25 Ağustos 2010 Çarşamba

Rijkaard'ın günlüğünden #1


Rijkaard der ki;

"Ve sonunda İstanbul'dayız. Uzun bir maraton oldu açıkçası. Haldun Bey'le yapılmış onca görüşme, yenilen yemekler, oturulan cafeler. Çok kibar, aklı başında birisi kendisi. Doğrusunu söylemek gerekirse bunca takımda oynadım çalıştım, onun kadar amatör ruhla işini profesyonelce yapanını görmedim. Galatasaray'ı o kadar seviyor ki sağolsun hizmette, görgüde kusur etmedi. E kaç aydır görüşüyoruz, hedeflerini de anlattı, kıramazdım böyle güzide bir insanı. Aldı beni, geldik İstanbul'a. Çok memnun herkes burada geldiğim için, havaalanı tam bir kargaşaydı. İlk çıktığımda dedim "ne yapıyor bunlar?" Tabii, düşününce insan biraz mutlu da hissediyor kendini, sevildiğini bilmek güzel şey. Her neyse, apar topar sözleşme de imzaladık, imza töreni de yapıldı. Adnan Bey'le tanıştım, kulüp başkanıymış. Elimi tuttu, yanağımdan öptü. Meğersem burada adetmiş, bunu da öğrendik. Çok da anlatılacak bir şey yok açıkçası, güzel ve yorucu bir gündü.

...

Hazırlık kampını da geçtik artık, gelene gidene attık bir sürü gol ama rakipler genelde mahalle takımıydı, geçmişine baktım kulübün her yıl bunlarla oynanıyor. Herhalde pilot takım falan. Her neyse, ufak tefek Avrupa takımlarına 3'er 5'er atıyoruz, benim ve takımım için her şey güllük gülistanlık. Takıma ilk geldiğimde bana Baros-Kewell-Arda var elinde dediler. Keita'yla Elano'yu da verdiler. Ama Aydın diye bir çocuk var, müthiş bir yetenek. Topla birlikte hem hızlı, hem de teknik. Bu çocuğun kumaşına bayıldım, bu sezon vazgeçilmezim olacak gibi. Çok farklı bir yeteneği var.

...

İlk 6 haftayı geride bıraktık. Dönem dönem yazmak güzel yaşadıklarımı, farklı bir deneyim burası benim için. Havası, futbolcuları bile farklı. Taraftarı ayrı bir kefede anlatmak gerek. Geldiğimden beri yenilgim yok, takımım hiç maç kaybetmedi şükür. Taraftar daha da inançlı, e benim de inancım artıyor. İlk 6 haftada aklımda kalanlar çok garip şeyler tabii. Herkese bol gol atıyoruz da Keita'nın ilk maçtaki o talihsizliği korkuttu hepimizi. Bir de Kasımpaşa maçı oynadık. O maçta Galatasaray'ın ne kadar büyük bir kulüp olduğunu anladım, 2 tane kaleciyle oynadılar. Aslında birisi kalede duruyor, o çıkınca öteki hemen geçiyor. Şaşırdım doğrusu, hakem buna nasıl izin verdi diye. Çocuğun da hakkını vermek lazım, çok iyi çıkardı topu. Bir de saha içinde her futbolcumuzu biçmeye teşebbüsü var, enteresan bir maçtı.

...

Birkaç hafta daha geçti Türkiye'de. İyiden iyiye ısınmaya başladım ülkeye. İlk beraberliğimizi aldık, daha doğrusu ilk puan kaybımız demeliyim. Eskişehirspor geçen sezon çok ters gelmiş Galatasaray'a. Bu yıl da aslında biz iyiydik de işte şanssızlıkla yenmiş bir gol var. Bir de Keita o topa öyle uçacağına kontrol etse sanırım 7'de 7 olacaktı, neyse talihsizlik diyip geçelim. Fenerbahçe maçında ise kavga çıktı maçın başında, Arda'yla birisi kavga etti, sebebini anlamadım da o maçtaki atmosfer çok tuhaf. El Clasico'yu gören ben için çok bağnaz bir maçtı. Açıkçası hakemin kafasının kanadığı bir maç neden başlar ki? Baros da sakatlandı, işimiz artık daha zor. Zor günler bekliyor açıkçası. Bir de geçen bir arkadaşım aradı, burada bana TV seyretmek yasak ama arada bakıyorum işte. Başkan zaten medyaya konuşma dedi, niye anlamadım ama bir şey sorarlarsa kötü "bilgim yok" dememi söyledi. Her neyse; arkadaşım dedi ki, kel bir herif varmış, benim için "Rijkaard antrenör falan değil" demiş. Aynı adam ilk geldiğimde ise "Rijkaard devrim niteliğinde bir iş" gibisinden bir şeyler söylemiş. İnsanlar burada çabuk değişiyor, ağızları çabuk farklılaşıyor. Ülkeye ısınıyorum ama sıkmaya da başladı desem yeridir. Buranın insanları çok acayip.

...

Ligin ilk yarısı bitti iyi kötü, Kewell da sakatlandı kupa maçında. Baros dönmedi, Kewell ve Baros'suz ne yapacağız merak konusu. Futbolcular zaten istediğimi yapmıyor. Daha doğrusu yapamıyor. İlk 6 haftadaki takım yok zaten sahada. Bu arada Aydın'dan bir halt olmazmış, kumaşı iyi demiştim ama meğersem bir anlık motivasyonmuş. Barış diye birisi var takımda, ne zaman, ne diye, kim aldı merak ediyorum açıkçası. Çocuk baktığı yöne pas atamıyor, ya da bilerek yapıyor. Bir insan karşısında kimse yokken neden "no look pass" denilen zımbırtıyı yapar ki. Bir de çok sol ayağı iyiymiş gibi sol ayakla vuruyor bazen. Her neyse, çok dertliyim, çare yok. Artık ikinci yarı için düşüneceğim bir şeyler.

...

Baros ve Kewell uzun süre olmayınca Haldun Bey'den forvet istedim. Bir de çok yiyoruz diye bir defans. Adam gitti 1 ayda üçünü de aldı geldi. 1 ay ailesinden uzak kaldı, otellerde yattı kalktı, yediği yemekler farklı, her şey. Elin Arabıyla oturdu konuştu 1 ay. Tabii, bu sırada Murat Bey'in de hakkını vermek lazım, o da çok emek harcıyor. Her neyse; Neill, Jo, Dos Santos'u aldılar. Televizyona baktım da onları da bir ton taraftar karşıladı, bana özel sanıyordum meğersem adamlar her geleni seviyorlarmış, bir tek beni değil. Böyle bir taraftar psikolojisi görmedim daha önce. 40 yaşındaki adam 20 yaşındaki, çocuğu yaşındaki birisi için havaalanına gidip k.çını yırtıyor. Karakter meselesi bir yerde, nasıl yediriyor kendine çözemedim. Oğlu için acaba benzer bir şey yapıyor mu? Mesela oğlu yurt dışından gelse oraya gidip tezahürat yapar mı mesela? Burada futbol kültürü çok farklı cidden, benim futbol anlayışımın oturması için 30 yıl yeter mi bilemiyorum. Olmadı çocuğumu gönderirim, gelip sistemi aşılamaya devam eder.

Devamı gelecek..

4 yorum:

Adsız dedi ki...

muhtesem :))

BasitOyna Blog dedi ki...

Harika olmuş adamım. :)

fernan dedi ki...

harika ifade etmişsiniz, bırrravo!

Jordi Metal dedi ki...

10 üstünden 11 veriyorum :9

Sanki Rijkaard'ın günlüğünü aşırmış gibisin :)