4 Aralık 2010 Cumartesi

Söyleşi: Sabri Ugan

Röportaj: Sertaç Murat Kılıç
GSCimbom Fanzin #39 Aralık 2010

***

Merhaba, ilk olarak bu röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Biraz sizden bahsederek röportaja başlamak istiyorum. Spor dünyasına adım atışınızı, bugünlere gelmenizde en büyük destekçinizin kim/kimler olduğunu paylaşabilir misiniz?
Geçmiş değişmiyor. Nasıl yazıldıysa öyle kalıyor. Benzer sorulara verdiğim cevaplar var. O yüzden kimseyi sıkmak istemem. Özetle şöyle söyleyebilirim. Adapazarı Sakarya Gazetesi'nde muhabir olarak adım attığım bu yolculukta, Adapazarı Belediyesi Radyo Televizyonu ve Kanal 6 adımlarını attıktan sonra 1996 Eylül ayında kendimi STAR TV'de buldum. Star TV serüvenim devam ediyor.

Bu yolculuktaki mihenk taşlarımı soruyorsunuz: Gazetecilik kapısını açan Sakarya Gazetesi Genel Yayın Müdürü Cevdat Güngör, beni kısa sürede müdürlüğe taşıyan gazete sahibi rahmetli Semih Köprülü. (O dönemde çok isim var. Ama mutlaka unutacaklarım olacağı için duruyorum) Adapazarı Belediye Radyosu'nda son derece rahat bir çalışma ortamı sağlayan rahmetli başkan Ünal Ozan... İstanbul'a gelişimi sağlayan Kadri Ortaç... Ve İstanbul'da beni servise kabul edip, ilk ekran deneyimimi sağlayan Faik Çetiner... Ufkumu ve önümü açan programları sundurup kendime güvenimi artıran Cemal Alkan-Sedat Kaya... Star'a gelişimi isteyen, maç spikerliği konusunda büyük destek veren Büşah Gencer, Meriç Tunca. Star'a ilk geldiğim yıllarda adeta bir servis gibi arabasıyla beni taşıyan Fuat Akdağ... Yine güveniyle ve Telegol programıyla daha çok kitleler tarafından tanınmamı sağlayan Serhat Ulueren... Birikimime birikim katan İlker Yasin...

Ve mesleğe ilk başladığım yıllarda inanılmaz övgü dolu sözleriyle beni motive eden televizyon duayeni rahmetli Ufuk Güldemir. Mutlaka unuttuklarım vardır. Çünkü bende izi olan çok insan var. Unuttuklarımdan özür diliyorum.

Biraz da ilk anlattığınız maçınızdan bahseder misiniz? Spikerlik nasıl başladı, neler yaşadınız bugüne dek, en keyif alarak anlattığınız maç ne oldu?
Maç anlatımı aslında yarı profesyonel olarak Adapazarı'nda Sakaryaspor maçlarını anlatarak başladı. Profesyonel olarak önce radyoda, Süper FM'de anlattım Şampiyonlar Ligi maçlarını. Anlatım yerine oturduğum ilk maç ise 1997 Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali oldu. Rotterdam'da Paris S. Germain ile Barcelona karşı karşıya geldi. Ben bu maçı "ilk maçım" olarak kabul ederim.
Keyif aldığım çok maç var elbette. Ama 3 maç var ki diğerlerinden burun farkıyla ayrılır. Biri Helsinki'de. Milli takımımız Finlandiya karşısında 2-0 mağlup duruma düştü. Fark olur diye bakarken ardı ardına golleri bulup, 4-2 kazandık...
Diğer ikisi Ali Sami Yen'de. Real Madrid ilk yarıyı 2-0 önde tamamlamıştı da, Galatasaray fırtına gibi estiği ikinci yarıyla birlikte maçı 3-2 kazandı. Atletic Bilbao maçında Hagi'nin uzatmalarda gelen golüyle Galatasaray'ın 2-1'le 3 puanı alması da keyifli maçlarım arasındadır.
Ha bir de, 1999 Şampiyonlar Ligi Finali, Manchester United - Bayern Münih maçı da unutulmazdır benim için. Son dakikada MANU 2 gol atıp kupayı kapmıştı.

Kitabınızdan bahsetmek isterim biraz da. Henüz yeni ve hala büyük bir okuyucu kitlesinin eline geçme imkânı var. Kitabı yazarken beklentileriniz nelerdi? Şu ana kadar ki tepkiler sizin için tatmin edici oldu mu?
Yazmayı seviyorum ve bir roman yazıyordum. Bunu söylediğimde ilk soru hep "Futbolla mı ilgili?" şeklinde oldu. Futbolla ilgili değildi. Ama anladım ki bir futbol adamı olarak benden beklenti futbol yazmam yönündeydi. O halde futbol yazmalıydım. Arda Turan benim tarzıma çok uygundu. Ailesiyle ilişkiler, annesiyle arasındaki inanılmaz bağ, tuttuğu takıma tutkusu, bugünlere gelirken yaşadıkları. O yüzden Arda Turan'ı öyküleştirmeye karar verdim ve çok doğru yaptım. Bu kitap benim için edebiyat dünyasının kapısını çalmak gibiydi. "Ben geldim, kapıyı açar mısınız" kitabı. Hem futbolcu olmayı çok isteyen oğluma da bir miras olacaktı. Galatasaray olumsuz sonuçlar alıyor, Arda forma giymiyor. O nedenle kitabı tanıtmak konusunda aceleci davranmıyorum. Buna rağmen harika karşılıklar alıyorum. Geri dönüşler çok olumlu. Bu beni ikinci kitap için çok motive ediyor.

Aslan Yürekli Kaptan’ın yazılma sürecinde yaşadıklarınız ve düşündüklerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Arda Turan / Aslan Yürekli Kaptan adı hemen ilk gün konan bir kitap oldu. Arda Turan'ın 6-7 yaşlarında bir sokak maçını anlattım. Sonra Yüksel hanımla birlikte Galatasaray alt yapısı seçmelerine gidişini. Buraya kadar su gibi aktı. Sonra bir durgunluk dönemi geldi. Kafamda Arda Turan'ın o heyecanını yansıtacak kurguyu oluştururken Arda'nın kapısını çaldım. Bana hayatıyla ilgili birkaç anısını anlattı. Sonra o dönemlere tanıklık eden genç futbolculardan Cafercan'dan telefonla o günleri konuştuk. Sonra Arda Turan'ın teknik direktörlüğünü yapan Abdullah Avcı ve Suat Kaya anlattılar. Öykü artık şekillenmişti. Yazmaya başladım, her cümleyi bir film sahnesi olarak canlandırdım. Sonuçta özellikle 12-17 yaş grubunu hedefleyen ama anne ve babaların da sevdiği bir öykü kitabı çıktı ortaya.

- Bu kitabın devamı niteliğinde olan başka kitaplar da düşünüyor musunuz? Ülkemizde spor ve sporcu üzerine yazılan kitap sayısı çok fazla değil ve okunma oranı da düşük. Bu konuda bir değişimin öncüsü olmak gibi bir misyonunuz var mı?
Bu kitabın devamı olur mu? Bilmiyorum. Belki Arda Turan'ın bugünlerini de anlatabilirim. Ama bunun için Arda'nın biraz daha olgunlaşması, yıllanması gerekiyor. Belki Arda 28-30 yaşlarına geldiğinde olabilir. Ama şunu kesin söyleyebilirim, benzer bir öykü başka bir futbolcu için söz konusu olmayacak. Arda'dan başkasını öyküleştirmeyeceğim. İnsanların "onu da yazdı, bunu da yazdı" demesi üzer beni. Bu konuda hassasım. Bir romanım var. Yazıyorum. Bir aşk romanı. Ama dekorunda elbette yine futbol olacak. Sanırım önümüzdeki yaza yetiştiririm. Ardından 2 futbol kitabı yazma planım var. Biraz daha yıllandıktan sonra, mesela 3 yıl sonra bir gezi - anı kitabı yazabilirim. Bir misyon olarak değil. Ama hayal gücüm izin verdiği sürece yazacağım.

Ben yavaş yavaş sporun daha da içine girerek futbola yönelmek istiyorum. Galatasaray’dan başlamak gerekirse geride kalan son 1 aylık süreçte yaşananlar, alınan kararlar ve değişen düzen hakkında neler söylemek istersiniz?
"Bence" diyerek başlamak istiyorum. Galatasaray bu sene kendi sınıfına uygun olmayan bir kadro kurdu. Bu kadroyla yarışırken sıkıntılar yaşayacağı belliydi. Kadro dardı ve sakatlanan bir futbolcunun mesela Baros'un yerine birini koymak mümkün olmuyordu. Arda Turan da beklenmedik derecede uzayan sakatlığıyla zora zorluk kattı. Rijkaard'ın gidişi normaldi. Olumsuz sonuçlarda ilk bedeli genelde teknik direktörler öder. Bu kadroyla başarılı olması zaten çok çok zordu. Hagi geçiş dönemi için doğru bir tercihti. Ama yönetim haziran ayında takımı emanet edeceği teknik direktörü belirlemeli. Ayrıca ara transferde takviye gerekli.

Peki, bu kaos döneminden nasıl sıyrılılabilir?
Kaos döneminden kurtulma reçetesi ara transfer takviyesi ve özellikle Türkiye Kupası'ndan geçiyor. Bugünkü görüntüsüyle Galatasaray'ın önümüzdeki yıl Avrupa'da olması mucize gibi görünüyor.

Rijkaard - Gheorghe Hagi değişikliğinde yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu değişimle birlikte Galatasaray'da neler değişir gelecek açısından?
Bu kadro yapısı Rijkaard'ın en büyük handikapıydı. Hagi'nin avantajı henüz kredisinin var olması. Nitekim Baros ve Arda'nın dönüşüyle birlikte, ara transferde alınacak futbolcuları düşünürsek, Hagi'nin elinde daha alternatifli bir kadro olacak.

Hagi’nin gelişiyle takımda bazı radikal kararlar alındı, bunlardan biri de Misimovic’in kadro dışı kalmasıydı. Galatasaray'ın sakatlarının bol olduğu dönemde bu hamle doğru muydu? Misimovic ve Galatasaray ilişkilerinde ne gibi farklılıklar olacaktır?
Hagi'yi oynatmak da kolay değildi. O da yıldızdı ve bir teknik direktörün ondan verim almak için özel yeteneklere sahip olması gerekiyordu. Şimdi anı özelliklere Hagi'nin sahip olması gerekiyor. Misimoviç konusunda yorum yapabilecek bilgiye sahip değiliz. Ama yine de sanki Hagi çok isteseydi Misimoviç'i kazanabilirdi gibi geliyor bana. Misimoviç öyle üstü hemen çizilecek bir futbolcu değil. Şunu da söylemem gerek. Bu kadro yapısı dikkate alınacak olursa, Misimoviç'in gelişi de hata gibi geliyor bana. Misimoviç oynamaktan çok oynatan özelliğe sahip.

Taraftarın bir kısmı yönetimden memnun değilken, bir kesim de sorunun sadece futbolcular ve teknik adamlarda olduğuna inanıyor. Teknik kadroda değişiklik yapılmasına rağmen sorun çözülmedi. Sizce yönetimde bir değişiklik yapılması neleri değiştirir? Ya da değişiklik olur mu?
İyi sonuçlar gelir tepkiler önce azalır sonra biter. Olumsuzluk devam ederse elbette yönetim de iyiden iyiye topun ağzına gelir.

Spor Toto Süper Ligde en çok beğendiğiniz ve iyi işler beklediğiniz takımların başında kim geliyor? Teknik adamlar açısından bakarsak da kim sizin için ön plana çıkıyor?
Bu sene için Karabükspor'u alkışlıyorum. Şampiyonlar Ligi'ni bir yana bırakacak olursak Bursaspor da hız kesmedi. Kayserispor Şota'yla birlikte kalburüstü takımlardan. Bence Fenerbahçe ve Beşiktaş da iyi kadrolar kurdular. Ama en büyük alkışım Şenol Güneş liderliğindeki Trabzonspor'a.

Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi serüveni tatsız ve acı bir tecrübeydi. Bu performanstan yola çıkarak Türk futbolu hakkında nasıl bir değerlendirme yapabiliriz?
İkisi arasında bağ kurmuyorum. Her iki alan birbirinden farklı. İşte Fenerbahçe örneği. Hiç puan alamayan Fenerbahçe de bu ülkenin takımıydı, yarı final kapısından dönen Fenerbahçe de. Futbol endüstrisinin futbolu getirdiği noktada arada sırada sürprizlere tanıklık edebiliriz ama artık grupta ilk 2'ye girmek çok çok zor.

Ligde şampiyonluk kovalayan ve üst sıraları zorlayan takım sayısı her geçen yıl artıyor. Önceki yıllarda olduğu gibi kopmalar gerçekleşmiyor. Bunun ana nedeni 3 büyüklerim olumsuz performansı mı, yoksa son dönemlerde ağızlarda çok dolaşan “Anadolu Devrimi” gerçekleşiyor mu?
Bence 3 büyükler doğru transfer hamlesi yapamıyor. Artık Anadolu takımları, koparılan yıldızlarının yerine yenisini koyup, iyi yabancı transferlerle kadro dengesini yakaladılar.

En çok hâkim olduğunuz konulardan birine de değinmek istiyorum. Şampiyonlar Ligi bu sene beklentilerinizi karşılıyor mu? Sizin için en sürpriz takım ve en çok hayal kırıklığı yaratan takım hangileri oldu?
İlginç. Geçenlerde Şampiyonlar Ligi maçlarından birini izlerken annem dedi ki "Sabri nerede senin zamanındaki Şampiyonlar Ligi…" Evet, ben de eski tadı alamıyorum doğrusu. Şimdilik sürpriz yok. Tottenham'ı çok beğeniyorum. Hayal kırıklığım ise Liverpool. Onlarsız bir Şampiyonlar Ligi benim için eksik.

Avrupa Futbolundaki transfer piyasasının yükselmesi ve büyük takımların kadro kalitelerinin artması Şampiyonlar Ligi’ne keyif mi getirdi yoksa dengeyi mi bozdu size göre?
Şampiyonlar Ligi bir dizi haline dönüştü artık. Özellikle çeyrek finalden sonra hep aynı takımları görüyoruz. Hep aynı filmi izler gibiyiz. Bazen gerçekten enfes maçlar izliyoruz ama Şampiyonlar Ligi'nin bir büyüsü vardır. Özellikle gruplarda bu büyüden yoksun kalıyoruz. Büyükler çok çabuk kopuyor.

Bu sene kimi şampiyonluk konusunda favori görüyorsunuz? Sezona, kupaya damga vuracak isim kim olacaktır?
Trabzonspor şu görüntüsüyle en büyük adayım. Sezona Trabzonspor damgayı vurur gibi geliyor bana. Galatasaray'ın tutunacağı tek dal kupa. Kupa Galatarasaray'a daha yakın bu nedenle.

Sizin hakkınızda birkaç şey daha sormak istiyorum. Sabri Ugan futbol dışında hangi spor dallarıyla yakından ilgilidir? Boş zamanlarında spor yapar mı?
Tabi tabi boş zamanlarında değil fırsat buldukça spor yapar. Haftanın en az 4-5 günü spor salonundadır. Bunun dışında kayak yapmayı acayip sever. Her yıl Sarıkamış'a gider mutlaka. Sarıkamış aşığıdır. Çok kimse bilmez ama iyi bir yüzücü ve tramplencidir. Ekstrem sporlar da çok ilgisini çeker. Tenis ve basketbol (son 3 dakika) maçlarını izlemeye bayılır. Voleybolu izlemekten çok oynamayı tercih eder.

Sizinle ilgili son bir soru daha sorarak röportajımıza nokta koymak istiyorum. Türk futbolunda değiştirmek istediğiniz tek bir şey olsa, değiştirme imkânınız olan, bu hakkınızı ne tür bir noksandan yana kullanmak isterdiniz?
Tek kelime... Adalet. Disiplinde, cezalarda ve hakemlikte adalet.

Röportaj için tekrar teşekkürler. Hayatınızda ve işinizde başarılar dilerim.
Röportajı ve daha fazlasını burada bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok: