15 Temmuz 2010 Perşembe

En değerli XI - Gümüş kadro

Altın kadro adı altında bir kadro oluşturdum. Fakat o kadar başarılı isimler vardı ki göze batan, ben bunların arasında bazılarının dışarıda kalmasından rahatsız oldum. Bunlar için de bir gümüş kadromun olması gerekirdi.

Manuel Neuer/Marten Stekelenburg: Nasıl tercih yapacağımı bilemedim. Gümüş kadromun büyük bir bölümü böyle olacak gibi. Takımları için ne kadar önem arz ettiklerini anlatmak çok zor. Neuer'i ilk kez bu kadar uzun soluklu ve canlı izledim. Performansı inanılmazdı. Stekelenburg zaten tanıdığım bir isimdi. Saar'dan sonra kaleyi devralmasıyla performansının Saar'ı aratmaması hiç de şaşırtmadı beni. Casillas'tan sonra bana göre en iyi performanslardı kalede.

Van der Wiel: Şimdi buraya düşününce neden Maicon yok diyorum kendi kendime. Ama bu adamın performansının yanında Maicon'u yazmak ayıp kaçardı. İnanılmaz bir çıkış yaptı, bir yerde okumuştum 20 küsür milyon euro bonservis isteniyordu bu adama. Henüz 22 yaşında ve inanılmaz bir performans gösterdi. Maicon benim en beğendiğim sağ bektir ama Ramos ve Wiel'in önüne geçemediler. En az onlar kadar iyiydi belki ama bu iki ismin finalde oynamış olması sanırım en iyi 2 olmalarının sebebi benim gözümde.

Arne Friedrich/Mathijsen: Arne, benim "Altın kadro"mda yer alabilecek kadar iyiydi. Ama Lugano biraz daha ağır basabildi. Buraya yazınca da ikinci adamım Pique'yi düşününce Mathijsen'i dışarıda bırakmak olmazdı. İkisi de inanılmazdı. 30 yaşlarına merdiven dayamış iki isim ve ikisi de tecrübeleriyle çok şey kattılar defanslarına. İkisi de yanlarındaki stoperdeki genç arkadaşlarına çok yardımcı oldu. Turnuvanın tartışmasız en iyi stoper performanslarından 2'sini bunlarla izledik.

Gerard Pique: Bu adamı açıklamak imkansız. Xavi gibi pas atıp, Puyol gibi mücadele edip, Ferdinand gibi hava topu alıp, İniesta gibi çalım atmak. Bir defans oyuncusu bunların hepsini yapabiliyorsa bu müthiş bir yetenektir. Hücuma bindirmesini görünce Lucio aklıma gelmiyor değil ama bu daha teknik çıkıyor. Beklenenin biraz altında performans gösterdi, daha doğrusu İspanya defansında Puyol'un biraz gölgesinde kaldı benim gözümde.  Gümüş kadromun tek vazgeçilmezi diyebilirim bu isim için.

Capdevilla: Her kesin bildiği bir oyun vardır, PES. Bu adamın sol ayağını anlamak için o oyunu oynamanızı öneririm.:) Bu kadar etkili topa vurabilen ve bir sol açık kadar rahat adam geçebilen bir bek. Yaşına rağmen hücuma bindirmeleri, mücadelesi çok iyiydi. Sol ayaklı oyuncunun az yetiştiği dünyada, Capdevilla ve Gio gibi beklerin hala oynuyor olması ve en iyi iki performansı vermiş olmaları takdir edilesi bir durum.

Mark Van Bommel: Sert oynadığı kabul, hakemler birazcık acımasa 2 kırmızı kartla bitirirdi bu turnuvayı. Ama Hollanda orta sahasına kattığı şeyler müthiş. Baskısı, top alışverişindeki rahatlığı ve oyunu yönlendirmesi. Sneijder'i kitleyen rakipler karşısında orta sahadaki sorumluluğu alan adam oldu. Her ne kadar antipatik bir performans da olsa başarılı olduğunu gözardı edilemez.

Javier Mascherano: Sevgili Burak Eren'in bir ütopyası varmış, Ballack diye. Bu adam da benim ütopyam. Çok farklı bir oyuncu. Koca orta sahayı arındırın takım arkadaşlarından, deyin ki "50*20'lik alan senin, ne yap ne et orayı kontrol altına al." gıkını çıkarmaz. Mücadeleci, yılmayan yapısıyla rakibi inanılmaz yıpratıyor.  Maradona boşuna demiyor ya, "herkesten önce onun adını yazarım" diye. Belki de tek doğru yaptığı iş Maradona'nın. Mascherano verebileceğinden fazlasını verdi ama o büyük alandaki yapabilecekleri bir yere kadardı ve Arjantin'in elenmesinin önüne geçemedi ama yine de turnuvanın en iyilerindendi.

Mesut Özil: Biraz da kıyak geçerek buraya yazıyorum Mesut'u. Performansı çok iyiydi, Gana'ya attığı gol jeneriklikti. Kopuk kopuk oynuyor olması, 90 dakika boyunca aynı tempoda olamaması olumsuz bir durum onun adına. Genelde maçın koptuğu dakikalarda etkinliği oldukça artan bir görüntü çizdi. İngiltere ve Arjantin maçlarında bu gözle görülür şekilde görüldü. Performansı umut vericiydi ve her ne kadar çok daha büyük şeyler beklense de yaptıklarıyla ilk tecrübesinde oldukça iyiydi.

Carlos Tevez: Arjantin'in en sevilen çocuğu yine gönülleri fethetti. Mücadelesi, hırsıyla herkes için Arjantin'de Messi'den önce geliyor milli takımda. Elinden geldiğinden fazlasını vermeyi hedefleyen ve takımın hücuma kalkmasında çok önemli rol oynayan bir isimdi. Çoğu kez atakları sürükleyen adam oldu. Meksika'ya attığı golün yanı sıra gösterdiği performans da en az o gol kadar iyiydi.

Andres İniesta: Kupanın kulpuna yapışan isim oldu. Çalım atma yeteneği inanılmaz ve hücuma verdikleri müthiş. Defansif yönde de katkısını her zaman hissettirdi. Şili'ye attığı gol ve finalde attığı gol 8 golün 5'ini atan Villa'dan sonra 2 golle takımının en golcüsü oldu.:) Çok fazla anlatmaya gerek yok, Xavi'niz varsa, yanına da bu adamı koyuyorsanız yenilmez olmanız şaşırtıcı değil.

David Villa: Niye altın kadroda yok diye konuşan çok oldu da Forlan'la arasında çok gidip geldim. Oraya koymayınca buranın tek adayı oldu. 8 gol atan takımının 5 golünü atmış, bu 5 golden 4 tanesi direk maç kazandıran goller olmuş. Kaçırdığı penaltıya çok sinirlenmiştim, belli bir sebepten dolayı ama eminim ki şimdi o da yanıyordur o kaçan penaltıya. Gol krallığında tek başına olma fırsatını tepti ama olsun, takımının şampiyonluğunda payı çok çok büyüktü.

Hiç yorum yok: