21 Ağustos 2010 Cumartesi

Cruijff & Rijkaard - Barcelona & Galatasaray

Bir yazıdan yola çıkarak yazdım bu yazıyı. Aslında yazının bir cümlesinden yola çıkara.:)

Burası İspanya, La Liga ve Barcelona değil. Başımızdan bir Rinus Michels, bir Johan Cruijf bir Ernst Happel geçmedi. Rijkaard, bana sorarsanız, hep Cruijff'ın bir kuklası gibiydi Barça'da. Geldiği ilk gün (aksini umarak) fiyasko olabileceğini düşündüm bolca, bir önceki cümleyi sürekli bana Rijkaard'ın gelişini soranlara söyleyerek.

Genel izlenim böyle bizde, Rijkaard hep bu kavrama sahip. O bir şey yapmamış, sadece Cruijff'un sisteminin veliahtı, hatta o sistemin bir takıma oturmasında katkısı olmayan insan gözümüzde. Bahsedilen iki isim Rinus Michels ve Johan Cruijff bu futbol kültürünün gerçek anlamda yaratıcıları diyebilirim. Bunu bu bağlamda ele alırsak elbette ki birilerinin kukla olması, o kültürün devam etmesi için yukarıdan birilerinin ipleri sallaması gerek. Cruijff Barcelona'da bu sistemi yavaş yavaş oturttu, bunu alt yapılara, daha sonra yönetime, daha sonra gün geçtikçe alttan gelen her oyuncuyla a takıma empoze etti. Yavaş yavaş, kasmadan yaptı adeta. Herkes Barca'nın elinde oturmuş bir kadro vardı, Rijkaard işleyen sistemi sadece yönetti diye konuşsa da benim görüşüm bunun tam aksi. Barca'nın kadrosu yıllar boyunca hep çok önemli isimlerden oluşmuştur. Hatta öyle ki, bu futbolun empoze edilmesi adına Kluivert, Overmars gibi Hollandalı isimlerle çaba harcanmıştır. Ama işin özü alt yapıdan bu sisteme adaptasyondan geçtiği için toplayarak bir yere de varılmadı. Barca'yı, 2000 öncesi halinden pek fazla hatırlamam. Fakat şu bir gerçekki yeni yüzyılın başlarında Real Madrid'in Los Galacticos hükümdarlığı tüm Avrupa'da boy gösterirken bunu değiştirebilecek bir (detaya da inersek ekiple beraber birkaç) isim vardı. Bu isimler şu an bizim başımızda bulunan teknik kadro.


Bu teknik kadro zaten yıllar öncesinde kulübün her kademesine empoze edilen futbol kültürünü yeniden canlandırmak adına geldi. Sonuçta Madrid'e kaptırılmış bir hakimiyeti düşünürsek -ki o dönemlerde Valencia da İspanya futbolunda çok büyük bir söz sahibiydi- bu hakimiyeti geri almanın bir yolu bu ekipten geçiyordu. Şöyle biraz geçmişe gittiğimde Xavi'nin 2000'li yılların başlarındaki oynadığı futbol ve bu dönemki futbol arasında büyük fark var. Bu tecrübeyle, olgunlukla bağdaştırılabilir ama asıl sebep onun zihnine, zekasına uygun bir sistemin takıma oturması da en büyük etkendi. Bugün Barca alt yapısından çıkan her isim sisteme direk adapte, konsantre ve uyum gösteren bir görüntü çiziyor. Messi'nin ilk çıktığı dönem, Bojan, Dos Santos, Pedro ve daha sayılabilecek bir çok isim. Aslında işin özünde herkes bu kültürün ve sistemin oturma dönemini sadece Rijkaard'ın Barca'da geçirdiği ilk yılki başarısızlık ve ardından gelen akıl almaz istikrar ve Rijkaard'la kötü geçirilen bir sezonun ardından yolların ayrılmasıyla devam eden bir süreç gibi görüyor. Şu var ki; bu sistem ve kültürün oturma aşaması çok uzun bir sürece mâl olmuş, hatta bunu 15-20 yıllık bir döneme bağlayabiliriz. Elbette şu anki futbolun 20 yıl öncesine dayandığı iddia edilemez ama o kültür empoze edilirken aslında diğer yandan da Barca büyüklüğünü koruyabildi. Bugünlerde ise elindeki müthiş yeteneklerle çıtayı en tepeye yükseltti.


Bunu Galatasaray odaklı incelemek istiyorum bir de. Fatih Terim'le buna benzer bir dönem geçirildi. Hatta daha da geriye gidersek, Jupp Derwall döneminde yapılan atılım, Mustafa Denizli'ye aktarılan tecrübe ve peşi sıra gelen başarılar. Daha sonra alt yapıdan gelen oyuncular, anadoludan alınan gençler ve beklenen 1-2 yılın ardından 4 yıl üst üste gelen müthiş bir istikrar. Bu yapılanların, yani yaklaşık 10-12 yıl civarı süregelen müthiş bir yapılanma örneği, buna gösterilen azim ve taviz vermeme erdemi. Her şey biraz da bu noktada kilitleniyor. O sistem ve kültür kolay oturan bir sistem ve kültürdü. Türk futbolcusuna kolay empoze edilen bir sistem olmasının yanı sıra Fatih Terim'in bunu müthiş bir şekilde uygulayabilmesiydi. Bu aslında onun kendi methodu ve futbolculara en uygun sistemdi. O dönemki kadro 4-4-2 veya 4-4-1-1 -ne derseniz diyin- için çok uygundu, aslında Fatih Terim'e sağlanan imkanlar ona uygundu, onun istediği gibiydi hatta.

Günümüzle de bu durumu kıyaslama yapacağım. Barca'nın yaptığı yapılanmadan yola çıkarak bizim geçmişteki başarımızı, oradan yola çıkarak da bugünü anlatmak istiyorum. Şöyle düşünürsek, o yapılanma için yönetim ve taraftar olarak sabır vardı, yönetim imkanları sağlamıştı ama bugünkü teknik ekibe bunu sağlayamıyorlar ya da sağlamıyorlar. Hagi'yi, Popescu'yu, Tafo'yu getiren yönetim anlayışını göremiyoruz. Bilmem kaç yıl öncesinden alt yapısına Emre'yi alan yönetim anlayışını göremiyoruz. Bilmem kaç yıl öncesinde Tugay'ı, Bülent'i sahaya direk sürdüğünde onlara sabredebilen taraftar anlayışını göremiyoruz, medya duyarlılığını göremiyoruz. Hakan Şükür'ü sisteme en uygun adam olarak gidip getiren yönetim anlayışını göremiyoruz. O masraftan kaçmaya çalışan, o çabayı göstermekten aciz yönetim anlayışını görüyoruz. Demem o ki; Terim'e istediğini verdik, yaptı, etti. Rijkaard istiyor, neden vermiyoruz? Neden devrimden, hatta daha ciddi bir ifadeyle, YENİ bir devrimden kaçıyoruz? Herkes Rijkaard'ı vs. eleştirirken, neden biz Terim'i istiyoruz? O gelecek tekrar o devrimi oluşturacak mı sanıyoruz? Yönetim ona bunu sağlayacak mı sanıyoruz? Bugün Rijkaard Cana'yı isteyince alınıyor da neden daha iyilerini istediğinde 3-4 kuruşun hesabıyla adamları elden kaçırıyoruz? Neden alt yapımıza dışarıdan oyuncu katmıyoruz? Neden Emre Çolak'ı sahaya sürdüğünde; "Çok çelimsiz, fizik gücünü geliştirmeli." diyoruz da, sonra oynatmıdığında en ufak olumsuz sonuçta "Onu oynatacağına koy Emre'yi, onu kazanalım" diyoruz? Cumhur'u Fenerbahçe maçının 85. dakikasında oyuna aldı diye eleştiren yorumcuları dinledikten sonra gelip de "Bu maçı ciddiye almıyor, agu gugu..." diyoruz da Cumhur'u yeni Tugay'ımız yapmaktan aciz davranıyoruz?

Bu kadar soru soruyorum da neden Rijkaard'a kızamıyorum acaba. Rijkaard oynatmıyor mu da beğenmiyoruz adamı, oynatıyor da mı beğenmiyoruz. Devrim diye 2 sene önce başımızın etini yiyen yönetim, "Sabredeceğiz, güvenimiz tam, Rijkaard'ın sözleşmesini uzatmak istedik o 'haketmem lazım' dedi" diyor da bugün Fatih Terim'i yalanlamıyor. Sistem oturmuyor evet, ama neden biz bunun suçunu Rijkaard'a yıkıyoruz, Barca'ya sistemi Rijkaard mı oturttu da ona kızma yetkisini kendimizde buluyoruz? Koca ekibi aldık geldik, o yanlış yapıyorsa "hocam" dediği Neeskens de mi söylemiyor doğrusunu? Ya Albert Roca? En iyi kondisyonere sahibiz diyip de neden hala bunca sakatlık yaşıyoruz? Bunun suçunu da mı onlara atacağız? Neden "neden bakmıyorlar kendilerine" diye sorgulamıyoruz?

Ben de soru daha çok var, yazı da uzun oldu zaten. Okunursa tamamı ne âlâ, okunmazsa canınız sağolsun. Aslında özünde demek istediğim şu, sorularıma cevap bulamıyorum ki ben, o cevapları bana verecek adamlar yok ki ben doğruyu bulup Rijkaard'ı kovayım, ona "defol" diyebileyim. İşin özünde çok gerideyiz zihniyet olarak, taraftar profili değişmiş, yönetim kafası değişmiş, futbolcu mentalitesi değişmiş. Bunlar düzelmeyince ben niye Rijkaard'a "go home lan" diyeyim? Off, çok soru sorduk. :)

Hiç yorum yok: