26 Ağustos 2010 Perşembe

Rijkaard'ın günlüğünden #2

Rijkaard der ki;

"Ligin ikinci yarısı da başladı, iyi başladık diyemem ama bu takımda bir şeyler değişeceğine inancım da tükenmedi hâlâ. Emre Çolak, yeni göz bebeğim. Biraz fizik gücünü artırırsa inanılmaz bir oyuncu olabilir. Yavaştan şans da veriyorum ona. Günler geçtikçe bana gelen sorular da acayipleşiyor basın toplantılarında. Bir de enteresandır her maç sonrası basın toplantısı yapmak zorundayım. Adamlar illa bana gelip abuk subuk sorular soracak, mecburmuşum gibi onları dinleyip cevaplayacağım. Kaybedilen, kötü oynanan bir maçtan sonra çıkıp "kötü oynadık" demen sanki haz veriyor adamlara. Çok acayip bir ülkedeyim, teknik direktörü zor durumda bırakmak için saman altından su yürütüyorlar. Kulüpte yönetimde de bir şeyler dönüyor, hissetmeye başladım. Ama enteresandır medyanın karşısına çıkınca resmen beni mahvetmek için uğraşıyorlar, kendime acımaya başladım.

...

Jo gollerini falan atıyor da hakkında çıkan haberler kulağıma gelmeye başladı. TV'leri izlesem de bir şey anlamıyorum zaten, ancak duyacağım sağdan soldan. Açıyorum kanalları maçlardan sonra bağırıp çağırıyorlar. Hele bir program var ki gecenin 4'üne kadar sürüyor ve sürekli birbirlerine bağırıyorlar. Suratlar asık, gülmek yok. Enteresanlaşıyor burada hayat gün geçtikçe. Jo'nun bu skandalları üzmeye başladı beni, oysa ki ben ondan umutluydum. Santos desen oynuyor ama hâlâ istediğim gibi değil. Neill için Neeskens'e tapıyorum zaten, onun futbol bilgisi ve deneyimi her zaman benim için örnektir. Boşuna demiyorum yardımcım değil, ben onun yardımcısıyım diye. Johan bu işi iyi biliyor, Neill'ı oynatmak gol yeme sayımızı düşürdü biraz en azından. 

...

Taraftar çıldırmış durumda, sürekli sonuçlarımız kötü, kalecimin ne yaptığını hâlâ çözemedim. Bunca aydır buradayım taraftarın ilk defa böylesine sinirli olduğunu gördüm. Arda'nın maçtan sonra gözleri dolmuştu, bu taraftarı hep överdim ama ağlatmışlar çocuğu. Bir taraftar kaptanını niye ağlatır ki? Nasıl başarabilir bunu? Benim en son bir kaptanım hatta ve hatta en son bir futbolcum ağladığında elinde kupa vardı, mutluluktandı onunki. Ya da kaybedilen bir maçtan dolayı ağlamışlardır herhalde, en kötü ihtimalle. Ama Arda, taraftarın tepkisine üzülmüş, kendisine söylenene üzülmüş. Sebebini de sormadım zaten, nasılsa onu üzecek bir şey yapıyorsa taraftar -haklı bile olsa- benim gözümde haksızdır. Kaptanına sahip çıkmayan adamlar takıma nasıl sahip çıkacak? Bu ülkenin futbol anlayışı ve futbol görüşü beni futboldan soğutuyor her geçen gün. 

...

Adnan Bey sözleşme teklif etti geçen gün, ben kabul etmedim. Uzatacaktık ama haketmedim henüz. O sözleşmeyi haketmem için bir şeyler yapmalıyım ama henüz yapamadım. Seçimlerden de iyi sonuçla çıktı bu arada. Adnan Bey yeniden başımızda. Haldun Bey deseniz yine seferi. Adam iki dakika oturmuyor yerinde, sürekli tarıyor dünyayı, avrupayı. Adnan Sezgin denen bir adam var, hiç hazetmiyorum kendisinden. Bu takımda işler zaten tuhaf yürüyor.

...

Haldun Bey geri döndü, Adnan Sezgin Bey gitti şimdi de. Ne oldu anlamadım. Zaten bu aralar Haldun Bey'in morali bozuk, bir sorun var ama anlatan yok. Kendisine saygım ve sevgim sonsuz, her fırsatta söylüyorum da ama bakalım ne olacak. Geçenlerde Adnan Bey'den 2-3 futbolcu istedim "tamam" dedi. İstediğim adamlar gelirse çok iyi olacak, takım kendine gelecek elbet.

...

Sezon bitti, Dünya Kupası da başladı. Biraz da futbolun keyfini çıkarayım, koca bir sezon futbol adına bir şey göremedim çalıştığım ülkede. Oynatmaya çalışıyorum da oynayan yok. Bursaspor'u da takdir etmek lazım, hakettiler. Eşimle balayındayım, çok güzel günler geçiriyorum. Dünya Kupası'nda Hollanda'nın başarısı da mutlu ediyor beni. Buradan bir kaç isim için Adnan Bey'le görüştüm, önceki istediklerimden sonuç çıkmamış. Haldun Bey buraya geri gelince görüşmeler aksamış, doğal olarak görüşülen kulüpler de bundan bir hayli rahatsız olmuş. Bütün görüşülen isimler donma noktasına gelmiş kısacası. Her neyse; gün geçtikçe sabırsızlanıyorum, şampiyonanın sonuna gelsek de şampiyonu görsem diye.

...

İş başı yaptık yine. Kamp döneminin ortasındayız ve ben "deja vu" yaşıyorum. Daha geçen sene bu takımlarla oynadık aynı skorları aldık döndük. Elime birkaç tane de oyuncu verdiler sezon başında. Ne işe yararlar bilmem, birkaçında potansiyel var ama, ümitliyim. Aslında biraz da dertleşmek lazım. Geçen gün Haldun Bey'in istifasını duydum, yıkıldığım gündü. Onun o özverisi, sıcakkanlılığı beni ne kadar etkilemişti defalarca söyledim. Bu takımda saygı duyduğum tek adamdı. 'Adam gibi adam' diye bir terim varmış bu ülkede, Bursaspor'un şampiyonluğundan sonra her yerde yazıyordu ben de merak edip sordum Mert'e. Bir şey anlamadım ama çok iyi ve anlamlı bir sözmüş, Mert öyle dedi en azından. Günler geçtikçe artık iyice buranın bir parçası oldum, sinirlerim çok yıpranmaya başladı. Futbolcular arasında kavga görmüştüm geçen sene antremanda. Aynı amaç için çalışan iki insan niye kavga eder ki? Savaşa gidiyoruz, bir ülkeyi kurtarmakla yükümlü iki kişiyiz ve adamla sudan sebeplerden kavga ediyorum. Aslında anlayabiliyorum onları da, bu ülkede kavga edilmiyor, kavga ettiriliyor. Ben Türkçe bilmiyorum, ama bilsem herhalde Neeskens'i boğar, Albert'e kafa atardım. Bunu anlamak için de Arda eline bir gazete alıp, o gazeteyi okuyup okuyup fırlattıktan sonra yüzündeki ifadeyi görmek yeterliydi. Ardından Sabri aldı, o da aynı şeyi yaptı. Burada hayat garipleşiyor gerçekten. Aklımdayken söyleyeyim, durmadan bu cümleyle bitiriyorum ama nedenini bilmiyorum." 

Devamı gelecek...

Hiç yorum yok: