müthiş geçeceği yönünde ki ben de öyle düşünüyor ve ümit ediyorum. Sonunda "Dünya Kupası" başlıyor diye düşünüyorum içimden. Almanya'nın İngiltere'ye karşı daha avantajlı olduğu görüşü de hâkim bende açıkçası. Aslında bunlar benim kağıt üstünde düşündüklerim, gruplarda her ne kadar tat vermeyen bir İngiltere de olsa tek maçı eleminasyon sistemine geçildiği için daha farklı bir psikolojiye sahip olacaktır. Ayrıca rakibin Almanya olması da bu turda İngilizlerin psikolojik olarak maça daha hazır olacaklarına sebep olabilir. Güzel bir maç olması dileğiyle.

ABD-Gana maçı ise üstteki eşleşmeden daha güzle bir eşleşme oldu benim gözümde. Çünkü ben hep büyük takımların domine ettiği bir turnuvadansa; bu takımlara göre nispeten daha zayıf takımların bu büyük takımlara kafa tuttuğu bir turnuva görmek isterim. Şili-Uruguay 3.'lük maçı hayalimden, daha doğrusu ihtimal kuvvetliliğinden bahsetmiştim dün. Bu eşleşmeleri görünce bu ihtimal daha da kuvvetlendi gözümde. Çünkü Almanya-İngiltere'den birisi elenecek Gana-ABD'den birisi üst tura atlayacak. Çünkü bunu maçın galibini büyük ihtimalle Uruguay bekliyor olacak. Futbol bu gerçi, belli olmaz ama Uruguay'a öyle bir kulvar açıldı ki, hem de iç kulvar, oradan yardıracak gibi. Yarıyı rahat görebilecek fikstür var ellerinde, yeterki aksilik yaşamasınlar. Çünkü Gana-ABD-Güney Kore takımlarının üçünü de ayrı ayrı eleyebilecek kapasitede bir takım.

Almanya 1-0 Gana; Gol atan kaleye

Maç her iki taraf için de kritikti. Gana grupta lider ama elenme şansı da oldukça yüksekti. Almanya ilk yarıda Mesut'la yakaladığı bir pozisyondan sonuç alamadı. Gana ise maçın genelinde çok net pozisyonlara girdi fakat sonuca ulaşamadı. İlginçtir ki grupta son dakikaya kadar kimin tur atlayacağı belli değildi. Yani son dakikalarda Sırbistan 2-2 yapsa tur Sırbistan'ın olacaktı. Heyecanlı bir grubu daha geride bıraktık diyebiliriz.

Almanya aslında çok kaliteli bir kadroya sahip, ilk maç sonrası Almanya'nın turnuvada çok iyi işler yapacağına inanıyordum fakat Sırbistan yenilgisi tam bir şok oldu onlar için. Turu herşeye rağmen geçmiş olmaları hâlâ o iddiamı savunma hakkını tanıdılar bana. Maçın enteresan tarafı ise tur atlayanın belirlenmesinden çok (özellikle Mesut'un harika golünden sonra Gana ve Almanya'nın büyük avantajını göz önüne alarak söylüyorum) kimin lider olacağı konusuna dönüşmüştü maç. İşin güzel tarafı da buydu sanırım. Çünkü 1-0'a kadar Gana maçı kazanmak için çırpınırken büyük ihtimalle haberi gelen diğer maçın skoruna göre 1-0'dan sonraki oyunu bir anda 180 derece değişti. Maçı rölantiye almak, gol için yüklenmemek. İngiltere'yle karşılaşmama adına mantıklı bir yol izlediler diyebilirim. Bir teşekkürü de hakettiler aslında, herkese Almanya-İngiltere maçının keyfini yaşatacakları için. Küçükken "gol atan kaleye" diye abuk bir oyun oynardık. Gol attıkça kaleye geçer, o ızdırabı çekerdik. Maç öyle tuhaf bir hâl almıştı ki aynı bunun gibi. Gol atan ızdırabı çekecek gibiydi. Diğer maçtan nasılsa birşey çıkmamış bu maçın skoru lideri ve ikinciyi belirleyecekti. "Gol atan kaleye" oynarmış gibi geride pas yapıyordu Gana'lı futbolcular. Almanya'nın da elinden birşey gelmiyordu doğal olarak, gol için kaleyi açacak değildi Alman futbolcular.

Gana fizik gücü olarak iyi bir takım ve maçlardaki performansı tamamen buna dayalı. 3 maç boyunca da bunu net bir şekilde ortaya koydular ve gruptan çıkabildiler. ABD karşısında neler yapacakları ise tam bir muamma. Ama gerçek olan birşey var ki o da; o maçın iki taraf için de hiç kolay olmayacağı.

Bir not da bu adam için düşeyim; gerçekten harika bir gol attı, çok etkili olamasa da maçı kazandıran adam oldu. Dünya Kupası'nda yokuz ama bir Türk'ün golü var. Tuhaf ama yine de mutlu eden birşey.:)

Bu da maçtan ilginç bir kare. Adamlar kardeş ama birbirlerinin ayaklarına kayıyorlar. Allah başka dert zeval vermesin. Babaları ne yaptı acaba, merak etmiyor değilim.:)

Bursaspor Boumsong'u izliyor



Haber Lequipe'den. Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi için kadrosunu güçlendirme çalışmaları devam ediyor. Boumsong için Fransa'ya gitmişler ve Boumsong'u izlemişler. Olur mu olur, güzel transfer olur!

Domenech'in Avukatı


France coach Raymond Domenech has come under fire from all sides for the meltdown of his squad at the World Cup, but at least he can rely on the unconditional support of his loyal mum.

The decision to send striker Nicolas Anelka home, after he launched a foul-mouthed tirade at Domenech, caused huge unrest in the France squad, with rows, resignations and the players refusing to train.

But Domenech's mother Germaine has leapt to the defence of her son, warning Anelka to watch his back.

"I'd like to meet Anelka and give him a piece of my mind as a mother," said Germaine.

"It's distressing to be insulted like that, because Raymond is not just the coach, he's also my son.

"It's a double insult to my son and to me as his mother."

For the record, Anelka is alleged to have said to Domenench: "F*** you, you son of a whore."

Domenech'in annesi de işin içine girdi. Sanırım Fransa futbolunu büyük kaos bekliyor.:) Bu resim de sanırım elendikten sonraki resmi olsa gerek. Domenech kendi sonunu hazırladı, futbolcular da çok büyük destek çıktı. Şimdi düşünüyorum da; Anelka küfrediyorsa, Evra antremana çıkmayıp tepki gösteriyorsa, bu adamda ciddi bir problem vardır. Evra'nın bir açıklamasını okudum dün, "Tüm bildiğim gerçekleri anlatacağım" gibisinden. Büyük bir merakla bekliyorum, neler açıklayacağı sanırım Fransa için çok önemli.

Bekleyip göreceğiz.


Günün Ardından #1; Uruguay-G.Kore, Arjantin-Meksika

3. maçların başlamasının ilk gününde eşleşmeler de bu şekilde belli oldu. Fransa'ya inen darbe, Meksika'yı mutlu etse de karşılarına gelecek olan Arjantin onlar için sanırım yeterince tedirginlik yaratacak birşey. Uruguay'ı yenmek belki de bu yüzden önemliydi ya da o maçtan galip çıkmak diyelim. Her iki takım da liderliği büyük ölçüde garantilemiş Arjantin'e kıyasla G.Kore-Yunanistan-Nijerya üçlüsünden birini tercih ederdi. Uruguay zaten en baştan beri oynadığı kaliteli futbol ve akılcıl futbol ile benim açımdan liderlik adayıydı. Hatta bir parantez açayım, lanet olsun ki iddaa'da uzun vade oynamaya açılış maçından sonra gittiğim için Uruguay-Meksika 1. ve 2. şeklinde sıralanacak diye tahmin ettiğim bahisi oynayamadım. Kadersizlik.:)

Her neyse; eşleşmeler böyle belli oldu ve benim de maçlarla ilgili birkaç öngörüm var. Arjantin-Meksika maçının zor geçeceği kesin, Meksika Fransa'yı yenerek, her ne kadar kötü de olsa, gücünü bir nebze ispatladı. Fakat bu galibiyet onlara Messi'li, Tevez'li, Higuain'li, Agüero'lu, Milito'lu Arjantin karşısında ne kadar özgüven sağlasa da yetmeyebilir. Arjantin'in defansif zaaflarından turnuva başından beri bahsediyorum, bu zaaflar grup maçlarında çok göz önüne çıkmasa da kendini biraz belli etti. Kendilerine göre çok çok zayıf rakiplerle oynamaları, onların bu zaafını biraz örttü diyebilirim. Meksika maçı belki de Arjantin'in final hedefine ulaşmasındaki en önemli sınav olacak. Bir İspanya (formsuz da olsa), bir Brezilya bu turda karşılarına çıkmayacağı için fazla zorlanmadan o zaaflarını kapatabilirler. En azından bir sınav da olur Arjantin için.

Turnuvadan ilk elenen Avrupa takımı Fransa ise tamamen beklentileri karşıladı diyebiliriz. 2006'dan sonra Domenech'e sabredebilen bir federasyon gerçekten büyük bir takdiri hakediyor. Fakat bu takdiri almaları, hocalarının arkasında durup güven tazelemeleri, Domenech'e güven vermeleri onları ileriye taşıyacağı düşüncesine sokmuştu belki de Fransa Federasyonu'nu. 4 yıl sonra görülen de o ki ileriye değil tam 8 yıl geriye gittiler. Turnuvadan elenen ilk büyük takım olma özelliğini elinde bulunduran Fransa'nın grubundaki Uruguay bu turnuvada benim sürpriz adayım. İspanya, İtalya, İngiltere hatta Almanya gibi takımların da elenme ihtimallerini göz önüne aldığımda 2002 Dünya Kupası aklıma geliyor. Bizim tırmandığımız noktaya gelirken Avrupa takımlarının hiçbiriyle karşılaşmamış olmamız başarımız da etkili olmuştu mutlaka. Aynı şey Uruguay için de geçerli olabilir, o yıl Arjantin, Fransa gibi takımlar yine ilk turda elenince 3.'lük maçı Türkiye ve Güney Kore arasında oynanmıştı. Uruguay'ın bu turu rahat geçeceğini, çeyrek finalde ise (Almanya ve İngiltere'nin elenme ihtimallerini göz önüne alırsak) yine nispeten zayıf bir takım gelebileceğini düşünüyorum.

İşin özünde; eğer ki 2002 Dünya Kupası benzeri bir şampiyona geçirirsek 3.'lük maçı için Şili-Uruguay maçı hiç de uzak gözükmüyor. Bekleyip göreceğiz, ilk günün sonunda eşleşmeler oldukça enteresan oldu, Güney Amerika takımlarının önü bu eşleşmelerde açık gibi gözüküyor.