30 Mayıs 2010 Pazar

Kim bu futbolcu?



Daniel Alves...

Türklerin ve Galatasaraylıların Arda'sı


Kaleci'nin penaltı korkusu yazarı Peter Handke bir yazısında şöyle diyor;

Futbol topunun yuvarlakligi, rastlantinin öngörülemez niteligini simgeler. Bir futbol maçi öncesi, bizim insani öngörülerimize göre söyle söyle olmasi beklenebilir, ama aslinda hiç bilemeyiz, futbolda her sey mümkündür, çünkü top yuvarlaktir. Seyirciler fiziksel açidan sahanin disinda da olsala dar, oyuncular gibi oyunun bir parçasidirlar. Bakmakla yetinen tiyatro seyircilerine benzemezler. Birer taraftar olup çikabilirler. Tiyatroda kim Hamlet'in taraftari olabilir?..

Amerika kampında 3 maç oynadı milli takımımız. Arda'nın burada daha iyi dripling attığını, daha rahat ve etkili oynadığını daha önce de belirtmiştim. Gel görelim ki bu artık başka bir hal aldı. Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen son Amerika maçından sonra Arda için özel kaset bile hazırlatmış! Galatasaraylılar kıymetini bilsin diyor. Arda'ya iki farklı açıdan bakabiliriz. Birincisi Türklerin Arda'sı, ikincisi ise Galatasaraylıların Arda'sı!

Galatasaraylılardan başlayalım. Sezona güzel bir giriş, 2 liberonun önünde yapılan güzel asistler ve 5-6 maçta tribünlerin büyük kaptanı Arda Turan! Bir kaç yobazın Messi - Arda kıyaslamalarından sonra Ahmet Çakar'ın ağzına sakız olan Arda, tribünlerin desteği ile bu baskıyı atlatabiliyordu. Bir maç sonrası bu kıyaslamayı sorduğunda Arda "Messi Dünyanın en iyi futbolcusu" diyordu dilinin altından. Hayallerinin peşinden giden bu çocuğun tek dileği bir gün Galatasaray'da forma giyebilmekti elbette. Hagi'nin golünden sonra sol elinde top ve sağ elini havaya kaldırarak yumruğunu sıkan bu çocuğa "Futbolda en çok istemeyeceğin şey ne olurdu" diye sorulduğunda "Galatasaray taraftarının beni ıslıklaması olurdu" diyor. Fakat ne yazıkki işler yolunda gitmiyor ve Diyarbakırspor maçında bırakın ıslıklamayı, o hayalini gerçekleştiren çocuğun sevgilisiyle sinemaya gitmesi beste yapılıyor! Kimi gece aleminde, kimi sinema peşinde Galatasaray ruhu yokki hiç birinde diyorlar. Benim bir tane abim var, 40 yıldır bilir bu tribünleri. Maçlara giderdi. Şimdi yaş ilerledi, fakat televizyon başından izlemeye devam eder. Fenerbahçe maçında Arda sakatlığından ötürü yedek kulübesinde otururken dakikalar 60 civarıydı. "Ulan Arda yokken şu takımın ruhu yok" diye patladı birden. Halbuki 1-2 ay önce Rijkaard'a Arda'yı sorduklarında; "Arda o gün sahadaysa takım onun kazanma arzusundan, ruhundan etkileniyor ve daha istekli oynuyorlar" diyordu. Birbirini çekmiyor mu bu anlattıklarım ?... Nerede bu Galatasaray ruhu olmayan çocuk!

Futbolcu sadece futbol oynamaz. Onun özel hayatı, psikolojik sorunları olabilir. Arda'ya bu tramvayı yaşatan bu taraftar, belki bunu o çocuğa yaşatmasaydı şimdi Şamipiyonlar Ligini konuşabilirdik. Bu olaylardan sonra Caner ile yaşadığı kavga ve bir çok sorunun ardından bu taraftar dönüp bir aynaya bakmış mıdır? Amerika kampında Arda'yı izlerken götleri kalkıp, yavrum Arda be! dememiş midir? Hani nerede o ruhsuz Arda?

Göbek çıktı, kaptanlık ağır geldi gibi bahanelerin ardına saklanarak Arda'yı eleştiremezsin. Galatasaraylıların Arda'sı 50 küsür maça çıkmış bu yıl. Takım zaten 60 maç oynadı. Bunu da haber yapsana ey medya! Kaptanlık ve ağırlık; bu iki kelimeyi yan yana çekmek zordur. Çünkü pazuband en fazla 100 gram birşeydir. Saha içi, saha dışı kaptanlığından bahsediyorsanız; tünelde 35 yaşındaki ağabeylerine moral veren bir kaptanınız olduğunu görmüyor musunuz?

Hayatın cilvesi işte Arda'm. Senin kıymetini ancak gittikten sonra anlayacaklar. Belki senin yerine Emre Çolak'ı koyarlar, ama üzülme. Senin kıymetini bilen birileri daima olacaktır. Yürüyedur kaptan.

25 Mayıs 2010 Salı

Çağlar Birinci Galatasaray'da


Sezon biterken belkide tek umudumdu Galatasaray'ın Rijkaard'ın takımı olması. Ersin Düzen'in twitter'da yazdığına göre Çağlar için Serday Eylik, Erhan Şentürk, Semih Kaya ve Murat Akça + bir miktar para verecek Galatasaray. Üstelik bonservisleriyle. Biz altyapıdan daha çok oyuncu görmek istedikçe onlar bir bir uçuyor yuvadan. Bu oyunculara şans vermeden göndermek kulüp olarak etik midir? Semih, Murat, Serdar kaç maça çıktılar A takımda? Bunları geçtim Rijkaard Çağlar'ı kaç kere izlemiştir? Giovani, Kewell, Caner gibi sol ayakların gidiyor, yerini Serdar Özkan, Çağlar Birinci gibi adamlarla dolduruyorsun. Bu mudur Rijkaard'ın istediği kadro kalitesi? Adnan Sezgin her ota boka atlarsa iç transfer bu duruma gelir. Herşeye rağmen yabancı transferleri bekleyeceğim...

Her ikisi de


"We are both Portuguese, he is the best player in the world and I am one of the best coaches in the world." Mourinho

'I can't wait to work with Ronaldo’

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Şimdi Ayrılık Zamanı



Bir yaz yağmurunun ardından Harry Kewell'a veda... Bu duygu nasıl anlatılır bilemiyorum. Burada kaldığı süre boyunca Harry Kewell'ı televizyonda izlemek yetmedi. Tribünde onun futbol zekasına tanık olmak, pozisyon alışını canlı canlı izlemek gerekirdi. İlk yılında 60'dan sonra bitiyor dediler, yeni sezonun ilk yarısında Galatasaray'ı tek başına sırtladı. Ardından yaşadığı sakatlık talihsizdi.

Tek isteğim kaptanlık bandını Kewell'ın kolunda görmekti. Olmadı. Açık, forvet, stoper demeden oynadı... Bir kale kalmıştı. Parçalı en çok Kewell'a yakıştı. Bende güzel anılar bıraktı. Bu veda, bu kadar erken olmamalıydı.

Not: Kewell sözleşmesini 1 yıl daha uzattı.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

David Villa Barcelona'ya doğru...


Juan Laporta'nın doğrulamasının ardından bir kaç kelime karalamak gerek. Ibrahimovic'in kalitesine kimse laf edemez, hatta bu sezon çok önemli işlere imza attı, fakat bir yerde yanlış olduğu kesin. O da sistem. Bir kaç kez "Aha bu sefer oldu" desem de onun için, olmadı. Armut dibe düşmedi. Sistemin tek vuruşlu adamı Samuel Eto'o geçen sezon Barcelona ile kaldırdığı kupaları bu sezon Inter forması ile kaldıracak gibi. Aslında o da pek beklentileri karşılayamadı. Fakat Barcelona'nın yanlış yaptığı bir gerçek. Johan Cruyff daha önce Ibrahimovic bir çok kez eleştirmişti. Onun için: doğru, doğru görünüyorsa; o şey doğrudur. Yanlış, yanlış görünüyorsa; o şey yanlıştır felsefesi hakimdir. Bundan nasibini aldığını düşünyorum.

Velhasıl yaz sezonu hızlı başladı. Ibrahimovic'e İngiltere'den City ve Chelsea'nin teklifte bulunduğunu okumuştum bir kaç gün önce. Parası da iyi, fazla zarar etmeden elden çıkarılabilir. Ingiltere ise Ibrahimovic'in DNA'sını kabul edecek gibi...

Mehmet Batdal, Serdar Özkan & Galatasaray


Mehmet Batdal, 1.95'lik boyu, 24 yaşı ve klas golleriyle dikkat çeken bir santrfor. Altyapı eğitimini stoper olarak almış ve bir gün antrenörüne "Bu maçta forvet oynamak istiyorum" demiş. Sitemli bir "Evet"in ardından o maçta iki gol atıp iki de asist yaptığında Türk futbolu gelecekte umut bağlayabileceği bir santrfora kavuşmuş.

İlker Uğur'un Tam Saha dergisi için Mehmet Batdal ile yaptığı röportajın bir kısmı burası. Röportajda ayrıca Ibrahimovic ve Hakan Şükür'ü izlediğini belirtmiş. Uzun boyu ve tekniği ile gerçekten onları andıran bir fiziği var. Joao Alves'in tutarsız yaşamı ve son yaptığı hareket ile bileti zaten kesilmişti. Forvet mevkisine takviye gerekiyordu o açığı Mehmet Batdal ile doldurdu Galatasaray. Bana mantıklı transfer gibi geldi, bu tip bir forvete kesinlikle ihtiyacı vardı Galatasaray'ın. Ayrıca yaşı 24, gayet iyi ve olgun. Bucaspor'un lige çıkmasından önemli bir payı vardı Mehmet'in. Hatta orada efsane oldu diyebiliriz. Ümit Milli takımın vazgeçilmez oyuncularından birisi ayrıca. Eğer iyi bir gelecek istiyorsak, bu tip genç adamlara yönelmeliyiz. Galatasaray'da başarılar dilerim kendisine.

***
Serdar Özkan transferine gelirsek, Beşitaşlıları 2 sezondur mutlu ettiğimiz bir gerçek. Kulübü ve taraftarı ile sorunu olan bonservissiz oyuncuları almaya iyi alıştı Galatasaray. Kardeş takım diye diye iş harbiden ciddileşmeye başladı. İki takım arasında bir çok transfer gerçekleşti. Ne kadar sorunlu bir adam olsada, onun Galatasaray yedek kulübesinde isminin olduğunu bilmek kadro kalitesini daha yukarıya çekecektir. Bu transferde Arda'nın da mutlaka payının olduğunu düşünüyorum. Kendisi Ümit Milli Takım'dan beri yakın arkadaşı zaten. Bu transfere kısaca "mantık transferi" diyebiliriz. Serdar ismini gördüğüm an aklıma Kewell geldi, umarım ayrılmaz. Bence Serdar'ın bile Kewell'dan öğrenecekleri mutlaka vardır...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Şampiyon Bursaspor



Uzun uzun yazmak istemiyorum. Söylenecek çok şey var ama özeti herşeyi anlatacaktır.
Bu olay; Türk futbolu için milattır, milat.
Tebrikler Bursaspor'a ve bu yolda emeği geçen herkese.

14 Mayıs 2010 Cuma

Cruijff&Henry



Başımın üstünde yeriniz var abi...

¿?


"Mourinho savunmacı bir antrenör değil"

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Mehmet Topal Valencia'da !


5 milyon euro, iyi para. Yıllık da 4 milyon euro konuşuluyor, Mehmet'in de cebi doldu. İyi bir kazanç mı? Bu transfer piyasasındaki verilenleri düşününce, hayır. Genel bir futbolsever gözüyle bakınca, şahane.

En son ne zaman para karşılığı yurt dışına Türk oyuncu verdik? Galatasaray olarak 2000 kadrosundakiler dışında aklıma gelen yok. Ülke olarak bakarsak yine pek farkı yok. Eleştirenler, beğenmeyenler, memnun olmayanlar vs. vs. kim ne düşünürse düşünsün, ortada dolaşan rakamlarla birlikte mükemmel bir transfer.

Mehmet'im de gitti... Topal'a hayırlı olsun, ne diyelim...


11 Mayıs 2010 Salı

Brezilya Milli Takımı & Elano


Kadrolar açıklandığında bu adam nasıl milli takıma alınır? diyenlerin seslerini duyar gibiyim. Ronaldinho, Diego, Adriano, Neymar gibi oyuncular kadroda yokken, Galatasaray'ın Brezilya'lı 'cool'u Elano var. Daha önce de söylediğim gibi, Brezilya Milil Takım'ın da soyunma odasında tahtaya yazılacak ilk iki adamdan biridir Elano. Diğeri ise Kaka. Futbol bir takım oyunuysa, Elano tabiki bu takımda kendine yer bulacak. Ronaldinho, Diego gibi istikrarsız adamlara ihtiyacı yok Brezilya'nın. Anlayacağız Brezilya tam bir takım olmuş. Daha da iyi olacaklar. Açıkcası son yıllarda pek hoşlanmazdım bu takımdan, ama Dunga gerçekten adam edecek onları. Dünya Kupasında kesinlikle İspanya'dan sonra en büyük favorim. Türkiye'den Elano'nun mevkisini anlamak için 6-7 ay geçti. Nasıl bir oyuncu olduğunu siz düşünün artık...

Kaleciler

Júlio César (Inter)
Gomes (Tottenham)
Doni (Roma)

Savunma

Maicon (Inter)
Daniel Alves (Barcelona)
Gilberto (Cruzeiro)
Michel Bastos (Lyon)
Lúcio (Inter)
Juan (Roma)
Luisão (Benfica)
Thiago Silva (Milan)

Orta Saha

Gilberto Silva (Panathinaikos)
Felipe Melo (Juventus)
Kaká (Real Madrid)
Júlio Baptista (Roma)
Josué (Wolfsburg)
Kléberson (Flamengo)
Elano (Galatasaray)
Ramires (Benfica)

Hücum

Robinho (Santos)
Luis Fabiano (Sevilla)
Nilmar (Villarreal)
Grafite (Wolfsburg)

Söyleşi: Şansal Büyüka

Forumların taraftarlık görevinde rolü nedir? Neleri doğru, neleri yanlış yapıyorlar? Bir de siz, "taraftar nabzını tutmak için" forumları takip ediyor mu?
Forumların taraftarlığa doğal olarak olumlu etkileri de var, olumsuz etkileri de. Bazı formlar var, öneri getiriyor, eleştiri yapıyor, organizasyon sağlıyor. Bunlara saygı duymak gerekir. Bazı forumlar var, küfür, kavga, tahrik ve dehşet. İki anlayışı aynı kefeye koymak mümkün değil. Baktığınızda birinin son derece olumlu, diğerinin son derece tahrik edici bir etkisi var. Ben uygar bir ortama sahip forumları takip etmeye çalışıyorum. Diğerlerini açmıyorum bile.

Yeni transfer edilen futbolcuların havaalanında karşılanarak 2,5 ay sonra ıslıklanması nasıl bir düşünce yapısıdır?
Biz üçüncü dünya ülkesi miyiz ki, gelen yabancıları havalimanında başımızın üstünde taşıyoruz. Biz dünya dördüncüsü olan, Avrupa üçüncülüğünü kazanan, UEFA şampiyonluğu gören bir ülkenin insanlarıyız. Kim bunlar, daha Türkiye'ye ayak basmadan adamları baş tacı yapıyoruz. Dilerim, Galatasaray taraftarları başta olmak üzere, bütün kulüp taraftarları bu kötü alışkanlıktan vazgeçerler. Bu futbolcuların nasıl geldikleri değil, nasıl gittikleri önemli. İş yapsınlar, saygı kazansınlar, canımızı yesinler. Zaten vermeyi seven bir milletiz. Ama öyle peşin para yok.

Bildiğiniz üzere ultrAslan grubu bir dizi protesto eylemleri yapmaya çalıştı. Kendilerince de bunu başarıyla yaptılar. Pankartların ters asılması, 5 dakika sessiz kalma ve protestoyu destekleyen tezahüratlar yaptılar. Kendilerince takım bunu hak ediyordu. Kimilerine göre de yapılmamalıydı. Sizin düşüncenizi öğrenmek istiyorum. Gerek takım, gerek yönetici, gerek taraftar için, bu tür protestoların getirisi nedir?
Küfür olmadıkça, kişilik haklarına, insan onuruna hakaret olmadıkça, protestoları anlayışla karşılamak lazım. Dünyanın her yerinde protesto var. Bu bakımdan Ali Sami Yen 'deki protesto, küfürler olmasa yerinde ve kararında bir protesto idi. Ama küfürler işin tadını ve ölçüsünü kaçırdı.

Yayın yönetmenleri tribünlere fazla önem göstermiyor, dışarıdan edinile izlenim bu en azından. Sizce bunun nedeni nedir?
Hayret, bize de tribünleri çok gösteriyorsunuz, maçı izleyemiyoruz diye eleştiriler geliyor. Kamuya açık bir iş yapıyorsanız, her kesimi birden mutlu etmek mümkün olmuyor. Ben Ali Sami Yen tribünlerinden birbirinden güzel taraftar görüntülerini çok iyi hatırlıyorum. O görüntüler sanıyorum ki Aslantepe 'de çok daha güzel olacak.

Galatasaray'ın, Tugay Kerimoğlu'nu alt-yapı'nın başına getirmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Tugay Kerimoğlu'nun altyapının başına getirilmesini " Galatasaray nihayet bir evladına sahip çıktı " diye yorumluyorum. Ancak bu görev, hatır gönüle verilen bir görev değil. Tugay bundan çok daha fazlalarını hak etti. Sanıyorum ki, önümüzdeki sezonlarda da Galatasaray A takımının çeşitli kademelerinde görev alacaktır. Bunu hissediyorum.

Arda Turan Avrupa'ya gitmeli mi, eğer gitmemeliyse Türk medyasının baskısı altında kalmaması için neler yapması gerekir? Akabinde taraftara düşen görev nedir?
Arda keşke Avrupa’ya gitse. Bulunduğu noktadan daha ileri gitmesi için mutlaka Avrupa’ya gitmeli. Arda'nın üstünde sadece medya baskısı değil, gördüğümüz kadarıyla taraftar baskısı da var. Genç adam, delikanlı adam. Sonuçta insan. Kulaklarını ne kadar tıkarsa tıkasın alınabilir, kırılabilir. Hani "büyük başın derdi büyük olur " derler ya. Arda 'da bir anlamda yetenekli oluşunun, yıldız oluşunun, kaptan oluşunun bir anlamda faturasını ödüyor.

Galatasaray-Diyarbakırspor maçında Arda'ya yapılan kötü protesto hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kadar kolay mı Galatasaray'a ruhunu veren oyuncuyu harcamak?
Arda'yı evlat gibi görürüm. Zaman zaman buluşurum, zaman zaman konuşurum. O'na bir profesyonel gibi değil, bir evlat gibi bakarım. Onun için bırakın küfürü, kötü bir söz işitmesine bile üzülürüm. Arda benim gözümde, mükemmel ve kusursuz bir insandır. Her genç gibi hata yapmaz mı? Elbette yapar. Şöhreti var, parası var, saygınlığı var ve çok genç. Bu sene eski formu var mı, yok. Ama geçirdiği bu kadar ağır sakatlıklar var. Üstelik dünyanın en ünlü futbolcularında da inişli- çıkışlı bir grafik olmuyor mu?

İzlenilen transfer politikasında bir yanlışlık görüyor musunuz? Galatasaray gelecek sezon hangi mevkilere transfer yapmalı sizce?
Galatasaray geçen yıl beşinci, bu yıl üçüncü olduğuna göre demek ki transfer anlayışında bir yanlışlık var. Galatasaraylı yöneticiler artık, Avrupa’da gözden düşmüş, eski yıldızların transferinden vazgeçmeli. Neill geldiğinde Jo kadar, Dos Santos kadar, Elano kadar tanınmıyordu ama hepsinden çok daha yararlı oldu. Vitrindeki markaya değil, sahadaki performansa bakmak lazım. Sanırım yeni sezonda bunu yapacaklardır.
Baros iyi. Ama yanına bir golcü daha lazım. Dos Santos gidecekse bir kenar adamı alınabilir. Orta alana mutlaka bir usta gerekli. Elano bu işi yapamadı. Ayrıca Servet, Hoca'nın gözünden düştüğüne göre Neill 'in yanına çok iyi bir stoper ve bir sol kanat savunmacısına ihtiyaç var. Kaleci diyorsanız Aykut ile Ufuk yeter diyorum.

- Galatasaray Türkiye'nin en pahalı takımı olmasına rağmen neden o performansı veremiyor?
Galatasaray yönetimi, yıldızların çok olduğu bir takımın iyi bir takım olamayacağını anlamış olmalı. Galatasaray iyiyken, takımın hamallarına bakın. Servet, süper oynadı. Mustafa Sarp harikalar yarattı. Mehmet Topal, ele avuca sığmadı, Hakan Balta, tek kusur yapmadı. Hamallar yükü taşımaktan çöktü, takımdaki yıldızların parıltıları da o zaman döküldü. Yıldızı bu kadar bol bir takımdan "savaşan bir takım" yaratamazsınız. Takıma savaşacak adamlar gerekli.

Kewell ile sizce sözleşme uzatılmalı mı?
Galatasaray seyircisinin Kewell'ı sevdiğini biliyorum. Gerçekten de sevilecek, saygı duyulacak bir oyuncu Kewell. Ama futbolun dünü yok. Bana göre yollar ayrılmalı.

Lucas Neill nasıl buluyorsunuz?
Lucas Neill mi? Ne diyebilirim ki, tek kelime ile harika.

Galatasaray'da en eksik gördüğünüz mevki neresi?
Bir stoper, bir sol bek, çok usta bir orta saha oyuncusuna ve Baros'un yanında bir golcüye ihtiyaç var. Eğer Arda gidecekse, Dos Santos bırakılacaksa, bir de orta sol kenara.

Size göre Türkiye'de şu anda forma giyen en iyi oyuncu kimdir?
Türkiye 'deki en iyileri sayacaksak ve bunlara da yabancıları katacaksak, Alex, Baros, Neill, Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu, Keita, Volkan Şen ve Arda diyebiliriz.

Futbolda son yıllarda inanılmaz bir değişim söz konusu. Bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi ve kötü yönleri neler?
Türk futbolu biraz daha tempo ve hız kazanmalı. Barcelona, İnter, Milan, Real Madrid, Chelsea, Manchester United’ın dünya markası yıldızları dâhil, bizim oyuncular kadar ayağında top tutmuyorlar. Mutlaka tek top oynamaya çalışıyorlar. Bizim oyuncular ısrarla bundan kaçıyorlar ve doğal olarak takım oyunu kayboluyor. Saha dışına gelince. Her şey çok daha kötüye gidiyor. Maçları çok öfkeli ve gergin yaşıyoruz. Sonuçlara doğal bakmıyoruz. Hep kazanalım istiyoruz. O zaman futbolun bu kadar çekiciliği kalır mı?

Galatasaray'ın Frank Rijkaard ile yeni bir yapılanmaya girdi. Taraftar; "Arkasındayız" mesajı verse de görsel ve yazılı basında Rijkaard'a ilişkin "gönderilmeli" yorumları dikkatimizi çekiyor. Biz biliyoruz ki; Galatasaray tarihinin en büyük 2. kadrosu olan bu yapılanmada Rijkaard'ın takımın başında olması gurur verici bir tablo. Bakıyorsunuz; tribünde Van Bastenler, Hiddink'ler; sahada Neeskens'ler, Rijkaard'lar duruyor. Türk futbolunun gelişimi açısından Galatasaray büyük adımlar attı, Başkan Polat ve yönetimi ile. Siz medyanın bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rijkaard'ı tartışmam. Dünyaya kendini kanıtlamış bir hocanın Türkiye 'ye kanıtlama ihtiyacı yok. Ama yanına mutlaka bir yerli yardımcı gerekli. Ligi bilen, sözünü dinleyeceği bir yardımcı. En önemlisi Rijkaard antrenman sonrası kendi özel hayatına dönüyor. Bu Avrupalı için normal ama bizim ülkemiz için değil. Onun için menajer tipinde biri. Futbolcuyu kovalayacak, ne yaptığını bilecek, kimseye duyurmadan gerekirse önlem alacak, takımdaşlık ruhuna katkı sağlayacak bir menajer. Sevgili Başkan'a gelince. Ben kötü gün dostunu severim. Unutulmasın; Adnan Polat, Galatasaray'a başkan olduğunda, ortada aday bile yoktu. Bu kadar karamsar tabloya rağmen Başkanlığa talip olan, üstelik sis bulutlarını aralayan bir başkana, sonuçlar ne olursa olsun saygı duymak lazım.

Daha fazla gazete satmak için transfer dönemlerinde masa başında yalan yanlış haberler yapan ve üç büyüklere toplamda yaklaşık 150 transfer yapan spor basını hakkında ne düşüyorsunuz?
Ben 12 ay transfer haberi yapan bir başka ülke medyası görmedim. Ama toplum olarak biz de bu yalan transfer haberlerini hak ediyoruz herhalde. Gazetelerin tirajlarını bilirim. Transfer haberi verdiler mi, tavan yaparlar. Eee, halk olarak, okuyucu olarak biz yalan transfer haberine bu primi verirsek, gazeteler de yapmaya devam ederler.

Hakem hatalarının sonuçları bu kadar etkilemesiyle ilgili düşünceleri neler?
Dokuz hakemden oluşan bir MHK kuruluyor, dışarıda kalan 99 hakem, göreve gelen ekibi o dakikadan itibaren yıkmaya çalışıyor. Avrupa’nın gözdesi olan Cüneyt Çakır 'a bile kuşkuyla bakıyorsak, bir futbol anlayışımızda, felsefemizde, kültürümüzde de yanlış var demektir. Ama hakemlerimizde de kişilik eksikliği olduğu kesin.

Anadolu'dan şampiyon çıkınca veya ilk 3'e giren takımlar olunca tebrik ediyoruz fakat bu takımlar Avrupa'da bir tek ön eleme geçemeden eleniyorlar. Zirvede Anadolu takımları sayı olarak artmalı mı yoksa 4 büyüklerin hegemonyası devam mı etmeli?
Zirvede dört büyüklerin arasına Anadolu takımları mutlaka girmeli, hatta şampiyon olmalı. Sonraki yıllarda Avrupa kupalarına da alışırlar. Anadolu'dan şampiyon çıkması har vurup harman savuran dört büyükleri de kendine getirir.

Her sene bir Anadolu takımı ligin tepesinde mücadele veriyor. Geçen 3 yılda Sivas'ın istikrarı, bu sene ise Bursaspor'un başarısı. Birçok Anadolu kulübümüz de ligin önemli ve dişli takımları arasında. Bu başarıları 3 büyüklerin başarısız performansının sonucu mu yoksa ligimizin kalitesi gerçekten düşünüldüğü gibi artıyor mu?
Son yıllarda hem Anadolu'nun çıkışı var, hem de büyüklerin düşüşü. Zirveye bakın, şampiyon takım, her yıl daha az puanla bu unvanı kazanıyor, her yıl daha az gol atıyor.

Galatasaray'lı oğlunuzla futbol muhabbeti ediyorsunuzdur. Futbol sohbetlerinizde ne gibi konulara değinirsiniz? Galatasaray'ı tartıştığınız olur mu?
Oğlumla çok fazla görüştüğünü söyleyemem. Ama çok sıkı Galatasaray'lıdır. Aramızda eski yıllarda futbol sohbeti çok olurdu ama son yıllarda pek kalmadı. Dünya futbolunu çok iyi bilir. Hiç unutmam kaleci Leo Franco transfer edilirken " Almayın " diye yırtındı, yöneticilere telefonlar açtı ama dinleyen çıkmadı. Gerçekten de bu işleri iyi bilir. Galatasaray 'ı yönetenler, keşke dünya futbolunu bu kadar iyi bilen genç Galatasaraylılarla diyaloga girebilse, önerilerini dinlese ve dikkate alabilse . Çevreme bakıyorum da, kendini o kadar iyi yetiştiren gençler var ki.

Sine Büyüka'yı ilgi ve beğeniyle takip ediyoruz. Onun bu aşamalara gelmesinden bahseder misiniz?
Kızımın gelişmesinde temel kuralları söylemek dışında bir katkım olmadı. Zaten kendisi NTV'nin Kültür Sanat bölümünde çalışıyordu. Fuat Akdağ'ın ısrarı ile NTV Spor'a geçti. Ancak bakıyorum sporla çok ilgili. Özellikle basketbol ve buz patenini hem çok sever, hem de çok iyi anlar.

Bildiğimiz gibi Lig TV geçtiğimiz yıllarda Turkcell Süper Ligi'nin gelişmesi ve marka değerini arttırmaya yönelik çok büyük katkı yapmıştır. Lig TV, Turkcell Süper Ligi'nin gelişmesi için daha ne gibi katkılar ve yenilikler yapacak?
Teknolojiyi hızla yeniliyoruz. Hepsi yeni ama bu teknolojinin sonu yok. Bu baş döndürücü hıza ayak uydurmaya çalışıyoruz. Avrupa çapında iddialı iki HD naklen yayın arabamız var. En önemlisi, kulüplere saygılı olmak ve tarafsız kalmak konusunda müthiş kararlılığımız aynen devam edecek.

Lig TV'ye kaliteli yorumcular getirmeyi planlıyor musunuz? Örnek vermek gerekirse Uğur Meleke, Mehmet Demirkol, Kanat Akkaya, Bilgin Gökberk gibi. Spormax kadrosunda da bu isimler mevcut. Caner Eler, Bülent Timurlenk, Mehmet Özkan gibi elit futbol izleyicilerinin ekranlara yerleştirilme zamanı geldi de geçiyor gibi?
Yeni sezonda Lig TV ekranlarında adını öne çıkardığınız isimlerin bir bölümünün olacağını düşünüyorum.

Rijkaard Türkiye futboluna neler kazandırabilir ve neden Lig TV Rijkaard’ı ön plana çıkarmaya çekiniyor?
Lig TV'nin Rijkaard'ı öne çıkarmadığını kabul edemem. Kulübün yasakları var, bu yasakları aşamıyoruz. Kulüpler izin verse Rijkaard'ı ve benzer hocaları çok sık ekranlara çıkartır, çok değişik konuları gündeme getirebiliriz. Ama kulüpler önce kendi televizyonlarını ön plana aldıkları için Lig TV'ye maalesef üvey evlat muamelesi yapıyorlar. Herşeye rağmen Galatasaray yönetimi ile özellikle Başkan Sayın Adnan Polat ile gerçekten içten ve uygar bir ilişkimiz var. Sanıyorum, bu röportaj işlerinde önümüzdeki yıl önemli gelişmeler olacak.

Maratona benzer bir program yapmayı düşünüyorlar mı?
Yeni sezonda, her maç sonrasında yeni ve doyurucu bir futbol programı ekrana gelecek. Ayrıntısını sorarsanız, inanın henüz belli değil.

Lig TV ligimizin Avrupa’da naklen yayınlanması için neden çekingen kalıyor?
Lig TV Avrupa’da, Amerika’da yoğun biçimde izleniyor. Ama izleyen Türkler. Bizim lige maalesef yabancı ülkelerden istek gelmiyor. Keşke talep gelse. Hem ligimiz tanınır, hem de Lig TV para kazanır.

Gelecek yıllarda Lig TV'de ne gibi yenilikler, gelişmeler görebileceğiz?
Önümüzdeki yıl, daha fazla futbolun konuşulduğu bir Lig TV olacak. Kavgayı, küfürü engellemeyi, gücümüz yettiğinde temiz futbol için mücadele vermeyi düşünüyoruz. Bunda kararlıyız.

Erman Toroğlu'yla iyi bir ikiliydiniz. İlerleyen zamanlarda sizi tekrar bir arada görebilecek miyiz?
Erman Toroğlu ile bir daha olur mu? Bilmem ki. Ama Erman benim kardeşimdir. Koskoca bir ikinci yarı ekrana çıkmayarak, Erman'ın yasını tuttum. Ama profesyonel dünya bu. Bazılarını kızdırmış olsa bile Erman Toroğlu gibi tarafsız, özü- sözü doğru insanlara bizim futbol dünyasının ihtiyacı var.

Chamakh'ın vedası


Chaban-Delmas'a veda etti Chamakh. Taraftar kırgın değildi ona, elbette onun daha iyi bir yerde oynamasını isteyecekti. Uzun süren görüşmeler sonucunda Chamakh geçtiğimiz haftalarda gelecek sezon Arsenal'de oynayacağını açıklamıştı. 26 yaşındaki evlatlarına güzel bir pankart açmışlar...


Anlamı ise "Marouane her zaman kalplerimizde"...

Not: Marouane bu sezon Bordeaux formasıyla 10 gol atmış ve 3'te asist yapmış.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Del Bosque'nin İspanya'sı


Kadroda yeni isimler gözüme çarptı, son 1-2 yılda en beğendiğim kalecilerden biri olan Valdes'in neden milli takımda olmadığını anlayamıyordum. Ama sonunda Del Bosque onu görmüş. Aynı şekilde Atletico Madrid'in alyapısından yetişen 19'luk De Gea'yı da. Savunmaya ve orta alana taze kanlar var. Azpilicueta ve Javi Martinez. Bir başka yıldız ise Pedro. Çok daha iyi olacağına inanıyorum. Milli takımı kesinlikle hak ediyorlar.
Kaleciler
Iker Casillas Fernández (Real Madrid CF)
David De Gea Quintana (Club Atlético de Madrid, SAD)
Diego López Rodríguez (Villareal CF SAD)
José Manuel Reina Páez (Liverpool)
Víctor Valdés Arribas (FC Barcelona)

Defans
Raúl Albiol Tortajada (Real Madrid CF)
Alvaro Arbeloa Coca (Real Madrid CF)
César Azpilicueta Tanco (Club Atlético Osasuna)
Joan Capdevila Méndez (Villarreal CF, SAD)
Carlos Marchena López (Valencia CF, SAD)
Gerard Pique Bernabéu (FC Barcelona)
Carles Puyol Saforcada (FC Barcelona)
Sergio Ramos García (Real Madrid)

Orta Saha

Xabier Alonso Olano (Real Madrid CF)
Sergio Busquets Burgos (FC Barcelona)
Francesc “Cesc” Fabregas Soler (Arsenal FC)
Andrés Iniesta Lujan (FC Barcelona)
Javier Martínez Aguinaga (Athletic Club)
Marcos Antonio Senna Da Silva (Villarreal CF, SAD)
David Jiménez Silva (Valencia CF, SAD)
Xavier Hernández Creus (FC Barcelona)

Forvet

Santiago Cazorla González (Villarreal CF, SAD)
Jesús Navas González (Sevilla FC SAD)
Juan Manuel Mata García (Valencia CF, SAD)
Pedro Rodríguez Ledesma (FC Barcelona)
Daniel González Güiza (Fenerbache SK)
Fernando Llorente Torres (Athletic Club)
Alvaro Negredo Sánchez (Sevilla FC SAD)
Fernando Torres Sanz (Liverpool FC)
David Villa Sánchez (Valencia CF, SAD)

9 Mayıs 2010 Pazar

Emre Aşık veda etti



Hani sokakta küçük çocukların topunu çalarlar ya, hani sonra biri gelir, küçük çocuk ona "abi topumuzu aldı" der, o adam da "hanginiz topu aldı lan?" diye kükrediğinde topu çalan kişi hemen topu geri verir ya, Emre Aşık işte öyle bir adam benim gözümde. Dün çok güzel veda partisi yapıldı ona. Rijkaard onu ısınmaya gönderdiğinde tribünlerin desteğine 3'lü çektirerek karşılık verdi. Oyuna girmeden önce yenilen golün etkisiyle biraz içler burkuldu ama Emre yine unutulmadı. Maçtan sonra çağırdılar yine onu, iki elini havaya kaldırarak tribünleri alkışladı ve sonra da armasını öptü. Sağ elini kalbine götürdü. Ne zaman ona ihtiyaç olsaydı o her zaman "hazır"dı. 2 ay sakatlık geçirip 100 kilo olmamıştı, profesyoneldi. Dün o yüzden öyle bir sevgi seli vardı ona. Küsmece, darılmaca yoktu. Roma'da yaşadığı kavga ile bilirdik onu, daha sonra İtalya'ya giriş yasağı almıştı. Ama o "Aşık"tı; armaya, bizlere...

Rijkaard onun için şunları söylüyordu;

''Emre Aşık çok önemli bir oyuncu. Sezon başından bu yana defans hatalarından çok gol yedik. Belki 11 tane genç Emre Aşık olsaydı farklı olabilirdi, böyle bir maçla veda etmesi beni üzdü''

Xavi'den teknik direktör falan olmaz !


Xavi'den teknik direktör olmaz. Dün maçı izlerken bunu bir kez daha anladım. Bu adam çok başarısız olur teknik direktör olarak. Sebebi ise basit aslında. Bu adamın oyun felsefesinin ne olacağını bilemeyiz tabii ki ama bu adam oyuncularından, özellikle de orta saha oyuncularından kendi attığı paslar gibi pas atmasını bekler. Onu da yapamaz normal bir insan. Ya takımı doğa üstü olacak ya da bu adam teknik direktör olmayacak. 

Ama bir futbol okulu açabilir mesela. Orada hocalık yaparak dünya insanına o yeteneğini aşılamaya çabalar. 

Son olarak da; Xavi'nin attıklarına pas deniliyorsa Fabregas, Gerrard falan futbolu bıraksın. Ya da ben her attığı pastan sonra kendimi camdan aşağıya atmamak için maçlarda kendimi bağlamalıyım.

Si si si!



Dakika 36 ve 45'te İspanyol yönetmen bençte Guardiola'yı gösterdiğinde, çok düşünceli ve birşeyler yapması gerektiği gibi bir görüntü verdi Pep. Sevilla deplasmanında 0-2 önde olan bir teknik adamı bu kadar düşündüren neydi acaba? Maçın 0-3'ten 2-3'e gelmesi ve Barcelona'nın oyunun temposunu iyi ayarlaması galibiyette önemli bir kazandibiydi. Çünkü futbolda geriden gelen takımların her zaman avantajı vardır. Barcelona'nın beyni, dün darmadağın etti Sevilla'yı. 2 gollük pas ve hücumdaki bitiriciler Barcelona'yı şampiyonluğa çok yaklaştırdı. Xavi için daha ne denilebilir bilmiyorum. Karınca beyinli bir adam...

Golleri atan Barcelona'nın hücuma en yakın 3 oyuncusu Messi, Bojan ve Pedro. Attıklarının yanında çok önemli pozisyonları da kaçırdılar. Bojan'ın boş kaleye kaçırdığı pozisyon, onun bitiriciliğine yakışmadı. Gollerden sonra dedim ki; "Ulan neden Pedro gibi oyun zekâsı yüksek bir genç oyuncumuz yok? , neden Krkic gibi bitirici bir oyuncumuz yok? Neden Messi demeyeceğim, çünkü onun gibiler 30 yılda bir geliyor bu Dünya'ya, pardon uzaya! Türk futbolu adına söylüyorum bunları, çünkü yetişen her oyuncunun farklı yetenekleri var. Barcelona'nın tüm oyuncuları belirli bir sistem etrafında yetişiyor. Gerisi ise yeteneğine kalıyor.

Ibrahimovic ise, Leo Franco'nun Galatasaray'da gördüğü muameleyi görüyor.




Bunlar da bugün yayınlanan İspanyol gazeteleri...

Rijkaard&Kadro yapısı üzerine


Futbol hedeflerin oyunudur. Galatasaray ve Antalyaspor ise, bu sezon bulunduğu konum nedeniyle hedefsiz takımlardı. İki takımın yapabileceğinin en iyisi ligi daha üst sıralarda bitirmekti. Fakat armut dibe düşmedi, Galatasaray büyük hedeflerle başladığı sezonu kupasız kapattı. Rijkaard'ın maç sonu açıklamalarından sonra bir kaç şey yazmak istedim kadro yapısıyla ilgili...

Sezon başında güzel güzel adamlar geldi Galatasaray'a. Onların bir oyun anlayışı vardı. Topa sahip olmak, güzel futbol oynamak. Futbolda sonuç önemliydi ama bunun yanında hafızalara kazınacak bir futbol oynatmak istiyorlardı. Galatasaray iki sezondur transferin takımı olmasına rağmen, istenilen şey bir türlü gelmiyordu. Nedeni ise işte bu oyun felsefesi. Rijkaard'ın hedefliği şey; topa sahip olmak, paslarla oyunu açmak. Bunlar Barış'ın, Servet'in yapabileceği işler değildi. Ama baktığınızda son 2 sezondur Galatasaray'ın en önemli oyuncularıydı bu iki isim. Rijkaard'ın takımında sırıtmaya başladılar. Nedeni ise teknik kapasiteleriydi. Rijkaard'ın sezon başından beri denemediği orta saha kalmadı. Sakatlıklar yüzünden forvet hattında sürekli değişiklikler yapmak zorunda kaldı. İstenilen kadro istikrarı bir türlü yakalanamıyordu. Rijkaard'ın sisteminin belki de en önemli adamı Elano Blumer, takım oyunu oynamaya çalıştığı için yerden yere vuruldu bu ülkede. Herkes ondan iki çalım atmasını, bir şut çektemesini ve maçı tek başına kurtarmasını istedi. Yok öyle bir dünya, Elano öyle bir futbolcu da değil. Ama sorduğunuzda Elano yıllık 3 milyon € alıyor diyorlar. Keita'nın tek başına aldığı maçlarda Lucas Neill'ın savunmadan çıkardığı müthiş toplar olmasaydı, Keita o maçları yine tek başına alabilecek miydi? O pasları Servet'ten bekleyebilirmiydik? Dün Elano yokken orta sahanın halini görebildi mi herkes? Hani Sivas maçında Elano oyuna girdikten sonra puan kaybettik diyen I know this game'ciler!

Galatasaray'ın bir çok sezonunu genel bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, oynadığı sezonlarda son dakikalarda maç çevirebilecek kapasitesinin olduğu yıllar hep iyi sezonlar geçirmiştir. Galatasaray'ın 2006 şampiyonluğunda Aydın Yılmaz son saniye golü ve buna benzer bir çok gol vardı. Yine 2008 yılında yine Ümit Karan'ın, Nonda'nın, Arda'nın, Servet'in çok önemli puanlar getiren golleri. Onlar o sezon o takımı şampiyon yapmıştı. Galatasaray Skibbe ile birlikte 2 sezondur bunları neredeyse hiç gerçekleştiremedi. Biraz da futbol oynamak isteyen takımların yaşadığı dezavantajlardı bunlar... Bu sezon geçen sene olduğu gibi yediği son dakika golleri çok gereksiz puanlar kaybettirdi Galatasaray'a.

Umarım bu ülke Rijkaad'ı değiştirmez ve o hep iyi futbol oynamaya çalışacak bir takım yaratmak ister. Tek isteğim bu, çünkü o neyin nerde yanlış olduğunu bu sezon çok iyi gördü. Eğer başarı istiyorsanız sabretmeniz gerek. Büyük güç ise büyük sorumluluk gerektirir...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Totti'nin tekmesi






“Futbola odaklanmalı ve iyi oynamaya çalışmalısınız. Ama her zaman hakaretlere kulaklarını kapatamazınız. Özellikle Roma halkına yapılan sözlü saldırılara. Bir oyuncunun bütün rakiplerini sistematik olarak provoke etmeye çalıştığını gördük” Totti

4 Mayıs 2010 Salı

Bravo çocuklar


Yağmurlu bir gecenin ardından arta kalan kareler...