7 Aralık 2010 Salı

Forması şortunun içinde olan adamlar: Brian Laudrup

Brian Laudrup, Rangers'ta futbol oynarken

Büyüleyici bir hız, harika bir top tekniği ve nefis bir oyun zekası. Serinin bu bölümünde konuğumuz yaşayan en iyi 125 futbolcu listesine giren Brian Laudrup olacak. Her ne kadar ağabey Micheal Laudurp daha çok sevsem de Brian Laudrup'un ağabeyine göre daha sıcak ve sevincini dışa vuran bir karakteri vardı. Kariyeri boyunca bu karakter ona seçim yaparken hassas davranması gerektiği konularda yardımcı olacaktı.

1969 yılında dünyaya gelen Brian Laudrup'un futbolcu olmasındaki en büyük etken futbol mesleğini seçen bir aileden gelmesiydi. Babası Finn eski bir futbolcu ve abisi Laudrup ise gelecekte etrafına ışık saçmaya meyillenmiş kaliteli bir kumaştı. Brian'ın kariyeri Brøndby IF takımının altyapısında başladı. Gösterdiği başarılı grafik ile Brian kısa sürede Milli Takım'a seçilmeyi başardı. 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılamasa da o turnuvanın ardından Danimarka Milli Takımı'nda düzenli olarak forma giymeye başladı. Danimarka Milli Takımı'nda gösterdiği performans Brian'ın Bayern Munih'e transferini gerçekleştirdi.


Brian Laudrup için Bayern Munih'te işler iyi gitti. İki yıl formasını giydiği Bayern Munih'te 1992 yılının sonunda Danimarka ile Avrupa Şampiyonluğu yaşadı ve bu, kariyerinde efsane olmadan önce yakaladığı büyük başarılardan biriydi fakat daha sonra İtalya'ya geçecek ve işler orada iyi gitmeyecekti.

Başarısız İtalya Dönemi
1992 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra Brian'a teklifler yağıyordu. Brian Laudrup o dönem İtalya'nın köklü kulüplerinden Fiorentina'ya transfer oldu. İtalya liginin sert futbolunda Brian takımıyla tutunamadı ve Fiorentina sene sonunda küme düştü. Taraftarlar futbolculara saldırdı ve bu olay onu derinden etkilemişti.

"Tam bir kâbustu. Taraftarlar büyük hayal kırıklığına uğramıştı. Onların bize saldırmak istediklerini sanmıyorum ama çok düşmanca bir atmosferdi. Arabalar ateşe verildi, caddelerde polis silahlandırıldı, bundan dolayı tamamen düşmanca bir atmosferdi."

Fiorentina'nın küme düşmesinden sonra Milan'a transfer olan Brian Laudrup burada bir elin parmağında gösteremeyeceğiniz kadar az forma şansı buldu. Buna rağmen ülkesinin formasını terletmeye devam ediyor ve sürekli forma şansı buluyordu. Fakat ülkesi bu dönemde 1994 Dünya Kupası'nı es geçiyordu.

"Evime geri döndüm ve ben futbol hakkında yanlış işi seçmiş olabileceğimi hissettim. Futbol eğlenmek içindir, oyun sevgisi içindir ve bu kesinlikle senin bir uçtan bir uca gidebileceğin bir şeydir. Her zaman inişler ve çıkışlar vardır."

Brian Laudrup'un İtalya başarısızlığında ince bir detay var. O da tıpkı ağabeyi Michael Laudrup gibi bu ligde genel anlamda başarısız oluyor ve bir sonraki adımında formalarını giydikleri kulüpte efsane oluyorlardı. Michael Laudrup Barcelona'da, Brian Laudrup ise Rangers'ta... Bu ikilinin başarıyı yakalamalarındaki en büyük etken hocaları oldu. Michael Laudrup'u Cruijff'un Barca'ya alması ve Brian Laudrup'u Rangers sahibi Smith'in bulmasıydı.

Sonuçta Brian Laudrup'un Milan'ın Barcelona'yı 4-0 ile bozguna uğrattığı maçtan sonra Ranger'a transferi gerçekleşti. Rangers, Brian'în hiç tahmin edemeyeceği kadar başarılarla dolu dört yılını geçireceği ve kariyerinin en tepesi olarak anılacağı bir kulüp olarak bilinecekti. Brian Laudrup, bu dönemde kritik bir görüş bildiriyor:

"Eğer kararımdan 3 ya da 4 yıl önce İskoçya'da oynayabilir misin diye sorsaydınız ben hiçbir şansımın olmadığını söylerdim. Fiziksel olarak güçlü değildim, tempolu ve fiziksel bir oyunu kaldıramazdım ve İskoçya'da tutunamazdım."

Ranger'da İlk Sahne ve İlk Gol
Rangers kariyerdeki ilk maç 94/95 yılında Motherwell takımına karşı gerçekleşti. (bkz. resim bir, Motherwell karşısında oyun sırasında) Motherwell bir köşe vuruşu kazandı ama Brian topu Rangers ceza alanından kaptı. Daha sonra agresif diagonal bir koşu geldi ve Motherwell savunmasının tam kalbinde girdi, ardından galibiyet vuruşunu yaptı. Taraftara büyük güven vermişti...

"Rangers'a transferimle ilgili eşimle konuştum. Bana, 'hadi şimdi yukarı tırmanma vakti' demişti. Walter Smith ile tanıştığımda onun için oynamak istediğimi biliyordum, İtalya'da zor geçen iki yılımın ardından beni satın almak isteyen bir kulüp için oynamak istedim. Bunun yaptığım en iyi hareket olduğunu birçok kez söyledim. Bu olaya kariyerimin en iyi 4 yılını geçirmeme vesile oldu."

Brian Rangers'ta şampiyonluğu kutluyor

Brian Rangers'ta çok büyük işlere imza attı. Takım İskoçya liginde bir çok madalya kazandı ve Brian bunların başrol oyuncusuydu. Taraftarların sevgilisi olmuştu ve kimi otoriteler tarafından İskoçya liginin en iyi oyuncularından biri olarak kabul görüyor. Bir oyuncu düşünün, İtalya liginin markajından sıyrılarak İskoçya'da bir efsane oluyor... İşte o Brian'dı...

"Şampiyonlar Ligi'nde AEK Atina tarafından alt edildik. Lig kupasında Falkirk tarafından dövüldük. Ve Celtic tarafından aşağılandık. Bu benim ilk üç haftamdı. 3 mağlubiyet. Gerçekten düşmüş gibi hissediyordum ve şöyle dedim: "Tanrım, burada işler çok sert yürüyecek." Celtic maçından sonra bir kaç Rangers taraftarı geldi ve bana şöyle dedi, 'Endişe etme Brian, herşeyi geri alacağız, umarız ligi bizimle kazanacaksın.' Bu konuşmalar gerçekten hayran bırakmıştı."
Brian'ın milli takım kariyerinde Rangers'a transferi de oldukça önemliydi. Çünkü Brian iyi maçlar çıkardıktan sonra kendisine daha fazla güveni geliyordu. Bu sayede 1996'ya ve 1998'e katıldılar. Brian Danimarka Milli Takımı ile Dünya Kupası'nda çeyrek final görmüştü...

"İskoçya ligi Avrupa'da bir numara değil. Eğer İskoçya'ya gidiyorsan ne kadar iyi olduğunun anlamı yok. Düşünürsün, 'Tamam, sadece bir cumartesi geçireceğim ve işimi yapacağım ya da beceremeyeceğim."

Sonrası...
Brian Chelsea'ye transfer olduktan sonra sakatlıklarla boğuştu, çok az forma şansı buldu. Gitti geldi olmadı, son durak ise Ajax'tı. Abisi Michael'den sonra bu kez o formayı Brian sırtına geçiriyordu. Brian iyi maçlar çıkardı fakat futbola erken veda etti. 31 yaşında Danimarka futbolundan büyük bir yetenek kariyerine nokta koydu.

Brian'ın Futbolu
Laudrup müthiş hız ve tekniğe sahipti. Öyle ki markajdan inanılmaz çabuk kurtulurdu. Rakibini alt ederdi ve öldürücü darbeyi yapardı. Harika goller attı ve bunları yapmak özel yetenek gerektirirdi. Hızı sayesinde sağ, sol kanatlarda görev alabiliyordu fakat onun en önemli özelliği yaptığı müthiş driplingler ve orta alanda attığı akıl dolu paslardı. Takım arkadaşlarını oynatırdı. Harika bir çocuktu, forması her zaman şortunun içindeydi ve müthiş bir görev adamıydı...

Peki Brian neden farklıydı?

1998 Dünya Kupası çeyrek finali: Brezilya - Danimarka,

Maçtan önce yanına gelen oğlu Brian'a şöyle dedi "Maçta eğer gol atarsan her zamankinden farklı bir sevinç gösterisi dene, hep aynısını görmek artık sıkıcı oldu"

Babası maçta bir gol attı ve bir de asist yaptı fakat bu bir üst tur için yeterli olmadı. Ancak o, oğlunun sözünü yerine getirmişti. Brian Laudrup işte bu yüzden farklıydı:

2 yorum:

Kaan Kavuşan dedi ki...

hastayım.

Yakup Sabri İNANKUR dedi ki...

Aslında Fiorentina da o kadar da kötü oynamamıştı. Fiorentina o dönem gerçekten kötüydü. Yanılmıyorsam Effenberg, Baianolu dönem. İyi futbolcuları olmasına rağmen, takım olamamışlar. Laudrup'un Milan'da forma giyememesinin sebebi, Massaro'nun ikinci baharını yaşama isteği, Marco Simone'nin Van Basten'e atıfta bulunularak Marco-2 lakabını kazanması bir de tabi Savicevic. Sıra gelmedi Brian'a. Ama nedense abisinden daha çok severim Brian'ı çok klas, bilekleri çok yumuşak bir oyuncuydu.