26 Şubat 2010 Cuma

Galatasaray 1-2 Atletico Madrid



Zorlu günde büyük umutlarla baktığımız Atletico Madrid maçına, 89.dakika da yediğimiz golle veda ettik. Ne denilebilir ki başkan Adnan Polat'ın daha üzerinden 2 ay bile geçmemiş açıklamasına. "5 kupayı da almak istiyoruz" diyordu. Hedefler birer birer küçüldü. Önce Türkiye kupası, daha sonra Uefa Avrupa Ligi adeta hayal kırıklığı oldu. Aslında dün fazla üzülmemiştim. Sanırım kendimi biraz da hazırladım. Eski heyecanım yoktu, hatta şunu söyliyeyim. Maçtan önce Galatasaray Tv'de yorum yapan Harry Kewell bile beni daha çok heyecanlandırmıştı. Onu dinlerken ellerim titriyordu, Cumartesi takımla çalışmalara başlayacağım diyordu.

Maç hakkında pek fazla şey söylenemez, Rijkaard'ın planı bu kez tutmadı. Neden mi? Orta saha oyuncuları. Rijkaard iki maçta da şunu hedeflemiş; Takım savunmasını en üst düzeyde yapmak ve rakibe boş alan bırakmamak. İleride ise Keita, Elano ve Arda gibi yetenekli oyuncularla atılabilecek bir gol. Çünkü ilk maçta avantajı yakalamıştı Galatasaray. Belki ilk yarı da Elano ve Arda'nın pozisyonlarını gole çevirebilseydik durum daha farklı olabilirdi. Oyundan sakatlanarak çıkan Elano'da ise yırtık varmış. Bazıları diyor ki; Elano nasıl çıkar ya? Bu Rijkaard futbolu bilmiyor. Komik taraftarız vesselam. Daha sonra maçın kırılma anı olarak gösterebileceğimiz bir penaltı pozisyonu vardı. Uefa kale arkalarına hakem koymuş ya, pozisyonları daha iyi görebilmek için. İşte o pozisyondan sonra koyayım o hakemlere dedim. Sen o eli görmedikten sonra neye yararsın bre adam? Ne iş yaparsın orada? Yaptığın şey emek hırsızlığı değil mi? Milyonlarca taraftar bugün o eli konuşuyor belkide. Ama sen orta hakemi uyarmıyorsun. O penaltı verilse ve Galatasaray golü bulsa maç kopacaktı belkide. Hakem çok büyük bir hataya imza attı. Yalnızca o değil, saha içinde 90 dakika boyunca verdiği ya da şüphede kaldığı anlarda Galatasaray'ın aleyhine çaldığı düdüklerle çileden çıkardı. Maçın son dakikalarında birşey çarptı gözüme, Atletico pas yaparken top Asenjo'daydı. Arda ise presi bırakmış, bitmiş artık. Benim tanıdığım Arda asla yılmayan yürekli bir Arda. O görüntüden sonra futboldan soğudum desem yeridir. Biz her zaman forma inancına sahip yürekli bir takımız. Üstünde Metin Oktay'ın alnı pak olarak giydiği sarı-kırmızı parçalı. Caner'e yüklenmiş çoğu taraftar. Yediği kırmızı kart için. Yapmayın etmeyin diyorum, bugün o pozisyonda penaltı düdüğü çalınsaydı omuzlara alınmıştı Caner. Bir maçla adam harcayarak kendini pehlivan etmesin bazıları.

Biraz da Rijkaard üzerinden bahsedelim. Ne yapsın lan adam? Sahaya atlayıp kendi mi oynasın? Elinde Ayhan, Sarp, Barış gibi orta saha oyuncuları var. En önemli adamı Elano sakatlanmış oyundan çıkmış. Takım pas yapamıyor, atak üstüne atak yiyor. Bir de o penaltı pozisyondan sonra çileden çıkmaz mı. Hakemin üstüne yürüdü resmen. Rijkaard hiç böyle görülmedi. O anı gördükten sonra şunu dedim zaten; Ulan bu ülkenin değiştiremeyeceği adam yok. Peki güven sarsıldı mı? Hayır, sonuna kadar yanındayız ulan. Sana inanmayacak, sabretmeyecek adam futbol hayatına çelenk çeksin zaten.

Maçtan sonra iki üç yorum okudum internette ve bilgisayarı kapadım. Sabah yatağımdan uyandığımda yaşadıklarımın rüya olmasını diledim. Bilgisayarı açmaya üşendim ve televizyonda da haber bulamadım. Teletexe bakmayı denedim onu da beceremedim. En iyisi bakmamak dedim. Yürüdüm. Yoldan geçerken sol tarafımda bir büfeye rastladım. Önünde günlük gazeteleri erkenden gelmişti. Arda'nın yerde yatan bir resmi vardı, onu gördüm. Başlığı okumadan başımı çevirdim. O an anladım herşeyin gerçek olduğunu. Bazen hayatta da kırılma anları yaşarsınız. Hani şunu yapsaydım belki bu olmazdı dersiniz. Ya da maçı şurda izleseydim bu golü yermiydik dersiniz. Ben nedense bu kırılma anlarına hep inanırım. Bunlar yaşamın bir parçası. Değişilmez gerçeği.

Galatasaray için tek bir gerçek var şimdi. Lig. Galatasaray'ı şampiyonlar ligine götürecek araç. Adnan Polat böyle demişti. Artık ben o yolun araç d0eğil, amaç olduğuna inanıyorum. Baros ve Kewell maximum iki hafta içinde takımla çalışmalara başlayacak. Galatasaray'ın ruhları geri dönecek. Rijkaard'ın hücum futbolunu görmek istiyoruz. Korkak oyunu değil. Bu futbolun iki maça özgü bir gerçek olduğunu varsayalım.


22 Şubat 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 2-3 Bursaspor



Sevmiyorum bunu. 2-1 öndesin, Semih gol gol diye adamı zorla oyuna almaya çalışıyorsun. Daum baskı altında kalıyor ve Güiza'yı oyundan alıyor. Zaten moral olarak yıpranan Güiza iyice bitiyor, kenarda umutsuz gözlerle, çatmış kaşlarla sahaya bakıyor, gözleri doluyor. Bugün bu maçı Fenerbahçe taraftarı kaybettirdi. Bu saatten sonra Güiza'dan birşey beklemesinler. Onlar bunu hak ediyor. Yürü bakalım Semih'le nereye kadar. Daum'un yerinde olsaydım Alex'i çıkarırdım ama Güiza'yı sahada tutardım. Hatırlayın, Gaziantepspor maçı. Herkes Nonda'nın çıkmasını bekliyor, Elano'yu oyundan alıyor Rijkaard. Daha sonra hiç olmadığı kadar koşmaya çalışıyor Nonda. Onu kazanmak istiyor. Daum bunu yapamadı işte.

Maç 2-0 olduktan sonra da defalarca söyledim, Bursa bu maçtan puan ya da puanlar alacak dedim. Dakika 80 oldu tezimden vazgeçmedim. Bursa beni yanıltmadı. 2-2 olduktan sonra da bir gol için umut vardı Bursa adına. Volkan, Ozan gibi kontra adamları vardı. Keza Volkan yardırıp asisti yaptı. Beşiktaş maçı akıllara geldi, Deja vu oldu. Bursaspor'un tüm oyuncularını yürekten tebrik ediyorum, oyunu çirkinleştirmediler ve sonuna kadar kazanmak istediler. Ertuğrul Sağlam istikrarını her yerde refah refah belli ediyor. Geri dönüş nedir? İşte budur dedim bir maç oldu.

Tanrı'nın elbisesi



Marca dün alınan 6-2'lik galibiyetten sonra bu başlığı atmış. İlk golü atan, iki golün asistini yapan, bir penaltı yaptıran ve bir golde de hazırlayıcı olan Ronaldo farklı galibiyetin baş mimarıydı. Real Madrid açısından zorlu bir maç bekliyordum fakat bitiriciliğini konuşturmasını bildiler. Villareal Madrid'in iki kere yakasından tutmuştu ki, yorgunluğu el vermedi. Real Madrid puan farkını korudu.

21 Şubat 2010 Pazar

Beşiktaş 1-1 Galatasaray



Bugün Galatasaray ne kazandı diye başlamak gerek yazıya. Jo'nun sakatlığının geçmiş olması fakat hazır olmayışı Galatasaray'ı son maçlarda olduğu gibi yine forvetsiz oynamasına sebep oldu. Arda son Atletico maçında iyi sinyaller vermişti ileri uçta, bugün yine iyi işler çıkardığını düşünüyorum. Ferrari, Sivok gibi oyunculardan kısa boyuna rağmen çok iyi toplar kazandı ve kazandırdı. Alınan 1 puan kayıp olabilir, ama bugün Galatasaray ikinci büyük maçından da alnının teriyle çıktı. Atletico maçında alınan avantaj ve bugün kazanılan 1 puanın ilerisi için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Maça gelirsek, forvetsiz Galatasaray, oynaması gerektiği şekilde oynadı ve ilk yarı rakibine yarı sahasında sindirdi. Sağ tarafta Uğur Uçar'ın formsuz görüntüsü ve Ekrem'in beceriksiz vuruşları ilk yarının 0-0 tamamlanmasına sebep oldu belkide. Galatasaray ilk yarı ileri uçta Elano, Keita ve Arda gibi oyuncularla golü kokladı fakat bulamadı. Beşiktaş son vuruşlarda beceriksizdi. Özellikle Galatasaray'ın oyunu geride kabul etmesi ve Beşiktaş'ın sürekli pas yapıp üretkensizlik içinde olması iki takımın da gol bulamamasına en önemli sebepti. Rijkaard'ın son iki maçta Caner'i 11'de sahaya sürmesi ve tam verim alamaması sol tarafı işlevsiz kıldı ve ikinci yarı da Jo'yu forvete alarak Arda'yı kanada çekti. Galatasaray ikinci yarıda oyunun üstünlüğünü ele geçirdi. Jo'nun girmesiyle daha da canlandı ve Sivoğun hatasını Arda affetmedi. Beşiktaş yediği golden sonra ileride basmayı düşünmeyerek yine pas yapmaya çalışıyordu. İyi kapanan ve takım savunmasına gelişmeleri olan Galatasaray'da, Emre - Neill ikilisinin müthiş uyumunun tavan yaptığı bir maçtı adeta. Hatasız desek yeridir. Rijkaard'ın maç sonunda Emre'yi övmesi ve onun performansıyla ileri de bu uyumluluğu sürdürmesi, Rijkaard'ın savunma da bu devamlılığı sağlaması için sağlam bir gözlem.



Elano Blumer'e ayrı bir paragraf açmak gereklidir. Oynadığı muhteşem futbol ve istikrarı ile Galatasaray'da yılın transferi olmaya aday. Sağlı sollu şutları, oyun zekası, takım savunmasına yaptığı katkılar ve agresifliği ile maçın yıldızı olmaya adaydır. Elinden geleninin en iyisi yapmaya çalışıyor. Kötü oynadığı dönemde de bahsettiğim gibi, yapması gereken takım arkadaşlarının onu anlaması ve Elano'nun ülke futboluna alışması. Bugüne kadar bunları çok iyi başardı ve Galatasaray taraftarına şuan en güven veren futbolcuların başında oldu. Disiplinini hiç bozmayan ve klasik Brezilya'lı tavırlarından uzak; yapması gerekeni yapan bir takım oyuncusu. Türkiye'nin bu adamı çözmesi 6-7 ayı bulmuştur. Elano Galatasaray'ın tarihindeki en komple futbolculardandır. Bunu abartısız söylüyorum. Oyunda kalabilseydi muhtemelen galibiyet yakındı. Bir futbol takımı düşünsem içine ilk Elano'yu yazardım. Gerçekten farklı bir adam.

Giovani'nin oynadıkça açılacağını düşünüyorum. Topu ayağına aldığında tekniğini ve kıvraklığını belli ediyor. Golden önce yaptığı faul ile eleştirmek futbola hakarek olur. Kimse tahmin edemezdi onu. Şansız bir goldü zaten.

Bugün Galatasaray'ın takım ruhu, inancı ve isteği level atlamış durumda. Taraftar maçtan sonra oyuncularını çağırarak alkışlattı. Bu da memnun olduklarını gösteriyor. Rijkaard takıma savaşma kimliğini yüklemiş görünüyor. Baros, Kewell gibi oyuncular 1, 1,5 hafta sonra takıma çalışmalara başlayacak ve Galatasaray'ın daha oturmuş bir düzeni olacak. İleriye umutlu bakmak her zaman iyidir.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Barcelona 4-0 Racing Santander



Futbolda bir kural var; İyi futbol, iyi oyuncularla oynanır. Barcelona 2 puanlık farkın bilincinde çıktı Racing Santander karşısına. Geçen hafta alınan mağlubiyet zirve yarışı açısından Real Madrid'in o hafta kazanmasıyla dramatik hâle gelmişti. Eksik oyuncuların çokluğu zorlamıştı Barcelona'yı. Cruyff'un bir sözü vardı. "Top bizdeyken onlar gol atamaz." Topa sahip olmak çok önemli. Barcelona'da sakatlar nedeniyle topa sahip olamıyordu. Bu hafta Marquez ve Pique'nin cezaları bitmiş ve Yaya Toure'nin sakatlığı geçmişti. Ibrahimovic yoktu, sağda Messi, solda uzun zaman forma giyemeyen Henry ve ileri uçta ise Krkic vardı.

İlk gol fazla gecikmedi, Marquez küfür edercesine bir pas attı ve İniesta'nın ayaklarına geldi top. Barcelona maçın başında öne geçti ve bu dakikadan sonra maç biraz da antrenman havasında geçti. İkinci gol Bousquets'in yerde kalmasıyla kazanılan frikikte gelecekti. Henry Racing barajının ucuz hatasını pahalı ödetti ve topu barajın arasından göndererek şansının da yardımıyla takımını 2-0 öne geçirdi. İlk golde büyük payı olan Marquez bu kez frikikte topun gerisindeydi. (Bir takımın stoperi bile frikik kullanabiliyorsa o takım acayip bir takımdır.) Top istediği yere gitmişti Marquez'in. Son gol ise Thiago'dan geldi. Maçın diğer sevindirici bir tarafı ise Yaya, Marquez, Pique gibi oyuncularla Barcelona'nın ne kadar güzel olduğu. Simâ olarak değil tabii, futbol olarak. Şeytan üçgenlerinden bahsediyorum. Topa sahip olmaktan.

Barcelona'da Guardiola Şampiyonlar Ligi son 16'da 23 Şubat günü Stuttgart maçını düşünerek Toure, Puyol ve Henry'i oyundan aldı. Bençte Puyol'un ayağına tedavi yapıldığını gördüm ve sanırım bir darbe almıştı. Sağ bek sıkıntısı varken Puyol'u da kaybetmek 22 yaşındaki Jeffren'e bakmak demekti. Henry bugün attığı gol ile İspanya medyasında bir cevap verdi adeta. Puan farkı tekrar 5'e çıktı ve Real Madrid Santiago Barnebau'da Villareal'i konuk edecek. Villareal Madrid için bir tehdit oluşturuyor fakat evlerinde rahat oynuyorlar. Villareal son Avrupa Ligi maçında yine son dakikalarda attığı gol ile 2-2 berabere kalmıştı. Zirve yarışı açısından önemli bir maç...

Yazının son kısmına Elmundo'dan aldığım bir kareyi eklemek istiyorum. Bey amcamız 4000 km'den Messi'yi izlemek için gelmiş. Tutku bu olsa gerek...

Derbi öncesi manzaralar



Pazar günü derbi maçı olmasına rağmen Galatasaray cephesi henüz maç havasına giremedi. Atletico Madrid maçının önemi ve alınan avantajlı skor, bunların yanında akılların ikinci maçta kalması pazar günü oynanacak derbinin şampiyonluk maçı olarak değilde, 3 puan müsabası olarak düşünelmesi açısından biraz önemsiz kılıyor. Son lig maçında çok kötü bir Beşiktaş ve son Avrupa maçında iyi mücadele etmiş ve ikinci yarıda ki etkili oyunuyla önemli bir avantaj elde etmiş bir Galatasaray var. Beşiktaşlıları maçtan çok biraz da bilet konusu epeyce düşündürdü. En ucuz bilet 75 tl. Fakat rakip Galatasaray. 38 paunda bir Beşiktaş ve 46 puanda bir Galatasaray var. Belkide Beşiktaş açısından kaybedilecek bir maç inanç, ruh ve ileriki haftalarda yaşanacak motivasyon eksikliğine dönüşebilir. Çünkü zirve yarışından büyük ihtimalle kopacaklar. Bu yüzden bu maç çok büyük bir viraj olacak. Galatasaray ise zirvede ki yerini korumak istiyor. Fenerbahçe evinde Bursa'yı konuk edecek ve Ertuğrul Sağlam'ın kupanın ilk ayağında alınan 3-0'lık yenilgiden ders alacağını düşünüyorum. Zirvede yine dengeler oynayabilir yani.

Son yıllara baktığınızda Galatasaray'ın İnönü'den Hasan Kabze'nin yıldızlaştığı maç dışında pekte puan alabildiği maçlar çok az. Bunun yanında Sergen'in attığı ve şampiyonluğun geldiği bir maç var ve son yıllarda saydığımız bu iki maçın dışında derbi karşılaşmaları 3 puandan öteye gidemedi. Bu maçın da öyle bir maç olacağını düşünüyorum.

Futbol olarak ele aldığımızda sağlam bir savunması olan Beşiktaş ve iyi alan daraltan savunma olarak gelişme kaydetmiş Galatasaray savunması var. Neill'ın kuşkusuz bunda emeği çok büyük. Maçın kilit adamı kim olur diye sorarsanız Elano, Keita ve maçta forma giymesi muhtemel olan Joao, önemli kilit adamlar. Biraz da Arda tabii. Galatasaray bu maçla beraber Atletico Madrid maçını iyi skorlarla atlatırsa takım olarak özgüveni yerine gelmiş olacak ve sakatların düzelmesiyle futbol olarakta daha ileriye gidebilecek bir potansiyele sahip olacak. (Baros, Kewell gibi oyuncuların geri dönmesi)

İnleyen nağmeler ruhumuzu sardı...

Tv'de Futbol



20 Şubat Cumartesi
13:30 Bucaspor-Kartalspor / D Spor
13:30 Göztepe-Şanlıurfaspor / Yeni Asır TV
14:45 Everton-Man United / Spormax
15:00 Eskişehirspor-Gençlerbirliği / Lig TV
16:30 Nurnberg-Bayern / TRT 3
17:00 Wolves-Chelsea / Spormax
19:30 Portsmouth-Stoke City / Spormax
20:00 Trabzonspor-İstanbul BB / Lig TV
20:00 St Etienne-Montpellier / TV5 Monde
21:00 Barcelona-Santander / NTV
21:45 İnter-Sampdoria / NTV Spor
22:00 Paris-Toulouse / Kanal A
23:15 Olhanense-Sporting / RTP Internacional
23:30 Corinthians-Rio Branco / Spormax

21 Şubat Pazar
13:30 Altay-Rizespor / D Spor
16:00 Aston Villa-Burnley / Spormax
16:00 Roma-Catania veya Bologna-Juventus / NTV Spor
16:30 Freibourg-H.Berlin / TRT 3
17:00 Man City-Liverpool / Spormax
18:00 Marseille-Nancy / Kanal A
18:30 Werder-Leverkusen & Wolfsburg-Schalke 04
19:00 Beşiktaş-Galatasaray / Lig TV
21:00 Palmeiras-Sao Paulo / Spormax
21:45 Bari-Milan / NTV Spor
22:00 Rennes-Lille / Kanal A
22:00 Real Madrid-Villareal / NTV

22 Şubat Pazartesi
20:00 Dardanelspor-Karabükspor / D Spor
20:00 Fenerbahçe-Bursaspor / Lig TV
22:00 Blackburn-Bolton / Spormax
22:00 Valencia-Getafe / (La Liga)

19 Şubat 2010 Cuma

Atletico Madrid 1-1 Galatasaray



Bugün iki farklı devre vardı. Keita'nın kötü ve iyi oynadığı devreler. Yenilen frikik golünde faul tamamen gereksizdi. Caner'i oyundan çok erken aldı Frank Rijkaard. Sanırım Galatasaray'da ki en erken değişikliğini Atletico Madrid maçında yaptı. Reyes güzel vurdu, Leo Franco'nun yapabileceği yoktu. Atletico Madrid hücumunu geri tepmeyi başardı Galatasaray. En önemli nokta buydu bana göre. Forlan, Aguero, Simao gibi oyuncular Barcelona maçındaki gibi etkili değildi. Servet'in oynamasını istediğim maçtı. Bugün de çok iyi bir maç çıkardı Servet. Keza Neill'de çok iyiydi.

İkinci devrede müthiş bir Keita vardı. Bilekleri dans eden, vücudu ile topu saklayan ve maçı izlediğim kanalın yabancı spikerinin hayran olduğu Keita. Ayağına her geldiğinde sesini kalınlaştırarak "Keitaaaa" anlatımından çıkardım bu sonucu. Aslan yelesi kara inci. Forvetsiz Galatasaray'ın Vicente Calderon'dan bu sonuçla dönmesinin en önemli nedenidir kendisi. Hep böyle ol. Elano ise çok agresif oynadı. Nerde ne yapması gerektiğini iyi biliyordu. Ofansif oyununu defansif katkılarıyla taçlandırdı. Arda forvetteki en iyi oyununu oynadı sanırım. Bu çocuğun üstüne fazla gidiyorlar diye düşünürüm. Hakkını verdi formasının. Kötü oynadığında özel hayatına sararlar. Yok sinema kapatıyormuş, yok şöyle giyinormuş, şunla çıkıyormuş felan fıstık. Giovani yer yer iyi işler yaptı, zamana ihtiyacı olduğunu herkes biliyor. Defansif katkılarıda iyidir bu çocuğun.

Ayrı bir paragraf Leo Franco'ya açmak gerek. Maçın tek kelime ile yıldızıydı. 5 senelik tecrübesini bu maçta konuşturdu. Aguero, Forlan, Simao gibi oyuncuların ne yapabileceğini iyi biliyordu. Golde yapabileceği birşey yoktu. O topu oradan alacak sayılı kaleciler vardır dünyada. Haldun Üstünel ailesel problemlerinin olduğunu söylemişti. Leo toparlamış göründü. İyi kaleciler bu tür maçlarda kendilerini ispat ederler. Leo onu yaptı işte. Herkese ""aa iyi kaleciymiş lan" dedirtti. Bu yüzden kendinini tebrik ederim.

Baros'un olduğu bir Galatasaray düşünsek, Vicente Calderon ağlardı heralde. Takıma baktığımda tek eksik en uç, yani forvet olarak görünüyor. 1-1 çok çok iyi bir sonuç. Barcelona'yı yenmeleri birşeyi değiştirmiyormuş demek ki. Çünkü bu tür maçların motivasyonu hep farklı olur. Galatasaray'ın buradan avantajlı bir skorla döndüğü aşikar.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Hıncal Uluç'un Rijkaard tabusu



Ntvspor'da yayımlanan Kırmızı Çizgi programında sıkça rastlarsınız Hıncal Uluç'a. Her hafta farklı elbiseler giydirir Frank Rijkaard'a. Rijkaard futbolu bilmiyor, Rijkaard kötü niyetli, Rijkaard takımı sabore ediyor, Rijkaard adam değil, Rijkaard insan değil, Rijkaard uzaylı vb. cümleler duymanız muhtemel. Galatasaray'ın başına geçtiği açıklandığında bir programda aynı adamı nasıl övdüğünü tahmin bile edemezsiniz. Şöyle diyordu;

"Fenerbahçe'nin başkanı 3 yıllık şampiyonluk sözü versin ve kovulan adam Daum'u getirsin. Sen git Barcelona ekolünü kuran, sistem, şampiyonlar ligi şampiyonluğu yaşamış Frank Rijkaard'ı getir. Bu bir vizyon farkıdır. Galatasaray'ın çok geniş bir vizyonu var."

Ondan sonra söylenenler malum. Eleştiri vardır ve onlara kimse birşey diyemez. Medya bunun içindir zaten. Ama kalkıp bu denli bir futbol üstadına sen futbolu bilmiyorsun demek afedersiniz ama terbiyesizliğin daniskasıdır. Rijkaard'ın kazandığı kupalar Hıncal Uluç'a küfür ediyor, farkında değil. Ne oldu da döndü acaba yukarıdaki sözlerinden. Maradona'dan Hagi'ye her futbol efsanesini izlediğini savunuyor. Zamanında Ribery alındığında "bu topçudan birşey olmaz" diyende kendisidir. Hıncal Uluç'un beyin hücrelerindeki o hayalini kurduğu teknik adamı merak ediyorum. Barcelona futboluna hayran olduğunu söylüyor, sisteme bağlılık, ekol yaratmak gibi kelimelerin Barcelona'da ne anlama geldiğini biliyor mudur acaba. Rijkaard ile Hıncal Uluç'un bir araya geldiğini düşünün. Allah'ım sen büyüksün.

Portakal devrimi; Guus Hiddink



Resmi olarak açıklandı. Guus Hiddink Türkiye Milli Takımı'nın yeni antrenörü. Yardımcısı Oğuz Çetin. Anlaşma 1 Ağustos'ta yürülüğe girecek. Türkiye'de tam bir portakal devrimi yaşanıyor. Rijkaard, Neeskens, Hiddink gibi adamları ikna ederek Türkiye'de çalıştırmak büyük başarıdır benim gözümde. Hiddink seneler önce Fenerbahçe'yi de çalıştırmıştı. Kariyerine baktığınızda milli takım çalıştırmayı seven bir adam Hiddink. Güney Kore, Avustralya, Hollanda ve son olarak Rusya milli takımını çalıştırdı. Kulüp bazında ise PSV Eindhoven, Fenerbahçe, Valencia, Real Madrid, Real Betis ve Chelsea kulüplerinde teknik adamlık yaptı.

Guus Hiddink Türkiye'de derse biri, buna ilk verilecek cevabım devrim olurdu heralde. Hollanda ekolünü her zaman sevmişimdir. Genelde çoğu teknik adam hücum futbolu oynatmayı sever. Çünkü bir ekoldür bu. 80'lerde o müthiş total futbol oynayan Hollanda Milli takımının ekolü. Sacchi ve Cruyff'lerden kalan miras. Şimdiki teknik adamlar o futbolu benimsemişlerdir. Rijkaard, Neeskens, Koeman, Van Gaal, Hiddink örnekleri.

Kariyeri başarılarla dolu bir teknik adam Hiddink, 2002 yılında Kore'yi yarı finale taşımıştı fakat onlar Almanya'ya elenmişti. Türkiye ile 3.lük ve 4.cülük maçları oynamıştı o dönemde Hiddink'in takımı. Bunların yanında Real Madrid'de kıtalararası şampiyonluğu, PSV'de yaşadığı şampiyonluklar, Avustralya milli takımını uzun bir aradan sonra dünya kupası finallerine taşıması ve son olarak Rusya'yı Euro2008'de yarı final oynatması gibi. Her zaman bir ekol olmuştur Hiddink. Chelsea ile geçirdiği kısa bir dönem vardı. Çok sevilmişti. Lampard bir sözünde şöyle diyordu: "Hiddink'i kupa kazandırarak göndermek istiyoruz" ve o konuşmalardan sonra Chelsea FA Cup şampiyonu olmayı başarmışlardı. O günde objektiflere şöyle bir resim yansımıştı;



Türk futbolunda Hiddink, Rijkaard gibi adamlar devrim olmaya adaydır. Bu ülkedeki zihniyeti değiştirebilecek uçan Hollanda'lı onlar. Sürekli güven ve destek gerekir. Fatih Terim'in ayrılmasından sonra gelebilecek teknik adamın sistem hocası olmasını arzulamıştım. Hiddink'den daha iyisi olamazdı. Türkiye Futbol Federasyonu çok büyük bir işe imza attı. Hiddink'e gereken sabırı gösterip mentalitesini Türk futboluna yansıtması için bekleyeceğiz. Tatlı bir bekleyiş olacak bu. Çok şeyler kazandıracağı bir gerçek. Futbolcu gelişiminden tutun, hücum ekolüne kadar. Daha fazlası için bekleyip görmek lazım. Rijkaard ve Neeskens'in Türkiye'de olmasının Hiddink'in bu ülkeye getirilmesinde önemli bir etken olarak görüyorum. 8 seneden beri Türkiye Dünya kupasında yer alamıyor. Hiddink'in Türkiye'yi arzulanan noktaya taşıyabileceğini umuyoruz. Başarılar futbol dehası.

16 Şubat 2010 Salı

Kahramanca: 1-0



Sahaya çıktığında futbol başlamıştır. İsimler önemli değil, yeteneklisindir ama önemli olan o değil, ne yaptığındır. Zidane tehlikeli bir maç demişti. İki takım adına da öyle oldu. Futbolda pozisyon vardır. Atamazsan atarlar lafıda meşhurdur. Real Madrid bugün atamayanlardandı. Net pozisyonlara girdiler fakat değerlendiremediler. Cesar Delgado açısından iyi bir akşamdı. Benzema Pellegrini'ye çare olamadı.

Lyon önemli bir galibiyet aldı fakat maçların ikilik sistemde olduğunu unutmamalılar. Evinde gol yememesi çok olumlu oldu, deplasmanda atılacak bir gol büyük avantaj getirebilir. Real Madrid evinde rahat maç kazanan bir takım fakat bugün görülen sarı kartlar, rövanş için bir handikap haline geldi. Marcelo ve Xabi Alanso sarı kartları nedeniyle Santiago Barnebau'da forma giyemeyecek. Onlar için önemli eksik. Raul bir gol daha attığı taktirde Şampiyonlar Ligi'nin en çok gol atan oyuncusu olacak. Şuan da rekor egale edilmiş durumda. Fransız öpücüğü ruj izi bıraktı Real Madrid'de.

Ferguson Klasiği ya da ManU Gerçeği


Güzel bir maç izlediğimi söylesem abartmış olurum. Normal, puan maçı havasında geçen bir maçtı. Milan erken golü bulduktan sonraki oyun kontrolünü eline almakta yeterince başarılı olamayınca sonucun pozitif etkisi ManU'ya doğru yöneldi. Skora bakınca insan keyif alabiliyor. Şampiyonlar Ligi, 2 maç üzerinden eleminasyon ve maçın adı Milan-ManU. Beklentimin büyük olması doğal ama hayal kırıklığına uğramam çok da garip olmadı.

Sebebi ise basit. "Huzurevi" lakablı Milan ve karşısında deplasman maçında olması gereken şekilde oynayacak bir ManU. Fergosun kurt hoca diye boşuna söylenmiyor. Milan'ı yenmek onun için elinin kiri olsa gerek. Rakip yaşlı, herşeyi Roni10 üzerinden kurulu bir takım, Pato'yla sadece gol atma potansiyeli olan bir forvet hattı. Çok da birşey beklenemez gibi bu takımdan. 

Ferguson da bunu biliyor olmalı ki Milan'ı doğru hamlelerle geçti. Nani o kanatta, hem orayı hem kendini felç ederken Ferguson çok bile sabretti. Oyuna Valencia girdi, ilk topla buluşmasında Favalli'yi hızıyla geçti, etkili olmasa da iyi bir ortayla asistini yaptı ve maç koptu. Koptu çünkü Milan panik oldu. Valencia'nın ortasına etkili demememin sebebi ise gol de tamamen Dida'yı hatalı görmem. 1-2 ve 1-3'ü getiren gollerin ilkinde topu çıkıp almayarak, ikinci de ise hamle yapmaya tenezzül dahi etmeyerek büyük bir eksi puanı haketti.

Maçın en kısa özeti ise şu olsa gerek; bu maçın galibi ya ManU gerçeği, yani kalitesi, ya da Ferguson klasiği, yani dehasal oyun anlayışı. ManU çeyrek finali garantiledi, artık rakibinin kim olacağını düşünüyordur.

Onlarsız Galatasaray (...)



Onlarsız Galatasaray zevk vermedi. 10.haftada sakatlandı Baros. Kewell ise Orduspor maçında sakatlanmıştı. Ligin ilk 6 haftalık kısmına fırtına gibi girdi Galatasaray. Goller, pozisyonlar ve oynanan futbol inanılmaz keyif veriyordu. Taraftar umutlu, güven ise sonsuz. Fenerbahçe maçında tarak kemiği kırıldı Baros'un. Galatasaray'a hem oyun hem de skor anlamında inanılmaz gerilme oldu. İşte oynanan maçlar;

Galatasaray 2-0 Sivasspor
Diyarbakırspor 1-2 Galatasaray
Galatasaray 1-1 Manisaspor
Bursaspor 1-0 Galatasaray
Galatasaray 1-1 İstanbul BB
Antalyaspor 2-3 Galatasaray
Galatasaray 1-0 Gençlerbirliği
Galatasaray 1-0 Gaziantepspor
Denizlispor 1-2 Galatasaray
Kayserispor 0-0 Galatasaray
Galatasaray 3-0 Ankaraspor (Hükmen)

Ziraat Türkyie kupası maçları haricinde alınan sonuçlar. Kazanılan maçlardan sadece Sivasspor müsabakası 2 farklı sonra ermiş. Galatasaray Baros'suz en fazla 3 gol atabilmiş. Birde Ankaraspor. Pardon o maç hükmendi. İyi futbol oynanan maçlar elle tutular derece az. Sivas, Gençlerbirliği, Gaziantepspor ve Kayserispor'a karşı oynanan futbol güzeldi. Fakat sene başındaki o futbolu asla yakalayamadı.

Neydi iyi futbol? Sadece yetenekmiydi? Kesinlikle hayır. Baros hırs, Kewell ruhtu. Önce hırs gitti, sonra ruh kayboldu. Biz özledik. Kewell'ın sevimli sempatik yüzüyle hakeme itiraz etmesini. Golünü attıktan sonra bayrak direğine gelip Daddy Cool şarkısının çalınmasını. Baros'un hırsını, rakip savunmanın soluk borusunun tecavüz etmesini özlemiştik. Şimdi onlar döndü, bir kaç maç daha kaçıracaklar ama onlarla birlikte takıma gelecek ruh, kazanma hırsı, futbol ve sonuçlar Galatasaray'ı başarıya götürecek.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Yayıncılık çılgınlığı...


Yıllardan 2008. Bir kampanya vesilesiyle bir yayıncı kuruluşun uydu sistemini satın aldık. UEFA (o zamanki adıyla) maçları verilecek ya, ben memnunum tabi. Lig maçlarını izleyemeyen biri olarak Avrupa maçlarıyla sevinmek en güzel heyecanım benim. Her neyse, yıl oldu 2009 başladı bir Avrupa macerası daha. Vaadler de büyük. Bilmem kaç yıl boyunca bütün maçları izleyebileceğiz Avrupa'da. Yıl oldu 2010. Ücret istekleri başladı.

Bu olayın üretici gözüyle gelişen tarafı. Taraftar gözüyle bakarsak, tam bir mağduruz. Europa League başladı. İlk maçımız yayınlandı, yayınlandı ama diğer Türk takımının taraftarları mağdur. Sonra onların maçı yayınlandı biz mağdur. Ortada bir haksızlık var mı diye bakıyorum şimdi?

OSC Lille - Fenerbahçe maçı açık kanalda. Atletico Madrid - Galatasaray maçı ise şifreli. Saat 22.05'de başlayıp, normal saatiyle 23.50'de bitecek. Gece yarısı yani. Güzel ülkemizin şartlarında o saatlerde nerede vesait var? Ertesi gün iş günü. Bunca taraftar böyle bir maçtan, Avrupa'daki en önemli sınavımızdan neden mahrum kalırlar ki?

Buna bir çözüm gelir mi bilmem. Fakat bundan memnun olan bir taraftar profiline sahip değil ülkemiz, buna eminim.

Savunma döndü, orta saha çöktü!



Barcelona'nın üzerindeki kara inci henüz gitmiş değil. 2-1 kaybedilen Atletico maçında sakatlanarak oyundan çıkan Keita'nın 4 hafta sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Maçın bitimine 6 dakika kala Xavi'nin yerine Krkic dahil olmuştu. Yapılan kontrollerde Xavi'de 2 hafta sahalardan uzak kalacak. Savunma sorunları olan Barcelona'da Pique ve Marquez'in dönmesiyle bu sorun çözülecek gibi. Fakat şimdi yeni bir sorun var. Orta saha oyuncuları; Yaya Toure, Keita ve Xavi sakat durumda. Defansta ise Abidal, Dani Alves ve Chygrynskiy'in sakatlıkları sürüyor. Kritik haftalara girerken Barcelona yine zorluk çekecektir.

14 Şubat 2010 Pazar

Atletico Madrid 2-1 Barcelona



Maç beklediğimden daha mücadeleci geçti. Atletico Madrid takım savunmasını iyi yaptı. İniesta'yı kanatta, Keita - Bousquets - Xavi üçlüsünü ise ortada düşünmüştü Guardiola. Fakat maçın hemen başında Keita'nın dramatik sakatlığı buna engel oldu. Çekilen MR'da yırtık tespit edilmiş. 1 ay sahalardan uzak kalacak Keita. Bu haberden sonra Galatasaray'dan daha şansız takımlar olduğuna inanmaya başladım. Tekrar maça dönersek, Keita'nın yerine Pedro oyuna dahil oldu ve İniesta orta üçlüde kendine yer buldu. Atletico Madrid kontra atakları iyi yapabilen bir ekipti. Maçın ilk 20 dakikalık kısmında iki kontra atak yaptılar. Forlan birisini gole çevirmişti. Simao'nun frikiği çok güzeldi. Barca, daha iyisini yapabilir dedim 2-0'dan sonra. Daha sonra Ibrahimovic'in golü geldi. 2-1'lik skoru çevirebilmek Barcelona için imkansız görünmüyordu.

İkinci yarıda beklediğim takım sahada yoktu. Bilindik şeytan üçgenleri kuran, kapalı savunmaları dahi paslarıyla ezen, topu koşturan takımı göremedim. Madrid alan savunmasını iyi yaptı ve boş alan bırakmadı. Gecenin adamı kuşkusuz Aguero. Savunmayı adeta tek başına yıktı. Bireysel yetenekleriyle kendisine pozisyon yarattı. Barcelona savunmasında ayakta durabilen tek isim Puyol'du. Savunmanın sağında Jeffren bekleneni veremedi. Aslında Bartra ile başlamasını düşündüm fakat ikinci yarıda aldı onu Guardiola. Sağ tarafı çok pasif kaldı Barcelona'nın. Burada Simao duvar paslarıyla etkili olmaya çalıştı. Özellikle Barcelona takımı beklerini çok aradı. Çünkü total futbolu uygulamak istiyorsanız bekleriniz sürekli ileri bindirmeler yapıp kademelere de girebilmeli. Bunun en iyi örneği Dani Alves. Ayrıca Barcelona topu geriden oyuna sokmakta zorlandı. Takımda bunu en iyi yapabilen iki adam Pique ve Marquez cezalıydı. Kısacası şansızdı Barcelona. Bu gidişle şansız olmaya devam edecekler. Çünkü Real Madrid'in fikstürü, şuanda daha avantajlı görünüyor. Sanırım ileriki günlerde Pep Guardiola'nın saçları biraz daha dökülecek.
***
Biraz da Galatasaray üzerinden gidersek, bir önceki yazımda belirttiğim gibi; Barcelona'yı yenerse özgüvenleri üst düzey olacaktı ve bunu başardılar. Galatasaray'da bu savunmaları açabilecek bireysel yetenekte çok oyuncu var. Özellikle Gio ve Keita'nın bireysel performansları ve kanat varyasyonları Galatasaray'ın hücum gücünü belirleyecek. Bunun yanında Perşembe günü mutlaka savunmada Servet oynamalı. Arkaya atılan toplarda Forlan ile baş edebilecek, Aguero'yu durdurabilecek fizik gücü Servet'te mevcut. Antalyaspor'a bile arkaya top kaçıran bir takım, müthiş kontra atak yapabilen Atletico karşısında ne yapar bilemiyorum. Maç bir anda bile kopabilir. Konsantrasyon çok önemli. O yüzden mutlaka Servet gerek. Hakan Balta'nın forma giyecek olması biraz daha rahatlattı beni. Deplasmanda gol atmak çok önemli. Bu işi forvetsiz yaparsak bu turu geçeceğimize inanabilirim. Fakat bugünde somut olarak gördüğümüz gibi, hiçte yabana atılacak bir takım değil.

Xerez 0-3 Real Madrid



84 yaşında Real Madrid efsanesi Luis Molowny'nin ölümü için saygı duruşu ve kollarda siyah bantlarla başladı Madrid. Agresif bir Xerez vardı sahada. Gol pozisyonuna da girdiler. Real Madrid ilk yarı boyunca üç kez Ronaldo ile geldi fakat çizgiyi geçmeyen top gol olarak sayılmıyordu. Xerez ceza alanı çevresini çok kalabalık tuttu ve bunlara birde zemin handikapı eklendi. Real Madrid bu maçı kazanması gerektiğini ikinci yarıda anlamıştı. Çok istekliydiler. Çünkü Barcelona'nın puan kaybetmesi muhtemel bir haftaydı. İkinci yarıda Ronaldo ağırlığını hissettirdi takımı adına. Takımın hücum gücü gol atmayı beceremezken sahneye Arbeloa çıkmıştı. Maç boyunca çok iyi bindirmeler yaptı. Ramos bu maçta stoper olarak görev alıyordu. Araya iyi kaçan Arbeloa zeki bir vuruş yaptı.

Bu golden sonra Kaka - Ronaldo iş birliği vardı. İki asist yapan Kaka, Ronaldo'nun gol sayısını 11'ye çıkarmasında yardımcı oldu. İlk golü mermi gibiydi, ikinci golünü kaçırsa Kaka'ya haksızlık olurdu. Pelegrini Lyon maçını düşünerek skor avantajını elde ettikten sonra Kaka ve Alonso'yu kenara aldı. İki maç cezası biten Ronaldo sahada kalmıştı. Real Madrid zor giden maçı 7 dakikada attığı 3 golle kolaya çevirmeyi başardı. Puan farkı 2. Gözler Vicente Calderon'da!

13 Şubat 2010 Cumartesi

Atletico Madrid-Galatasaray maçı önizlemesi


Öncelikle takımımıza bu maçta güvendiğimi belirterek başlamak istiyorum. Her ne kadar forvetsiz olsak da, bir çok eksiğimiz de olsa onlardan hâlâ kalite ve güç olarak bir eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum. Özellikle kalede Asenjo'dan vazgeçmiş durumdalar bildiğim kadarıyla. Bu onlara artı mı sağladı diye sorguladığımızda pek de sanmıyorum açıkçası. Defans hattı isim olarak çok kaliteli olabilir -ki öyle. Fakat nedense geçen seneki düzenlerinden ve uyumlarından uzak gibiler. Forvet hattı ise yıldızlardan oluşan bir takım. Orta sahaları ise bence ciddi bir ön libero problemiyle boğuşuyor. Tiago'nun oraya bir güç kattığı gerçeği kaçınılmaz fakat nedense maçlarında defanslarındaki zaafı kapatacak kadar iyi değiller gibi. Simao tehlikeli bir isim. Hızıyla ve tekniğiyle bizi zorlayacaktır, buna eminim.

Galatasaray'a gelirsek; defans hattımıza Neill'le beraber çağ atlattık desek yeridir. Buna rağmen -Antalya maçında izlediğim Emre ve Neill'e rağmen- yine de güvenemiyorum defansımıza. Sabri yetişemeyecek gibi, bu yüzden Uğur'un katkısı belirleyici olacaktır. O kanatta Simao'yu iyi durdurması lazım. Neill-Emre ikilisinin uyumu göz doldururken bu maçta onları bozmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Rijkaard'ın kafasında ne vardır bilinmez. Hızlı Agüero için Emre'yi oynatıp Forlan gibi güçlü ve fizikli birine Neill'i mi emanet eder yoksa hızlı Agüero için Neill'ın pozisyon almasındaki tecrübesini kullanıp, güçlü Forlan'ı Servet'e mı bırakır bekleyip göreceğiz. Benim tercihim ilkinden yanadır. Böylelikle Emre-Neill uyumunundan da yararlanılmış olur.

Orta sahamız Elano'nun artan performansıyla daha da kuvvetlenmeye, daha da iyi olmaya doğru gidiyor. Topal'ın kesici özelliği, Sarp'ın müthiş enerjisini kullanırken bu iki isme topla oynamamaları gerektiği dersini de verirsek bu orta saha tadından yenmez sanırım. En azından bu sezon için. Bu huylarından vazgeçebilirler mi bilmiyorum fakat en azından bu maç için vazgeçseler iyi olacak. Elano'ya orta sahanın hakimiyeti verildi mi altından kalkabilecek bir adam ve yavaş yavaş da oraya ağırlığını koyuyor.

İleri uç elemanları için ise çok birşey yazmayacağım. Hücum gücümüzün kalitesi, forvetsiz olmamıza rağmen, tartışılmaz. En ileride kimi oynatacağı yine muamma bu maçta. Benim tahminim eğer Arda yetişmezse sol önde Caner, sağ önde Santos, ileride ise Keita oynayacaktır -ki benim düşünceme göre doğru olanı da budur.

Kısacası; kolay bir maç olmayacak ama bu takım, bu turu geçmeyi başarabilecek kapasitede ve kalitede. Umarım iyi bir sonuç alacağımız maç olur ve turu orada bitiririz.

Belki biraz abartarak, belki biraz polyannacılık oynayarak, belki biraz da öyle olmasını istediğimdendir bilmiyorum ama gönlümden geçen skor 1-3.

Sergio Canales Real Madrid'de



Bu sezon başından beri takip ettiğim bir oyuncuydu Canales. Zaten La Liga'da sık sık ön plana çıkıyordu. Barcelona ve Real Madrid gibi bir çok takibi vardı Canales'in. Barcelona'ya gelmesini çok istedim fakat olmadı, herneyse Real Madrid resmi sitesinden Canales için anlaşma sağladığını duyurdu. Anlaşma 1 Temmuz'da yürürlüğe girecek ve 6 yıllık imza atacak Canales. Para konusunda net bir bilgi yok fakat 4,5 milyon € şimdiden ödeme yaptığı yazılıyor İspanya basınında. Ramón Sánchez Pizjuán'da Sevilla'yı tek başına yıkan çocukta Canales'ti, özellikle 2.golü nefisti. En önemli özelliği her an driplinge hazır bir oyuncu olması. Futbol zekası çok yüksek bir oyuncu. Marca şimdiden formayı giydirmiş...

12 Şubat 2010 Cuma

Milan 3-2 Udinese



Resmi gazzetta'dan aldım. Biraz sakıncalı ama yazacaklarımın üstüne iyi gidecek gibi. Milan maça golle başladı. Huntelaar takımını 1-0 öne geçirdi. Bu dakikadan sonra ise Mancini handikapı vardı. Maçın 13.dakikasında sakatlanarak yerini uzun bir aradan sonra tekrar takıma dönen Pato'ya bıraktı. Tribünler Pato diye bağırıyordu, Leonardo ise üzgün bir şekilde çıkan Mancini'ye destek verdi. Son dönemlerde çok şansızlık yaşayan Mancini bunlara bir yenisini daha ekledi. İlk yarıda Ronaldinho şov vardı adeta. Müthiş pasları ile San Siro'yu ve ekran başındakileri mest etti. Pato'nun attığı golde verdiği pas ise enfesti. Bekletmeden direk Pato'nun koşu yoluna uzun bir top atan Ronaldinho'nun bu isteğini geri çevirmedi Pato. Milan rahatladı diyecektim ki ilk yarının sonlarında Udinese'nin golü Zapata ile geldi. Son dönemlerde sıkça eleştirilen Dida yine kötü bir maç çıkarmıştı. 2-1'lik skor biraz avantaj, biraz da sıkıntıydı Milan adına.

İkinci yarının daha tempolu geçmesini bekliyordum fakat iki takımda kontrollü bir futbol oynadı. 57.dakikada duran topta Ronaldinho Huntelaar'ı gördü ve o Udinese savunmasının hatasını bir kez affetmedi. Milan 3.golü bulduktan sonra rakibini fazla rahatsız etmedi ve önemli gol pozisyonlarıda göremedik. Leonardo 76'da Ronaldinho'yu oyundan alarak onu alkışlattı. Son bir kaç hafta hariç yine o özlediğimiz Ronaldinho'yu görmüştük sahada. Udinese son golü ise Di Natale ile 87.dakikada bulabildi. Bu pekte birşey ifade etmedi ve Milan yoluna devam etti.

Mermi



Tarih 14 Ekim 1992. Dünya kupası elemelerinde Norveç'in rakibi İngiltere. Resimdeki adam ise Kjetil Rekdal. Atılan harikan golün sahibi. Grupta Türkiye ve Hollanda'da var. O zamanlar Norveç ve Hollanda uçuyor tabiki. İngiltere 3.sırada, Türkiye ise 10 puanda, San Marino'nun önünde 5.sırada. O zamanlar Wembley farklı tabii. Rekdal topa öyle bir vuruyoruki, amuda kalkıyor sanki. Mermi gibi vurmak bu olsa gerek. 0-1 kazanıyor Norveç. İzleyin;

Giggs 4 hafta yok



Manchester United'ın tecrübeli futbolcusu Ryan Giggs, Aston Villa maçında Steve Sidwell ile çarpışarak yerde kalmıştı. Yapılan kontroller sonucunda kolunda kırık olduğu saptanmış. 4 hafta oynayamayacağı açıklandı. Mart'ın 10'una kadar yok yani. Bu süre içinde United Şampiyonlar Ligi son 16'da Milan ile karşılaşacaktı. Giggs bu maçları kaçıracak. Manchester efsanelerini aynı sahada izlemek çok keyifli olacaktı...

Atletico; Kral kupası, Barcelona, özgüven ve Galatasaray



Beklenen oldu, Atletico, Santander'e 3-2 kaybetmesine rağmen finalde Sevilla'nın rakibi oldu. Aslında formalite maçıydı. İlk maçın skoruna rağmen Santander tribünleri dolu ve canlıydı. Atletico rahattı. Forlan'ı dinlermişti Flores. Fakat savunmasında bir değişiklik yoktu. Maç iki ilginç gol ile başlanmıştı aslında. 2. dakikada Atletico futbolcusu Valera ve 8. dakikada Atletico futbolcusu Moraton kendi kalelerine gol attılar. Maç 3-2 Santander üstünlüğü ile bitmişti. Biraz da Galatasaray açısından değerlendirelim Atletico'yu;

Atletico Santander'den 3 gol yiyebiliyorsa Galatasaray için deplasmanda gol şansı neden olmasın? Üstelik forvetsizken. Şu sıralar 3 kez karşı karşıya geldi Santander ve Atletico. İlk maçı 4-0 kazanmıştı Atletico Madrid. Ligde ise 1-1 berabere kalmışlardı. 3 maçta Atletico Madrid toplam 7 gol kaydetti. Kalesinde ise 4 gol gördü. İkili eleme sisteminde bir kural vardı, deplasmanda gol at, evinde gol yeme. Galatasaray deplasmanda gol atmayı başarırsa büyük avantaj sağlayacaktır.



Pazar günü Vicente Calderon'da Barcelona'yı ağırlayacaklar. Geçen seneki gibi bir maç bekliyorum. Skor 3-3 bitmişti ve çok zevkli bir maçtı. Barcelona'da savunma sıkıntısı vardı fakat altyapıdan alınacak bir oyuncu ya da Keita-Bousquets ikilisinden birisi Milito'nun partneri yaparak bu sorun giderilecek. Bu savunma sıkıntılarının eşiğinde iki takımın hücum gücüde belli. O yüzden gollü bir maç bekliyorum.

Atletico için işler ligde iyi gitmese de, kral kupasında finale kalarak özgüven kazandıkları bir gerçek. Barcelona karşısında alacakları bir galibiyet ile daha da moral bulabilirler. Bu Galatasaray'a karşı en iyi özgüven hissi ile karşılamaşsı da denilebilir. Her ne kadar önemli bir maç gibi görünse de Barcelona'ya karşı motivasyon eksikliği yaşabilirler. Reyes açıklamasında akıllarının bir kısmının Galatasaray maçında olduğunu söylemişti. Lig bir anlamda bitmişti Atletico Madrid için. Fakat genelde bu maçlarda ezeli rakibi Real Madrid'e kıyak geçerler. Ters gelir Barcelona'ya. O yüzden biraz da şans gerek.

11 Şubat 2010 Perşembe

İnanmak



Bilmiyorum, belki ben çok abartıyorum. Elano Ralph Blumer hakkında birşeyler yazmak istedim. Kendisinin Galatasaray'a gelmiş sayılı yetenekler arasında olduğunu düşünüyorum. Kayseri maçında bir füzesi vardı hatırlayacaksınız. Mest olmuştu herkes. Daha sonra iyi performans sergileyemedi. Bunda lig ve stadların payı oldukça büyüktü. Bir de sezon öncesi kamp yapamamıştı ve kondisyonu yoktu. Adaptasyon süreci uzamıştı. Yerden yere vuruldu o dönem. Lincoln daha kaliteli diyenler oldu, kıyaslamalar oldu. Lincoln ile Elano'yu kıyaslamak futbol kurallarına aykırı, orası ayrı bir konu.

Belki bir yıldız değil, belki sağa bakıp sola top atmıyor. Ama 50 metreden attığı uzun topla takımını gol pozisyonuna sokabiliyor. Basit oynamak, dikine oynamak, uzun toplar, futbol zekası, uzaktan şutlar, duran top yeteneği. Bir orta sahada ne isterseniz Elano'da mevcut. Bırakın Galatasaray'ı, City'de hayran olduğum bir futbolcuydu kendisi. O zamanlar Galatasaray'da düşünemiyorduk tabii, böyle komple bir oyuncu Türkiye görmek çok çok az bir ihtimal gerçekten. Sağ bek, sağ iç, sol iç, sağ kanat mevkilerinde oynayabilen bir futbolcu kendisi. Kompleden kastım buydu. Takımını saha içinde takımını inanılmaz rahatlatan bir oyuncu. Tek sorunu belkide takımın tam olarak oturmuş olmaması ve bunun ne büyük nedeni ise Elano'nun yanındaki oyuncuların kendisine ayak uyduramaması. Belki yanında daha kaliteli bir oyuncu olsaydı adaptasyon süreci daha aza inerdi. Galatasaray'ın sezon sonu yapması gereken Elano'nun yanına basit oynayabilen, ayağı yere sağlam basan, oyunu iki yönlü oynayabilen, kısacası DNA'sına uyacak bir oyuncu gerekli. Elano ve Kewell, ya da Elano ve Baros'un DNA'sı birbirine nasıl uygunsa gelecek oyuncuda öyle olmalı. Bu 3 oyuncunun önemli özelliklerinden biride Premier Lig tecrübeleri.

Galatasaray, Elano'nun kıymetini bilmeli ve ona sahiplenmeli. Kupa maçında hazırlanan pankart onun için özgüven kaynağıydı belkide. Maçında en iyilerinden oldu. Taraftar bu desteğini sürdürdüğü zaman, Elano'nun performansının daha da artacağına inananlardanım. O yüzden;

''Nos acreditano voce Elano, Sempre estaremos com voce

Barca'nın savunma seçenekleri



1-) Muniesa
Göbekte Milito'nun partneri olarak izleyebileceğimiz bir isim.

2-) Fontas
1989 doğumlu merkezde oynayabilecek bir oyuncu.

3-) Bartra
Altyapıda müthiş işler yapmış ve merkezde oynayabilecek bir oyuncu daha. Sağ bekte de oynayabiliyor. Puyol'u ortaya çekip Bartra'yı da kullanabilir Guardiola.

***
Haftasonu Vicente Calderon'da bunların yanında Jeffren, Dalmau, Keita ya da Busquets'de Milito'nun partneri olabilir. Guardiola gençlere güveniyorsa çakma stoper yaratmaya kalkmaz. Barcelona bu durumlarda altyapıdan yararlanan bir ekol zaten, her oyuncusu A takımda oynayabilecek seviyede. Bu takımı seviyorum!

10 Şubat 2010 Çarşamba

Ergün Penbe Mersin İdmanyurdu'nda



Hepimizin önce karakteri, daha sonrada futbolculuğuyla tanıdığı bir sima Ergün Penbe. Futbol hayatında sayılı teknik direktörlerle çalışıp tecrübe kazanan efendiligi ile bildiğimiz bir isim. Teknik danışmanlık görevi yapan Bülent Uygun, Ergün Penbe'yi önermiş ve görüşmeler sonucunda anlaşma sağlanmış. Ergün Penbe Mersin İdmanyurdu'nun yeni teknik direktörü oldu böylece. 1.5 yıllık imzalar. Mersin çok gereksiz puan kayıpları yaşamıştı ilk yarıda. Süper lig için inanç ne kadar az olsada Ergün Penbe iyi hava katacaktır oralara. Hedefin büyük olacak ki yapacaklarında büyük olsun. Başarılar Ergün Penbe.

Barcelona'da savunma çöktü



Barca haftasonu Vicente Calderon'da Atletico'ya konuk olacak. Savunma oyuncuları Chygrynskiy'de kırık varmış. Önümüzdeki haftada oynamayabilir. Dani Alves'in sakatlığı 3 hafta uzamıştı. Abidal'in dönmesi ise Nisan sonunu bulacakmış. Getafe maçında iki stoperi Pique ve Marquez ise kırmızı kart görmüştü. Puyol'un sakatlığı hafifmiş ve takımdan ayrı çalıştırılmış. Atletico savunması malum, şimdi Guardiola kara kara düşünüyor. Maç bol gollü geçebilir.

Kürkçü dükkânı



O'da geldi geçti. Tam ismi Lincoln Cássio de Souza Soares'ti. Tapmıştı herkes ona. Lincoooln Lincoooln diye inletiyordu stadı. Vefasızdı. Bilmiyorum, belkide ben öyle düşünüyorum. Galatasaray'da üç teknik adamla çalıştı. Kalli, Skibbe ve Bülent Korkmaz. Ortasını buldu Lincoln! Skibbe ile Galatasaray'da ikinci sezonunda tavan yapmıştı. Müthiş bir istatistik yakalamıştı ve sezonun ilk yarısını değil Türkiye'de, Avrupa'da asist kralı olarak tamamlamıştı.

Fakat sonra birşeyler oldu, Bülent Korkmaz geldi Galatasaray'a. Otoriter, fazla hücum düşünmeyen, egoları olan bir adamdı. İlk Hamburg maçıydı. Tabelada 10 rakamını görünce sinirli ve çolpa bir şekilde yürüyerek kenara geldi Lincoln, Bülent Korkmaz'a büyük başlılık yaptı. "Beni nasıl çıkarırsın bu takımın en iyisiyim" der gibi. Çoğu Galatasaray'lının gönlünde ayrıdır Bülent Korkmaz. Benimde öyleydi tabi. Bu hareket sonrasında bir kin oluşmuştu. Lincoln çöküş dönemi yaşayacaktı. Lig bitmeden terk etti İstanbul'u. Hemde 6 bavulla. Bülent Korkmaz'da yanlış yapmıştı zamanında. Kaybeden değil, kazanan olmalıydı. Skibbe gibi. Schalke başkanı söylemişti bu lafı; "Onu pohpohlarsanız verim alırsınız" diye. Bir bebek gibiydi Lincoln. Duygusal yapısı vardı, iş ahlakı yoktu. Kewell kadar profesyonel değildi.

Ne derdi Bruce abimiz? Önemli olan içindeki değil, ne verdiğindir. Lincoln ne verdi Galatasaray'a? Bu önemli bence. Geçtiğimiz sezonda asist kralı olmasına ve Baros'un gol krallığında büyük emeği olmasına rağmen Galatasaray ancak 5.tamamlayabilmişti ligi. Bu gelecek sezon için büyük bir handikaptı. Yönetimin yanlışları olmamışmıydı? Tabiki oldu. Bunda medyanın payı büyüktü. Fakat Lincoln bu durumdaysa bunun en büyük sorumlusu kendisidir.

Olayın mali boyutu var birde. Galatasaray yarım sezon top oynamamış Lincoln'den 2.1 milyon € gelir elde etti ve herhangi bir transferi söz konusunda %50 payı yine Galatasaray'a ödenecekti. Bu büyük bir yönetim başarısıdır. Emeği geçenleri tebrik etmek gerek. Brezilyalıların sonu genelde böyle bitiyor. Hani bir laf vardır ya, cuk oturur bence.

"Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır"

9 Şubat 2010 Salı

Schafer'in bacağı



Nürnbergs kalecisi Raphael Schafer'ın Stuttgart maçında yediği tekme ve ardından objektiflere yansıyan bacak. Maç sonrası açıklamasında ise şöyle diyordu; "Bacağımı gördüm, o mutfak masasında bir tavşan gibi görünüyordu"

2 Şubat 2010 Salı

Robinho'nun geleceği


Robinho Manchester City'de Mancini geldikten sonra şans bulamayınca Santos'a kiralanmıştı. Bunun için Santos City'e 2 milyon € ödeyecekti. Brezilya'lı Robinho Brezilya'da büyük bir coşku ile karşılandı. Pele ile birlikte Vila Belmiro stadyumunda 15.000 taraftar onları bekliyordu. Onlar daha sonra helikopterden indiler. Robinho bu karşılamadan çok etkilenmiş görünüyor. Açıklamalarında Brezilya ile dünya kupasına katılabilmek için sürekli oynaması gerektiğini belirtiyordu. Çünkü Brezilya milli takımında çok kaliteli oyuncular vardı. Bu yüzden Santos onun için iyi bir kulüptü. Dünya kupasından sonra Santos başkanı Alvaro Luis Ribeiro ile oturup konuşarak geleceği için karar vermek istediğini belirtti. Fakat şuan tek düşündüğü 2010 dünya kupasında oynayabilmek. Ben açıklamalarından Santos'ta kalabileceği ihtimalini düşünebiliyorum. Robinho Santos'ta kalmak isterse City büyük zarar edebilir. Real Madrid'ten transferi 38 milyon €'ya mal olmuştu.

Metin



“Formaya..Armaya ..
Sevgiden..Saygıya..
İnsanlığa kardeşliğe dair aklınıza ne gelirse...
Ne düşünürseniz..
Bir Metin Oktay dersiniz..
O size verir her istediğinizi..
Her beklediğinizi.
Her sevdiğinizi..
Galatasaray’a dair..
Futbola dair..
Sevgiye dair..”

İyi ki doğdun Taçsız Kral Metin Oktay.

Bu da Galatasaray'a imza attığı gün;

Robbie Keane Celtic'de



Keane, Redknapp'tan istediği süreyi bulamayınca sezon sonuna kadar Celtic'e kiralandı. Redknapp açıklamasında da şöyle diyordu; "Keane yedek oturtulmayacak kadar kaliteli bir oyuncu" İrlanda'lı oyuncu sezon sonuna kadar Celtic'de forma giyecek. Bakalım Tottenham açısından nasıl sonuçlar doğuracak. Taraftarın Keane'i karşılaması görülmeye değerdi.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Aydın Yılmaz Eskişehirspor'da



Ara transfer döneminin son gününde opsiyonlu olarak Eskişehirspor'a verildi Aydın Yılmaz. Galatasaray altyapısından çıkarak forma şansı bulamayan, hak etmeden gönderilen bir çok oyuncu vardı. Mehmet Düz, İrfan Başaran, Cafercan Aksu, Oğuz Sabankay bunlara örnek isimler. Bu sebeple dönemin teknik ekip veya yönetimine eleştiri yapılabilir. Fakat bir de forma şansı bulupta kendini gösteremeyen yetenekler var. Aydın Yılmaz bunlardan birisi. Herkes resmi olarak Konyaspor'a attığı gol ile tanırdı onu. Saçları uzunken dikine iyi driplingler atıyordu Skibbe döneminde. Bu çocuk olacak demiştik ama ne olduysa sonradan oldu. Rijkaard sene başında Kewell'ı kesip Aydın'a şans veriyordu. Aydın bir iki maçta iyi oynamasına rağmen çoğu maçta sorumsuz ve isteksiz davranıyordu. Kısacası istikrar yoktu. Türk futbolundaki sorunların başında geliyor aslında istikrar. Aydın'dan nasibini almış görünüyor. Yazık oldu bana göre, Rijkaard ve Neeskens gibi hocalarla çalışıyorsun, Elano, Keita, Kewell gibi oyuncularla berabersin hiç mi üstüne birşey katamıyorsun.

Neyse, Rıza hoca belki adam eder onu. Kendisine başarılar dileyelim.

Harry Kewell


"Dünya var oldukça hiçbir medya tam iyi olmayacaktır."
Harry Kewell , Galatasaraylı futbolcu
 

Johan Cruijff (1964-1984) / (1985-1996)

"Futbol basittir. Zor olan basit futbol oynamaktır"
Hendrik Johannes Cruijff