19 Kasım 2010 Cuma

Ser uğruna yardan vazgeçmek

Yazı sıcağı sıcağına yazılmış olmayacak. İlk haberin çıktığı anda yazmak nasip olsaydı keşke ama kişisel işler, bayram vs. derken böyle sarktı. Dünün en önemli haberi, gündeme oturan haberi, şüphesiz Misimovic'in kadro dışı kalma haberi oldu. Tam iki haftadır, çok değerli, saygın(!) medyanın başlattığı karalama çalışmaları, amacına ulaştı desek yeridir. Olaylara politik yaklaşma niyetim yok pek, o bunu yaptı, bu şöyle dedi vs. girmeyeceğim. Hagi otoriter davrandı, göz dağı verdi falan çok klasik laflar.

Olaya şöyle bir pencere açmak istiyorum. Bir futbolcuyu kadro dışı bırakmanın Türk futbol seyircisine verdiği haz inanılmaz. Çünkü kadro dışı bırakmak bizim ülkemizde şöyle karşılanır.

"Helal olsun, adam otoritesini belli etti." ya da şöyle bir tepki de olağan olabilir; "Zaten bir halt yapmıyordu, iyi oldu. Doğru karar, kimsenin ayrıcalığı olmadığını gösterdi." bla bla bla bla...
Sürüp gider bu. Adamlar kadro dışı bırakmak nedir bilmezler çünkü. Birisi kadro dışı kalmışsa, onunla gurur bile duyabilirler. Futbolcuya olan etkisi düşünülmez. Buraları da geçelim. Biraz başa saralım mesela. Misimovic, bundan 2.5 ay önce, transferin son günü apar topar gecenin bir köründe uykusuz bir halde getirildi. O güne kadar olanlar bu transferden herkesin ümidini belli ölçüde kırmasına sebep oldu. Transfer ilaç olur mu olmaz mı tartışmaları da oldu. Ben bunları da geçiyorum. Benim kafamın takıldığı nokta Misimovic'in göz göre göre nasıl elimizden kayıp gittiğiyle alakalı. Yetenek ve kalite konusunda ne kadar önemli bir isim olduğunu, Bursaspor'un (Almanya'nın Bursa şehrinin, yeşil beyaz takımından bahsediyorum) şampiyonluk yolundaki en etken rol oynayan ismi olmasıyla belli etti. Önünüze iki tane forvet konuyor, siz bu forvetlerin yanında 7 tane gol attırıyorsunuz, 20 tanesinde direkt bir önceki topu atan isim oluyorsunuz ve daha nice golde de dolaylı olarak olayın içindesiniz. Kısacası önünüze dikilen iki sırığı gol kralı yapıyorsunuz. Sırık dediysek de kazma demedik, oradan bir gol çabasına girmeye gerek yok.
Futbol bu ülkede o kadar geriden geliyor ki; bir Katar, bir Yunanistan, Arabistan, Amerika gibi ülkelerle boy ölçüşecek düzeyde(ydik). Son yıllardaki transfer başarısı bir nebze yukarı çıktı ama sadece transfer başarısı, ötesi yok. Anelka'dan başlayıp gelen, düşüşteki yıldız transfer politakasında elde avuçta başarılı olarak gösterilebilecek isim sayısı bir elin parmağını geçmeyecek düzeyde. Şimdi aslında yapılan şuydu. Biz önce ikinci baharını arayan büyük isimleri alırdık, yıllaaar yıllaaar önce. Sonra biraz daha işi ciddiye aldık, ismi büyük ve bir o kadar da katkı verebileceğine inanılan isimleri aldık. En sonunda da dedik ki, biz en iyisi oynadıkları liglerde değer sayılan, kalitesiyle üst seviyede denebilecek düzeyde isimleri transfer edelim. Baros ve Kewell'ı bu kategoriye sokmam ama bir Lincoln transferi buna örnektir. Elano, Gio ve son olarak da Misimovic bizim kullanmayı beceremediğimiz adamlar oldu. Yani, o bahsettiğim transfer politikası çerçevesinde alınmış fakat "lan bu adam yıldız, profesyonel, nereye koysan oynar" zihniyetiyle davrandığımız adamlar.

Ön libero Elano, sol forvet Gio'dan sonra, sol kanat Misimovic denemesi de güzel oldu. Hep beklenen yıldız yetiştirme becerisi ülke sınırları içinde çok iyi durumda olmasa da yıldız harcama konusunda ustayız. Yıldız derken Ronaldo, Messi falan değil. Bunlar bizim yıldızımız işte, yeter de artar. Fazlasını bünye kaldırmıyor çünkü. Şimdi, "Hagi doğru yaptı, otoritesini koydu, bir sikm oynamıyordu ibne" tarzında bir yorum getirerek olayı bağlarım. Hakikaten bağlarım, yazı da burada biter. Ama ben son bir paragrafla şöyle anlatayım.
Biz bu adamı kullanamadık. Aldık herifi, dedik ki "Çık oyna, Rijkaard'ın aradığı adamsın." Aslında öyle değil o iş, sözde kalır o. Çünkü Rijkaard'ın oynatacağı sisteme kafadan aykırıydı. Oyuncuları şöyle kaydırıp, 4-3-3'ün şu formasyonuyla oynansa iş yapardı laflarına girmeye gerek yok. 4-3-3 dedin mi, kanatlara Gio ve Arda'yı koyacaksın, orta 3'lüyü de sağlam kuracaksın. Misimovic hiçbirinde oynamaz. Adamı tutup yüzsüz gibi bir de sol kanada hapsettik Hagi'yle, iki çalım attı, oynar dedik. Oynamaz amk, öyle bir adam değil bu. Koyacaksın önüne, sağa sola koşan 2 forvet, atacak ara pasını, onların yarattığı boş alanlardan kendi de pozisyona girecek, açılacak önü, bir koyacak kaleye, kaleci de ağları süpürür artık. Harcadık adamı, bu karardan sonra Misimovic'in geri dönüşü mükemmel yapma ihtimali de var elbet, ama şu ankinden daha kötü olma ihtimali daha ağır basıyor. İşin özünde kullanmayı beceremediğimiz adamı harcarsak, elimizdekinin kıymetini bilmezsek kaybederiz. Futbolcuyu değil, futbolu kaybederiz. Misimovic'in çok da umrunda, 2.5 ay önce Guti, Anelka transferleriyle kıyaslayan başkanı bile ona sahip çıkmıyorken o niye taksın ki takımı?
Yok arkadaş, adam yatar, parayı alır, bunun kalitesinde bir adama da Bundes Liga'dan nasılsa bir talip çıkar, çeker gider, orada topunu oynar, golünü atar, asistini yapar, takımın kralı, padişahı olur. Biz de böyle aval aval izleriz. Bize yakışan da bu, Türk futbolu gelişti çünkü. Türk futbolu çok üst seviye oldu çünkü.
Şimdi en çok da şunu merak ediyorum, bizim kazanma ve başarı aşkımız bu mudur?

Hiç yorum yok: