1 Ekim 2010 Cuma

Babasının gölgesinde kaybolanlar: Jordi Cruijff



Pele, Cruijff, Beckenbauer, Zico, Dalglish gibi efsane futbolcuların, oğullarıyla ilgili hayalleri vardı; Futbolda kendilerinin elde ettiği başarıların, onlar tarafından da tekrar edilmesini arzuluyorlardı. Olmadı, armut dibine düşmedi. Oğullar, babalarının isimleri altında ezildi; kimi uyuşturucu bağına sürüklendi kimi de dördüncü lig futbolcusu olarak jübile yaptı. Kısacası, genetik avantaj, yetenekle bir türlü buluşmadı. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, "Babalar ve Oğullar" adlı muhteşem kitabında; nihilist oğul Bazarov'un geleneksel değerlerin tümünü karşısına alıp, muhafazakarlıkla devrimciliği karşı karşıya getirmesini konu eder. Yabani eski usulcü, kendini yenilemeyen baya karşı, yenilikçi ve ilerici bir oğul sözü konusudur kitapta. Bu noktada oğul, babasının kazandığı başarıların üstüne yenilerini eklemekle meşguldür. Turgenyev'in sosyolojik ve felsefi çıkarımları, babalar ve oğullar için bir rehber niteğindedir ama karşılaşılan gerçekler genellikle, bu kitaptakinden farklıdır. Futbol dünyası, bu muhteşem kitapta anlatılanların tam tersi örneklerle dolu; tıpkı, müzik ve sinemada olduğu gibi... Futbolda, başarılı olan devrimci babalar ve onların bu devrimini devam ettiremeyen oğulları söz konusudur. Boynuzun kulağa geçtiği Paolo Maldini gibi az sayıdaki örneği saymazsak; babaları ünlü birer futbolcu olan oğullar, aynı mesleği icra ettiğinde, babalarının kazandığı başarılarının yarısını dahi elde edememiştir. Sorun, genellikle; şöhret altında ezilme, rahat yaşamaya alışma ya da ulaşılamayacak kadar büyük bir hedef belirleme olarak görülebilir. Ancak yine de, onların cehennemi, babalarının yaptıklarıyla kıyaslanmak olmuştur. Kimi bu duruma "Ben babam değilim."diye isyan eder kimi de baskıyı kaldırmadığı için, kurtuluşu, uyuşturucunun sağladığı sahte bir dünyada arar. Örnekler o kadar çoktur ki; her biri neredeyse birer dosya konusudur.

Johan Cruijff'ün ilk çocuğu Jordi bunlardan biriydi. Jordi babasının etkisi sayesinde, Barcelona ve Manchester United'ta oynadı. Bu iki takımda da, hatırda kalır bir performans sergileyemedi. Örneğin Manchester United'ta, dört sezon boyunca, sadece 38 maçta forma giydi. Bu maçların büyük çoğunluğu ise, nispeten önemsiz ya da zayıf rakiplere karşı oynanan kupa maçlarıydı. Futbolda geldiği en üst nokta, Alaves'te oynayıp kaybettiği Uefa kupası finaliydi. Alaves'ten sonra kariyeri düşüşe geçti. Espanyol, Metalurg Donetsk ve son olarak Valetta'da oynadı. Kendisinden bekleneni bir türlü veremeyen Jordi. Başka bir deyimle babası kadar olamadı.

4 yorum:

Black Pearl dedi ki...

Bir de Youri ve Jan Mulder var. Youri asla babasi kadar olamaz, spor yorumcusu dalinda :-)

Kaan Kavuşan dedi ki...

Johan Cruijff'u geçmesini beklemek de çok abartıydı zaten. İlk başlarda hep boynuz-kulak muhabbeti vardı. Daha sonra en azından iyi futbolcu olsun dediler Jordi için. Alaves yıllarında iyiydi de. Fakat yaşlanmıştı Alaveste. Özellikle Man Utd'de gereksiz yere fazla zaman geçirdi. İlk 11'de oynamayı hedefleseydi böyle olmazdı. En azından iyi adamdı derdik anarken. Gerçi ben hâlâ kötü oyuncuydu diyemem.

Enjoy The Lappap dedi ki...

milletin halt yemesi abi. tamam herkesin aklına gelir "onun kadar yükselir mi" diye de, insan bi bakar mnakoyym kiminle kıyaslıyorum ben diye.

BasitOyna Blog dedi ki...

Kıyaslama değil, Maldini ya da Pele, veya Maradona'nın çocuğu olsa ve futbolculuk mesleğini seçse her zaman babasıyla yetenek olarak olmasa da başarı olarak bir çerçevede değerlendirilir. Bu çark her zaman böyle döner ve Dünya'nın her yerinde vardır. Eğer babanız çok iyi bir futbolcuysa sahanın içinde ve dışında her zaman üzerinizde bir baskı unsuru olur.