26 Ağustos 2010 Perşembe

Bir teknik direktörden fazlası: Jose Mourinho



Şimdi bloga girersiniz, çehresine bakar, rengini görür, adını, banner'ını inceler, sağ wigdettaki resimlere, felsefeye bakarsınız. Esinlenilen düşünceyi görürsünüz. Sonra da bu başlığa bakınca "ne yapıyor bunlar?" diyebilirsiniz. Aslında felsefemiz basittir, hayranlık başkadır. Cruijff'un kariyerini, yaşadıklarını hatta yaşam tarzını her okuduğumda, onunla ilgili duyduğum her kelimede hayranlığım katlanır. Ama gel gelelim ki benim bu herife acayip bir sempatim var. Jose'nin teknik adamlığını, spor bilgisini ve kültürünü bir kenara bırakın, kişi olarak müthiş saygım var.

Bilirim, Cruijff'la pek iyi değillerdir ama zamanında bu da bir Hollandalı'nın yanındaydı, ondan öğrendiği şeyler var -ki Hollanda futbolundaki önemli isimlerden birinin yanındaydı; Luis Van Gaal. Jose'nin benim için bir idol olduğu, futbol felsefesi ve karakter yapısıyla tam bir fenomen olduğunu gerçeği değişmez hiçbir zaman. Her zaman zirvede anılmıştır adı, Jose Mourinho denilince akla hep aynı şey gelir; "başarı!" Adamın futbol geçmişi yok denecek kadar önemsiz, teknik direktör olması nasıl gelişti çok bilgim de yok ama Porto'ya kazandırdıkları tartışılmaz. Karakteri herkese ne kadar itici geliyorsa bana da bir o kadar çekici geliyor. Çünkü adam zeki, kurnaz, altta kalmayan, lafını esirgemeyen, bilgili, yetenekli... Daha bir çok özellik sayarım. Herkese verdiği ters cevaplarla ünlüdür genelde. Teknik direktörlerle atışmaları, durduk yere ona buna çatmaları meşhurdur.

İnter'le geçirdiği bir sezonun ardından geçen sezona başlarken yine İtalya Ligi'nin favorisiydi. Yaşadığı deneyimler ve tecrübeler inanılmaz, müthiş bir kariyer ve daha da iyisini hedeflemek. Özelliklerini sayıyordum ya, bunu da ekleyeyim. Adam hırslı, vazgeçmez, başarıya inancı tamdır. Geçen sezona başlarken ağzımdan tek laf çıkıyordu; "bu sezon Şampiyonlar Ligi Jose'nin ellerinde olacak." Futbola bakış açısı tamamen felsefeden geçen bir adam aslında. Kendi felsefesi, oyuncuya göre sistem anlayışı ve herkesten alınabilecek maksimum verim onun için en önemli plandır kafasında. İnter'e oynattığı futbol çok eleştirilse de -sözde- anti-futbol anlayşına hakim olduğu düşünülse de tarafsız gözle bakarsak işini yaptı. İnter'de aldığı Şampiyon Ligi kupasından sonra misyon tamamlandı, artık yeni bir sayfa zamanı gelmişti. Real Madrid hem onun için hem de Real taraftarı için en büyük hayaldi. Dünyada öyle bir ikiliyi yan yana getirinki bu oluşum olsun. Pilav üstü kuru mu dersiniz yoksa başka bir şey mi bilemem. Cuk diye oturan bir evlilik oldu bu.

Aslında Jose R gelirken Barca hükümdarlığını nasıl yıkacağını çok merak ediyordum -ki hâlâ da çok merak ediyorum. Barca'nın oynadığı inanılmaz futbol, alınabilecek puan sınırlarını zorlayan performansı ve asla formdan düşmemesi Jose'nin işini zora sokuyor elbette. Şöyle bir bakıyorum da, 96 puan toplamış ve şampiyon olamamış bir teknik direktörün yerine gelen birinden ne istenir ki? 97 mi topalamak, 99 mu, 100 mü? Daha ne kadar üstüne koyulabilir ki? Geçen sezonun bir tekrarı olsun bu sezon, öyle kuruyorum kafamda. Her skor aynı olsun. Ama tek bir maç farkedecektir içlerinde, tek bir maçın skoru Real'i şampiyon yapacaktır; Barca'yı evinde yenmek. Jose'nin kafasında kurduğu da bu olsa gerek. Yeni sezona başlarken daha çok takım olgusunu ön planda tutmaya çalışarak transferler yaptı. Mesut, Di Maria, Carvalho gibi isimler takıma çağ atlatmayacak belki ama Jose yapınca bu transferleri değeri daha da artıyor. Demiştim ya, futbolcudan alınabilecek maksimum verim, oyuncuya göre sistem ve o sisteme göre takım kurgusu. Bunların oluşturduğu yolda ise yapılan transferler.

Jose vs. Real birlikteliği değil de beni en çok meraklandıran Jose vs. Barca birlikteliğinin nasıl geçeceği. La Liga adına öyle güzel ve büyülü bir sezon bizi bekliyor ki, her anını doya doya yaşamak çok keyifli olacak. El Clasico'yu iple çekiyorum desem yeridir.

Hiç yorum yok: