31 Mart 2010 Çarşamba

Arsenal 2-2 Barcelona



Futbol oynamaya çalışan iki takımın maçı, Barcelona'nın 2-0'dan sonra rahatlığı ve Arsenal'de Wenger'in Wallcot hamlesi ile onun oyuna girip golü attıktan sonra takımını canlandırması; ardından Cesc Fabregas'ın son dakika 'beleş' penaltısı ile geriden gelerek 2-2 tamamlanan maçın müthiş anlarına şahit olduk. Soluksuz bir maçtı. İki takımın pas futbolu üzerine dünya üzerindeki konumu, zaten böyle bir maçın olacağı hissini vermişti.

Barcelona ile başlayalım; Henry'i kulübeye çeken Guardiola, ileri 3'lüyü Pedro-Messi-Ibrahimovic üçlüsünden oluşturdu. Barcelona ilk dakikadan itibaren oyunun kontrolünü eline aldı ve Xavi önderliğinde inanılmazları kaçırdı. Arsenal futbol oynamayı unutmuş gibiydi. Onların hücum organizasyonlarını kafesteki zincire bağlayarak suda boğuyorlardı sanki. Maç içinde Sagna'nın 40 metreyi 6 saniyede koşmasına da şahit olduk. Cesh Fabregas, Busquets'i düşürünce hakemin sarı kartından kurtulamadı ve o anda elleri ile yüzünü kapattı. Çünkü Nou Camp'ta olmayacaktı. Yanlışının farkındaydı. Arshavin ise sekerek oyunu erken terk etmek zorunda kaldı. Wenger o anda oyuna Eboue'yi alarak Nasri'yi Arshavin'in yerine çekti. Eboue Barcelona'nın işini biraz daha kolaşlaştırdı. Orta alanı domine eden Barcelona ikinci yarının başında Pique'nin nefis topuyla hareketlenen Ibra'nın son dokunuşu ile 1-0 öne geçmişti. Arsenal uyuyordu. Barcelona atak üstüne atak geliştirmek için çabaladı. Preste etkili oldular. Zaman zaman üç Barcelona'lı orta alanı daraltarak Arsenal'i hataya zorladı ve top kapmayı başardı. Daha sonra Ibrahimovic yine zeki bir koşu ve vuruşla durumu 2-0 yaptı.

Daha sonra Wenger'in ölümcül hamlesi Wallcot, oyuna girdikten kısa bir sonra Valdés'in de hatası ile sağ kolunun altından topu filelere göndermeyi başardı. Futbol'da geriden gelenin avantajı her zaman vardır. Arsenal o golden sonra umutlandı ve özgüveni yerine geldi. İleride top tutmakta zorlanan Barcelona, Arsenal'in saldırgan oyunu karşısında zaman zaman oldukça zorlandı. Son dakikalara girerken ise maç boyunca Arsenal taraftarından tepki gören hakem Massimo Busacca penaltı ile alakası olmayan pozisyonda üstelik Puyol'u da oyundan atarak büyük bir hataya imza attı. Buda kendi yakaladığım caps;


Cesc Fabregas topa vurmak isterken ayağını Puyol'un iki bacağı arasına sıkıştırdı ve kendini yere bıraktı.

Penaltı düdüğünden hemen sonra rövanş maçı dank etti. Çünkü Pique ve Puyol cezalı duruma düştüler. Fabregas ise Arsenal'in eksiği. Arsenal'in psikolojik olarak avantaj sağladağı sonuçtu bu. Herşey bir yana, bugün izlettikleri futbol ile iki takımada teşekkür etmek gerek. Futbolun doruğundaydık. İnsanın bu tür maçlardan sonra Türkiye'de maç izlemeyesi geliyor. Top şişirmeler, adama dalmalar falan. Biz başka ruh alemindeyiz, onlar ise futbolu basit oynuyorlar. Zor olan da basit oynamak değilmiydi...

Rooney'siz Old Trafford



Wayne Rooney, sağ ayağındaki yırtık nedeniyle 2-4 hafta forma giyemeyecek. Cumartesi Chelsea'ye, Şampiyonlar Ligi rövanş maçında ise Bayern'e karşı Manchester United'ın en önemli kozunu Old Trafford'da göremeyeceğiz.

Not: Fotoğraf Rooney'in son hali, otelden çıkarılırken...

Kürsüdeki taraftar!



Derbiyi kaybedildi diye çoğu kesim Rijkaard'a olan güvenini azaltmış, sezon başında edilen yeminleri yakıp bulutlara göndermişlerdi. Galatasaray taraftarı, hiç olmadığı kadar "Frank Rijkaard oley" diye bağırması gerekirken bu soğuk havanın olumsuz bir baskı oluşturacağını düşünüyordum ki, Adnan Polat yine devreye girdi. Doğru şeyleri düşünen bir başkanın olması çok önemli. Geçen sene Skibbe hatasından pay çıkardığını düşünüyorum. Herşeyi geçtim onun adı bir Skibbe, bir Kalli ya da bir Schuster değil. Onun adı Frank Rijkaard. İsmini duyduğunuz anda, onunla futbol tartışmaya fırsat bulsanız önünüzü iliklemeniz gerekir. Ne yazık ki ülkemizde "Rijkaard futbolu bilmiyor" gibi yorumlar yapılabiliyor. Galatasaraylılar onun 2 yıllık sözleşmesinin bitmesini değil, sözleşmesini ne zaman uzatacak diye birbiriyle tartışması gerekir.

"Rijkaard'ın iki yıllık sözleşmesi vardır ve önümüzdeki sezonda da beraber olacağız. Kim ne derse desin, nasıl yorumlarsa yorumasın, biz teknik direktörümüzden memnunuz ve kendisiyle devam edeceğiz"

Leo Franco olayına gelince, ona yapılan terbiyesizlik futboldan öte birşey. İnsanı duygular içeriyor. Galatasaray taraftarı hiç bir derbide takımına gereken desteği vermedi. Kareografi olayına hiç girmeyeceğim. Sürekli homurgan gözlerle sahaya bakmak istediler. Üstüne yenilen golden sonra Leo Franco'yu ıslıkladılar. Franco'nun üzgün suratı biraz daha aşağı düştü. Bir insan hiç mi hata yapamaz? dedim kendi kendime. Adnan Polat'ta benim gibi düşünenlerdenmiş. Kendisini açıklamalarından dolayı tebrik ediyor, bu vizyonunun aynı şekilde devam etmesini diliyorum. Beyaz saçlı adam...

28 Mart 2010 Pazar

Bir cümle

Ulan oradan mektup yazsan 15 güne gider!

Ibra cadabra!



Sihirli bir dokunuş Ibra'nın ayağından. Barcelona futbol olarak bekleneni veremese de kötü oynarken kazanmak; hemde kritik çeyrek final maçı ve Madrid derbisi öncesi, ne olursa olsun çok önemlidir. Ayrıca Mallorca'nın evindeki istikrarlı futbolunu da göz önüne alırsak önemli bir galibiyet. Atletico Madrid Avrupa Ligi'nde yoluna devam ediyor ve ligde de kendilerini toparlıyorlar. Bu sezon evinde tüm maçlarını kazanan Real Madrid'in etinden bir parça koparacağını düşünüyorum.

Maça gelecek olursak, Guardiola Arsenal maçını düşünerek hazır durumda olan Pique ve Henry'i kadroya almadı ve Messi ile Xavi'yi yedek soyundurdu. Mallorca'nın hırslı başlaması ve ilk yarıda 2 topunun direkten dönmesi Guardiola'nın gözünü korkuttu. İkinci yarıda İniesta-Messi değişikliği ile oyuna kan getirdi. İleride insiyatif alabilecek oyuncu yoktu çünkü. Barcelona, kornerden Puyol'un vuruşu ile Ibra'nın önünde kalan topu gole çevirerek üstünlük sağladı. Artık bu dakikadan sonra kontra atak futboluna dönmek zorunda kaldılar. Mallorca etkili geliyordu. Maçta özellikle orta ve yan hakemin kararlarını çok beğendim. Oyunu durdurmadan bilerek ve görerek çok temiz bir maç yönettiler. Keşke Türk hakemleri de böyle olsa ve hep futbol izlesek dedim maçı izlerken. Futbolun halı sahadaki gibi topun hiç taça çıkmadan oynanması. Her zaman futbol. Son 15 dakika ise Jeffren'in yerine Jonathan oyuna dahil oldu. Giovani'nin kardeşi 20 yaşındaki Meksikalı 1-2 pozisyon dışında pek etkili olamadı.

Barcelona iki haftadır iyi futbol oynamıyor. Bunun nedeninin Xavi olduğunu düşünüyorum. Ya da akılların Arsenal maçında olması. Geçen hafta Osasuna maçından sonra koridorda bağırışmaların olduğunu ve bunu İniesta'nın da doğruladığı belirtilmiş. Arsenal karşısında gerçek Barcelona'yı göreceğimizi ve ilk maçtan avantajlı bir skor alacağımızı düşünüyorum. Ibrahimovic iki haftadır maç alıyor. O artık nerde durması gerektiğini iyi biliyor. Herşey bir yana; Inter'de oynarken o attığı gollerrden sonra tek başına sevinen bencil Ibrahimovic yok sahada. Tüm takım arkadaşları onu tebrik ediyor ve o aynı şekilde karşılık veriyor. Bu Ibrahimovic'in Barcelona karakterine ne denli uyum sağladığının göstergesi aslında. Umarım onun daha iyi zamanlarını görürüz.

26 Mart 2010 Cuma

Puyol'a benzeyen...

Yüz olarak benzeyen tabii. Yoksa dünyada eşi benzeri yoktur!

Zirveden öte; beri gelin!



"Kazanmak için oynamak"

Belki de Abdullah Avcı'nın bu maç için takımına uyguladığı beyin fırtınası buydu. Rakibinden puan değil, puanlar almak istedi. Attığı erken gol ile Bursaspor'un tüm plânlarını alt üst ettiler. Bursaspor'un hücumda beceriksiz oynaması ve ilk golü çok geç bulması maçı bu noktalara getirdi. İlk golde İbrahim'in yaptığı gereksiz çalım ve ardından kazanılan kornerle gelen gol konsantrasyon kaybına neden oldu. Bursaspor bu sezon bir çok maçı geriden gelerek çevirmeyi başardı fakat su testisi bu sefer tartmadı. Ertuğrul Sağlam bu maçı kazanarak şampiyon olma yolunda çok önemli bir adım atabilirdi. Aynı hafta oynanacak derbiyi elinde kola ile televizyon koltuğuna kurularak rahatça izleyebilirdi. Fakat artık işler farklı hâl alacak gibi. Bursaspor'un kritik haftalarda Ankaraspor'dan gelecek 'beleş' 3 puanının da unutulmaması gerekiyor.

Belediye ligin üst takımlarına çelme atmaya devam ediyor. Bu sezon Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve son olarak Bursaspor'dan puan ve puanlar alarak zirvenin kaderiyle oynamayı başardılar. Bursaspor'un 2-1'i bulduktan sonra kontrolsüz futbolu ve sürekli ortadan top şişirme hamlesi çok yanlıştı. Kanatları daha iyi kullanarak pozisyona girebilirdi fakat yapamadılar. Bunun nedeni biraz tecrübesizlik, biraz da formsuzluk. Sercan ligde bu kadar kısa sürede ofsayta düşebilen ilk oyuncu olmuştur sanırım. Genel olarak son vuruşlarda yetersiz kaldı. Ali Tandoğan ise önemli işlere imza atıyor. Yaptığı asistle tekrar takımının defans ve ofans gücünde ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Galatasaray bu hafta kazanmayı başarsa da önünde çok önemli bir Bursa maçının olduğunu bilmesi gerekiyor. Çünkü Bursaspor'un avantajı sürüyor. O güzelim taraftarı bir kez dâhi göstermeyen numune heriflere selamlarımı iletiyorum.

25 Mart 2010 Perşembe

Sevgiler...



"Ibrahimovic gülümsüyor."

Mancini vs Moyes



Şampiyonlar Ligi'ne katılma yolunda büyük öneme sahip olan maçı Everton 2-0 kazanmayı başardı. Maçtan çok Everton teknik direktörü Moyes ve Manchester City teknik direktörü Mancini arasındaki gerilim konuşuldu. Maçın sonlarına doğru eline gelen topu sahaya geri vermeyerek değişiklik yapılmasını isteyen Moyes'in bu hareketine Mancini sinirlendi ve Moyes'in üstüne yürüyerek topu hızlı bir şekilde vermesini istedi. Daha sonra araya giren Peter Walkon ikiliyi ayırarak tribüne gönderdi.



İki teknik adamın da mahallede top oynayan çocuklardan bir farkı kalmamış.

22 Mart 2010 Pazartesi

Pedro'dan Messi'ye



"Messi, Maradona'dan daha iyi."
 Pedro Rodriguez

Manchester'in dev adımı



Şampiyonluk yarışı içinde olan Arsenal, Chelsea ve Manchester United'ın kalan maçları. Chelsea bu hafta şampiyonluk yarışında yara aldı ve Manchester United Liverpool'u 2-1 mağlup ederek Arsenal'den koltuğu kaptı. Rooney müthiş istatistiklerini artırmaya devam ediyor.

19 Mart 2010 Cuma

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final kuralarının ardından



Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e girerken 6 farklı ülkeden takıma rastlamak mümkün.


Bayern Munich - Manchester United eşleşmesi kuşkusuz en dikkat çekici eşleşmeydi. Son 98-99 finalinden sonra bu maçı seyretmek futbolseverlere büyük keyif verecektir. Biraz o finali hatırlayalım. Nou Camp zemininin üzerindeydi maç. Tribünler tıklım tıklım doluydu. İki takımın kadroları ise şöyleydi:



Man United: Schmeichel; G Neville, Johnsen, Stam, Irwin; Beckham, Butt, Giggs, Blomqvist (Sheringham 66); Cole (Solskjaer 80), Yorke.
Bayern Munich: Kahn; Linke; Matthaus (Fink 79); Kuffour; Babbel; Jeremies; Effenberg; Tarnat; Basler (Salihamidzic 88); Jancker; Zickler (Scholl 70).


Solskjaer, golün ardından

Bayern Munchen henüz 6.dakikada Basler'in frikiğinden golü buluyordu. Fakat İngilizler umutluydu. Sahada ruh vardı. Son dakikalara girerken kaleci Schmeichel'da gol bulmak için ceza sahası içindeydi. İngilizler için bu önemliydi. Top Beckham'ın ellerindeydi. Spiker korner kullanılmadan önce "Can Manchester United score, they always score" diyordu. Topa en son dokunan Sheringham topu ağlara göndererek durumu eşitledi. Ama sadece bu kadar değildi. Almanlar bir şok daha yaşayacaktı. 80.dakikada Cole'nin yerine oyuna giren Solskjaer Camp Nou'yu yerinden oynatacaktı. Orta sahada top kaptıran Bayern bunu çok ucuz ödeyecekti. Solskjaer'in çalımla rakibini geçmek istedi fakat top bir kez daha kornere çıktı. O anda spikerin ağzından şu sözler çıktı; "This is their year" (Bu, onların yılıdır)" Herşeyin özetiydi aslında bu cümle. Beckham yine topun başına geldi. Spiker bu kez; "Is this their moment?" (Bu, onların anı mıdır?) Evet, aslında onların anıydı. Spiker o anı sezmişti. Beckham'ın ortasına kafayı vuran Sheringham'dı fakat bu kez tamamlayan Solskjaer'di. İşte o topa vurma anı;
Solskjaer topa dokunurken
İngilizler çıldırmıştı. Schmeichel saha içinde takla atıyordu. Spiker bir süre sustu ve yine konuştu; "Manchester United have reached the promised land" (Manchester United söz verdi ve uzandı) Maç sonrası Alex Ferguson bir ara elini başına götürdü ve sonra şöyle dedi; I can believe. (Ben inanabilirim) Müthiş bir andı.


İngilizler bu sene kupa için değil, yarın final için Bayern'i elemek isteyecekler. Futbolda değişmeyen tabular vardır. İsimler önemli değil, onlar gitse de kulüpler yine büyüktür. Manchester United öyle bir takım işte ve bu tabunun baş mimarı ise Alex Ferguson. Ronaldo iki sene Manchester United'ı finale taşıdı ve bir kez kupayı kazandırdı. 08-09 yılında ise Barcelona'ya karşı hezimete uğramışlardı. Bir sezon sonrası ve şuan da Ronaldo yok, fakat Rooney var. Bana göre Ronaldo'dan daha fazlasını veriyor takıma. Premier ligde lider konumdalar ve Şampiyonlar Ligi'nde ise yoluna devam ediyorlar. Alex Ferguson'un bu turda yüzü gülen taraf olacağını düşünüyorum.
***
Thierry Henry 2006 finalinin ardınadan Eto'yu kutluyor

Thierry Henry bu kez Barcelona forması giyecek.
Bir diğer eşleşme ise Arsenal - Barcelona. Evet belki çok objektif bakamayacağım ama rakip Arsenal. Onlara karşı ufakta olsa bir sempatim var. 4-3-3 ve total futbolu uygulamaya çalışan yer yüzünün en iyi pas yapan iki takımı. Kuşkusuz seyir zevki yüksek çok önemli bir maç bizi bekliyor. Wenger ve Pep bu maçtan önce beyin fırtınası yaratmak isteyebilir. İki takımında birbirine göre zaafları var. Öncelikle Arsenal'de ki forvet sıkıntısını belirtmek gerek. Barcelona'yı 3 metre uzaklıkta 7 metrelik kaleye topu sokamayan adamla eleyemezsin. Evet tahmin ettiğiniz adam Bendtrner. Robin van Persie çok önemli bir eksik Arsenal için. Aynı zamanda yanılmıyorsam Cesh Fabregas'ın kart cezalısı olduğunu duydum. İlk maçta göreceği bir kart ile rövanşta oynamayabilir. Arsenal'in bunların yanında savunma zaafları da var. Campbell çok tecrübeli bir oyuncu olabilir ama hızlı oyunculara karşı fiziğini kullanaz. Messi, Pedro vs. Zorda kaldığında ise faul yapmaya çalışıyor ve ceza alanı çevresinde Barcelona'nın ne kadar etkili olduğu bir gerçek. Takım savunmasını iyi yapmaları lazım.

Barcelona'da ise şuan da herşey güllük gülistanlık diyebiliriz. Geçen sene olduğu gibi kimse tüm kupaları toplamasını beklemesin, fakat lige ve şampiyonlar ligine bir kez daha ambargo koyacağımızı düşünüyorum. İşlerin yolunda gitmesi herşeyden önemli. Orta saha mevkisinde sakatlık yaşanmazsa Barcelona bu turu rahat geçecektir. Çünkü iyi futbol iyi oyuncularla oynanır. Messi en önemli koz olacaktır yine. Diğerleride ona ayak uydurmalı. Bu yolun sonu Barnebau'ya gidiyor. Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye yapamadığını, umarım BarcelonaReal Madrid'e yapar. Dünya'da şuan ezeli rakibinin stadında Avrupa'da kupa kaldırabilen kulüp yok. Barcelona bir ilke daha imza atabilir. Perez'in içi fıkır fıkır oluyor mudur şimdiden? diye sormadan alamıyorum kendimi.

12 Mart 2010 Cuma

Niye pas vermiyorsun?



Şampiyonlar Ligi'nde ipin ucu Madrid'e gidiyor; Santiago Barnebau'ya. Maç güzel başlıyor Madrid açısından. Golü de buluyorlar. Fakat o golün ipi ile kuyuya inmeye çalıştılar. Derken 76.dakikada Pjanic Real Madrid'in tüm hayallerini çimlere gömüyor. Lyon yine, yeni ve yeniden Madrid'in belalısı oluyor. Maçtan sonra İspanyol Marca gazetesi oyuncuları ve Pellegrini'yi yerden yere vuruyor. Yukarıda ki resmi yine manşetten vermişler. Higuain müsait pozisyonlarda Ronaldo'ya pas vermemiş. Yine iddiaya göre soyunma odasında tartışma çıkmış. Sevilla galibiyetinden sonra bulutlarda dolaşıyordu Madrid ekibi. Görünen o ki inememişler. Pellegrini ciddi hatalar ile elenmenin baş sorumlusudur bana göre. Higuain baş tacı iken birden kendini kanalizasyonun içinde bulmuştur heralde...

10 Mart 2010 Çarşamba

İnanmak başarmanın yarısıdır!


Yıl 2006, Gerets dönemi. Zorlukların içinde bir takım, tek hedefi şampiyonluk olan bir ekip. Yönetimden aşçısına kadar herkes istiyor o şampiyonluğu. Gerets'imiz, Gerets'imiz diyorum çünkü o bu takım için inanılmaz bir değerdi ve hep öyle de kalacak. Her neyse... Gerets'imiz sezon başı geldiğinde herkes "Lige hızlı başlar fakat sezon ortasından sonra düşüşe geçer bu adamın takımları" diyorlardı. Ben de öyle pek tanımazdım. Hatta ilk geldiğinde "Neden Gerets?" demiştim. Lige iyi başlayan bir takım o performansını sonuna kadar korumuştu. Öyle bir döneme girilmişti ki artık hatanın telafisi olmayan haftalar desek yeriydi. 

Fenerbahçe'yle oynayacağız. Hafta 31'di. 3 puan da öndeyiz. Gerçekten de önemli bir dönemeç. Kazanırsak şampiyonluk şarkılarına başlanacaktı. Maç oynandı, sonuç 4-0 Galatasaray'ın aleyhine sonuçlandı. Puanlar eşit, ikili averajda dezavantajlı taraf biziz. Herkes "bitti" dedi. En azından gördüklerim öyleydi. Herkes hala bir umut beslermiydi, besliyor muydu orası meçhul ama oluşan hava şampiyonluğun Fenerbahçe'ye kaptırıldığı ve 100. yıldaki başarısızlığın telafi edilemeyeceği düşünülüyordu. Maçtan sonra Fenerlilerin bize karşı tavırları da ilginçti. Bilmem kaç pasta gol attık falan konuşuluyordu. 

Fikstür de masamın üstünde. Maç sonrası baktım. Bir bizim fikstürümüze bir de Fenerbahçe'nin fikstürüne. Kayseri Erciyesspor, Trabzonspor ve Denizlispor maçları. Kayseri Erciyesspor da o sezon Bülent Hocayla çıkışta ya benim içimdeki heyecan daha da arttı. Şampiyonluk inancım arttıkça artıyordu.

Dedim içimden, inandım yahu. "Şampiyon biz olacağız, bırakmayacağız." Sezon sonu geldi artık. Hafta 34, Adnan Polat 20.45 diyor biz daha da inanıyoruz. O son haftaya gelene kadar taraftar hep beklentiyi şampiyonluktan uzakta tuttu. Neden son hafta bu sinerji başladı diye sorunca da karşılığı basit. Denizli düşmek istemiyor. Düşmemek için de çok şey yapmalı. Futbolcular nasıl inançlı anlatmak mümkün değil. O 4-0'dan sonra şampiyon olunur muydu yahu? O moral bozukluğu olmayacak mıydı? Ümitsizliğe kapılmayacak mıydı takım? "Bitti" demeyecek miydi?

Olmadı, bunların hiç biri olmadı. O takımın içinde bulunduğu ruh hali bunu engelledi. İnanıyordu herkes şampiyonluğa. Biz bir atıyoruz, iki atıyoruz, üç atıyoruz. Denizli'den gelen bir gol. Şampiyon Galatasaray.

Şimdi bu hikayeyi anlatma sebebime gelince. Bizim inancımız 2006'daki kadar olmalı. Ben inanıyorum. Şampiyon olmak istiyoruz. Hiçbir şeyin hiçbir zaman kesinleşmeden sonuçlanmayacağını biliyorum. O yıl bunun en canlı örneğini gördük. 

Ne demişler... "İnanmak başarmanın yarısıdır." 


6 Mart 2010 Cumartesi

Fabio Capello vs Mehmet Kurtoğlu





İngiltere teknik direktörü Fabio Capello ve Galatasaray sağlık kurulu koordinatörü Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu. İkisinin benzerliği ilk göze çarpan unsur.

Milito'nun yüzleşmesi



Genoa forması altında 32 maçta attığı 26 gol ona İnter'in kapılarını açacaktı. 25 milyon € bedel ödediler onun için. Milito, bu hafta eski takımı Genoa'ya karşı forma giyecek. Hem de ilk kez. Farklı bir psikoloji altında sahaya çıkacak. İnter puan farkını açmak adına bu hafta Serie A'da ki en kârlı takım olabilir. Fiorentina Juventus'u, Roma ise Milan'ı konuk edecek...

Hücumcu devşirme bekler; Sabri Sarıoğlu ve Caner Erkin



Hücum ekolünün en önemli yapılarındandır hücumcu bekler. Rijkaard için nasıl bir kalecinin sadece kaleci olması yetmiyorsa, bir bek oyuncusununda sadece savunma yapmasını beklenemez. Hücumda organize bir takım kurmak için stoperlerinizi orta saha çizgisine yakın kurmanız gerekir. Rakibi orta saha oyuncuları değil de stoperler karşılasın o çizgide. Rijkaard'ın oyun sisteminde Sabri ve Caner'in önemini yazmak istedim. Barcelona'dan başlayalım;

Geçtiğimiz günlerde Barcelona savunmasının çöktüğünü ve Dani Alves, Abidal, Pique ve Marquez gibi oyuncular olmadığında Barcelona'nın nasıl zorlandığını gördük. Bu kadar eksik üzerine Atletico Madrid'e de yenilerek ilk mağlubiyetlerini tatmışlardı. Hücumcu bek diye adlandırılan başlığa en iyi örnek kim diye sorsaydınız Daniel Alves cevabını verirdim. Gerek bindirmeleriyle, gerek şutlarıyla, gerekte Messi ile yaşadığı uyumu ile Total Futbol'a uygun en iyi savunma oyuncularından birisi. Messi'nin istatistiklerinin bu kadar yüksek olmasının önemli sebeplerinden biri de Dani Alves'tir. Bek oyuncunuz ileri bindirip rakip savunmacıları üzerine çektiğinde Messi topu alıp ceza sahası çizgisine dripling atarak yardırır ve o müthiş tekniğini, ayağına yapışan topu en efektif biçimde kullanır. Fazla uzağa gitmeye gerek yok aslında. Türkiye'nin Honduras ile yaptığı hazırlık karşılaşmasında Sabri'nin birden katetmesi ve Hamit'in orada ki boş alanı bulup topu füze gibi ağlara göndermesinin en önemli sebebi hızlıca bindirme yapan Sabri'den başkası değildir. Sene başında Keita ile yaşadığı uyum ve Sabri'nin yine yol katederek Keita'ya geniş alanlar bırakması, onun ince bileklerini daha iyi konuşturmasına neden olmuştu. Uzun sakatlık sürecinde Uğur Uçar'ın formsuzluğu Keita'yı, Keita'nın savunma anlamında yetersiz kalması da Uğur Uçar'ı etkilemişti. Forma giydiği dönemde çok az bindirme görebilmiştik Uğur'dan. Sabri'nin kariyeri önce forvet arkası ile başladı, daha sonra sağ açık ve en son bek oyuncusu olarak çıktı altyapı fabrikasından. Rijkaard ile birlikte temiz sayfa açmış ve Keita ile yakaladığı uyum ile takımın en önemli oyuncularından olmayı başarmıştı.



Caner üzerinden devam edersek; oda devşirme beklerden birisi. Onu ilk kez Türkiye - Fildişi hazırlık karşılaşmasında izlemiştik ve çok iyi bir performans ortaya koymuştu. Galatasaray'da aslında bu devşirme handikapını yaşamıştı. Savunma zaafları vardı ve asıl yeri sol açıktı. O da Sabri gibi forvet arkası oynayabilen bir oyuncuydu. Bu sene Rijkaard'dan bolca şans buldu ve iyi değerlendirdi. Galatasaray'da iki tane farklı tipte bek oyuncusu var. Hakan Balta yere daha sağlam basan, zaman zaman ileri çıkan fakat çokta bindirme yapan bir oyuncu görüntüsü vermeyen bir futbolcu. Geçen sene Galatasaray'da ki en istikrarlı ve güven veren oyunculardan biriydi fakat Rijkaard'ın hücum futbolunda Caner'in sürekli bekte oynatılarak o bölgeye daha da alışması ve belirli bir istikrar sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Galatasaray'da sakatlar iyileştikten sonra sol açıkta oynayabilecek 3 tane banko futbolcusu var. Harry Kewell, Giovani Dos Santos ve Arda Turan. Caner bu ihtimallerin çok arkasında kalacak fakat yine de Rijkaard'ın onun hücum meziyetlerinden rotasyon ile yararlanabileceğini düşünüyorum. Caner Diego Capel olmadan önce Galatasaray'ın Maxwell'i olabilir. Savunma özelliklerini geliştirerek dünya üzerinde varolan sol bek sıkıntısında Galatasaray'ın ve Türk futbolunun önemli oyuncularından biri olabilir. Yaptığı hatalar ile silmek çok yanlış olur. Bunu taraftar bazından söylüyorum çünkü Rijkaard'ın bu tip egoları yoktur. Caner'e destek vermek gerekir.

İyi futbol, iyi oyuncularla oynanır kuralı her zaman var olmuştur ve olacaktır. Rijkaard, bu iki devşirme bekten hücum ekolüne birer parça oluşturabilir. Caner'in bonservisinin pek sorun olacağını sanmıyorum. Şampiyon olmuş bir Galatasaray ekonomik anlamda çok rahatlayacaktır.